VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
12 Ocak 2016 Salı | Anasayfa > Haberler > İnce şeylerin şairiydi Necatigil
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İnce şeylerin şairiydi Necatigil

Selim İleri, bir lise öğrencisiyken kapısını çaldığı ve kendi tabiriyle “zorla çırağı olduğu” Necatigil’in doğumunun 100’üncü yılını “Kırık İnceliklerin Şairi Behçet Necatigil” kitabıyla kutluyor.

BUKET AŞÇI GÜREL




Sevgileri yarınlara bıraktınız/ çekingen, tutuk, saygılı./ Bütün yakınlarınız sizi yanlış tanıdı.”
Böyle başlar Behçet Necatigil’in “Sevgilerde” şiiri. Modern insanın, yani “durup ince şeyleri anlamaya” vakti olmayanların yanılgılarını, kederlerini anlattığı... Yarın, denilen zamanın hep olacağının sanılmasını...

Böyle böyle yarınların düne verilmesini:
“Bitmeyen işler yüzünden/(Siz böyle olsun istemezdiniz)/ bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi/ kalbinizi dolduran duygular/ kalbinizde kaldı/ siz geniş zamanlar umuyordunuz/ çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.”

Belki de sevmekten korktukları içindi bu telaşlı suskunluk. Sevip de yitirenlerin bulaşıcı korkusu. Bu yüzdendi belki de her gün telaşla oradan oraya koşturmak. Bir makine, çarkın paslanmaz çalışkan dişlisi gibi hiç durmadan ince, zarif duyguları bilinmez yarınlara ertelemek:

“Yılların telaşlarda bu kadar çabuk/ geçeceği aklınıza gelmezdi./Gizli bahçenizde/ açan çiçekler vardı,/gecelerde ve yalnız./ Vermeye az buldunuz/ yahut vakit olmadı.”

Ne zaman Behçet Necatigil’in bu şiirini okusam, ertelediğim hayallerim, sevgilerim gelir aklıma; bir türlü çıkamadığım semt yürüyüşlerim, annemi daha sık aramayışım gibi. Ama öğüt verir gibi değildir bu şiir ya da isyan bayrağı çektirmez. Büyük harflerle yazılan, gürül gürül okunan bir şiir de değildir. Adeta mırıldanır. Sanki bir akşam üzeri, tavana vuran güneş ışığının belleğimizde canlandırdığı anılarımızın anlattıkları gibidir. Aracısız, damıtılmış. Tam da bu yüzden zor ve derinlikli bir şiirdir. Kendini hemen açmaz, fakat kapısı da kilitli değildir. Sadece dikkat ve özen gerektirir. Belki bu yüzden de popüler değildir. Olmalı mı, o da tartışılır.

Selim İleri ise onun için “Kırık İnceliklerin Şairi Behçet Necatigil” diyor. Henüz bir lise öğrencisiyken gönüllü çırağı olduğu, sık sık ziyaret ettiği Necatigil’in edebiyatını ilk şiirden son şiire kadar inceliyor bu kitabında ve böylece bu yıl doğumunun 100’üncü yılını kutlayacağımız şaire olan vefasını bir kez daha gösteriyor.

Daha önce basılan ve yenilenen “Kırık İnceliklerin Şairi Behçet Necatigil” kitabının, şairin kızı Ayşe Sarısayın için de özel bir yeri var. Şöyle diyor Sarısayın: “1999 yılında ilk okuduğumda çok etkilemişti bu kitap beni. Çünkü Necatigil’in ilk şiirinden başlayıp sona doğru giden bir yolculuğa çıkarıyordu. Bu vesile ile Selim İleri’yi şiir üzerinden de tanımış oluyordum. Çünkü onu romancı olarak biliyordum. Bu kitap tekrar yayımlandığı içinse çok mutluyum. Çünkü anneme okuduğum son kitaptı bu. Gözleri kötülemişti. Ama bu kitabı baştan sona dinlemişti.”

Biz de “Kırık İnceliklerin Şairi Behçet Necatigil”in incelikli “çırağı” ve değerli romancı Selim İleri ve kızı Ayşe Sarısayın ile şairi ve şiirini konuştuk.

Hızlı bir giriş olacak ama kitabın adı neden “Kırık İnceliklerin Şairi”?
Selim İleri: Beklenmedik bir soru. Sanırım bu ifadeyi 1970’li yıllarda Cemal Süreya’nın Papirüs Dergisi’nde kullanmıştım. Tam hatırlayamıyorum ama... Necatigil’in şiirini Cemal Süreya ile de çok konuşurduk. Bu kitabı yazma fikri de o zamanki konuşmalarımızla ortaya çıktı, çünkü Cemal Süreya hep “bunları yazın” derdi. O konuşmalardan birinde “kırık niteliklerin şairi” gibi bir cümle söylemiş ve sonra bunu sevmiştim. Bir de bu tanımı kullanmamda Gülten Akın’ın da etkisi olmuş olabilir. Çünkü Gülten Akın’ın ilk mısraları “Ah kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya” olan “İlk Yaz” şiiri o zamanlar yayımlanmıştı. Kırık niteliklerin şairi ile bu dizeyi birleştirmiş olabilirim.

Buna rağmen Necatigil günümüz popüler şairleri arasında yer almıyor. Bunda şiirinin sakin, bağırmayan bir şiir olması etkili olabilir mi? Malum, gençler asi, reddeden, gürleyen şiirleri sever. Sebep bu mu yoksa aktarımda mı kesinti oldu?

İleri: Aktarımda bir sıkıntı olduğunu sanmıyorum. Son dönemde Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya çok seviliyor gençler tarafından. Ama onların da doğru aktarıldığını sanmıyorum. Hiçbir şairin, hiçbir romancının anlamlı aktarıldığını düşünmüyorum.

Söylediğinizle birlikte şu dikkatimi çekti: Bir arkadaşım, “Necatigil’in toplumsalcı olduğunu hiç bilmezdim.” Evet, en çok “Solgun Bir Gül Dokununca” şiiri bilinir Necatigil’in… Ama o da toplumsal yanı ağır basan bir şiirdir. Hele “Gizli Sevda” şiirinin toplumsal yanı çok ağır basar. Sevdiği kız evlenmiştir ve şöyle der: “Kendilerininmiş evleri.” Bu yaşadığımız toplumu, değerlerini gözler önüne seren roman gibi bir cümledir.

Ayşe Sarısayın: Dediğinize katılıyorum. Genç okurların onu henüz fark etmemesinde şiirinin “bağıran bir şiir” olmamasının etkisi bence de var. İnce ve derin bir havası vardır onun şiirinin. Bir de şu var: Biraz emek isteyen bir şiirdir. Ama içine girdiğimizde insan dramlarının varlığını görürüz. İlk baştan sona pek çok toplumsal ve siyasi meseleyi... Bunu bağıra bağıra ileten bir anlatımı olmadığı ve biraz eski edebiyattan da beslendiği için -Divan Edebiyatı ve kelime oyunları gibi- genç okur zorlanmış olabilir. Ama bu kırılmaya başladı. Özellikle 12 Eylül sonrası uzun süre ortalık sessizdi. Ama ilgi artıyor.

Yazar ve şairlerin siyasi düşünceleri de sevilip okunmalarında etkili olur. Necatigil ise “toplumcu bir şair” olmasına rağmen kendini bir ideoloji ile tanımlamamıştı...
İleri: Bir yere ait olmayı ve olmamayı kendisi istemedi. Bu yönde net bir tavrı vardı. Özellikle mazi üzerinde çok dururdu. Bir kampa dahil olmadı. Ben bunun ona olan ilgide önemli rol oynadığı kanaatindeyim. Türkiye’de bir kampa dahil olmadığınız sürece yerinizde kalmaya mahkumsunuzdur. Bu durum herkes için geçerli.

Ama şiirine yakın olan şairler vardı. Kimlerdi?
İleri: Gülten Akın, Necatigil’e çok yakın olduğunu vurgulamış bir şairdir. Ama tabii Orhan Veli ve arkadaşları gibi bir durum değil bu. Ama bu sözünüzden anımsayarak söylüyorum bu Oktay Rifat için de geçerlidir. Oktay Rifat bence Türkiye’nin en büyük şairlerinden biri. Ama o da hiçbir zaman hak ettiği değeri göremedi. Olağanüstü romanlar yazdı. Ama romanımızdan bahsedenler ne hikmetse onun romanlarından hiç bahsetmezler. Moda eğilimlerin okur üzerinde bıraktığı acı etkiler bana sorarsanız bu popülerlikler.

Bir de şairin ya da yazarın kişiliğinin eserinin önüne geçmesi gibi bir durum var. İşte Orhan Veli hakkında anlatılan hikayeler, Cemal Süreya’nın çapkınlıkları... Necatigil ise bir öğretmen. Bu genç okurlara ilginç gelmiyor olabilir mi?
Sarısayın: Haklısınız çok düz, yaşantısız bir hayatı oldu. Yapı olarak da sakin, duru hatta sıkıcı biriydi. İş çıkışı elinde filesiyle eve gelen... Turgay Gönenç’ti sanırım “yazdıklarıyla yaşamı birebir örtüşen, yazdıklarıyla yaşamının hesabını veren” demişti. Bu söz tamamıyla babamı anlatır. de şöyle bir sözü vardı: “Benim şiirim meydanlarda yüksek sesle duyulmaz, kesik kesik, dura dura, sakin okunmalı“ diye. Karakteri de böyleydi.
Selim: Evet, böyle bir durum var. Mesela şimdi Edip Cansever ve Cemal Süreya modası var. Ama bu, “Bu şairlerin incelikli şiirleri yok demek” de değil. Ya da zaman içinde Oktay Rifat ve Behçet Necatigil gibi daha kıyıda kalmış şairlerin de yıldızının parlamayacağı...

Selim Bey Necatigil ile sizin dostluğunuz da vardı. Siz zaten kızısınız. Biraz ondan bahseder misiniz?
İleri: Ben onun kendini zorla kabul ettirmiş çırağıydım. En iyi bu şekilde ifade edebilirim kendimi. Alt katında okul arkadaşım Naci Çelik ve ailesi otururdu.
Sarısayın: Beşiktaş’taki apartmandaydık o zaman. Annemin öldüğü evde…
İleri: “Ahşap Sokak” şirindeki o sıra sıra dizilmiş evlerden oluşan sokaktaki evdi. Lise sondaydım. Ona çok hayrandım. Randevu alıp Naci Çelik’le gittik. Gidiş o gidiş. Sonra hep gittim. Necatigil’den bana eski yazı öğretmesini rica ettim. 3-3,5 ay düzenli olarak bana eski yazı dersi verdi. Ama ben de hiç ilerleme olmuyordu. Çünkü benim derdim eski yazı öğrenmek falan değil, Necatigil’i tanımaktı. Sonunda o da bana gidip bir “Eski Yazıyı Sökme Kılavuzu” aldı ve dedi ki “Artık bayağı bir yol aldın. Bundan böyle bu kılavuzla devam edersin”.

Öğretmenliğini belli eder miydi?

İleri: İki defa etti. İlki; ilk tanıştığımız dönemdedir. “Cumartesi Yalnızlığı” kitabım için “umut etmek” demiştim, “Türkçesi ummaktır, umut etmek diye bir şey yoktur. Böyle uydura uydura bir yere gidilmez” demişti. Bir de bir ziyaretimde Sevinç Çokum’un “Erik Ağacı” kitabını vererek, mutlaka okumamı söylemişti. Ben de o yıllarda Sevinç Hanım’ı ülkücü sanıyordum. Bu yüzden kitabı aldım ama soğuk aldım. Necatigil o zaman bana “Sen o kitabı okuma, o da seni okumasın, hiçbir şey de olmasın bu ülkede!” demişti. Bu sözü her zaman gözümü yaşartır.
(Bunu söyler söylemez gözlüğünü çıkarıp gözyaşlarını siliyor Selim İleri ve röportaj bitiyor. Sonra Türkiye ve uzlaşılamayan meselelerine dalıyor ve bir kez daha bu sularda çırpınıp duruyoruz!)


Mekanları daraltarak büyütürdü

Sarısayın: Babamın çocukluğu dedemin Beşiktaş’taki evinde geçti. Konak yavrusu bir evdi bu. Ama ilginçtir, Oktay Akbal yazmıştır bunu, ayrılanana kadar o koskoca evde küçücük bir odada yaşamış. Babam mekanları daraltarak yaşamayı seven biriydi. Yaşadığı her evde evin en küçük odasını seçerdi. Ahşap evden ayrılması şu açıdan travmatik oldu onun için; bir üst sınıfa geçiyormuş hissi vardı. Çünkü ahşap evde yaşamak zordu. Babamın çalışma odası tavan arasındaydı ve güneş doğrudan geldiği için yazları çok sıcak oluyordu. Bu nedenle hep sabahları erkenden çalışırdı. Tüm o çeviriler falan, o evde, sabah saatlerinde yapılmış, yazılmıştır. O yüzden eski ahşap evden çıkmak bir üst sınıfa geçmek gibiydi ve babam bundan utanıyordu. Bunu da “Eski Sokak” şiirinde “Bilinmedi, ne çare, sizdendik,/ Yalnız biraz daha iyi yaşamaya özlemli./ Şimdi aynı uzaklık, aynı utanç,/Düşündükçe o sokağı, o evleri.” Yeni evde de evin en küçük odasını seçmiştir kendine. Hatta Hilmi Yavuz’un da bir yazısı vardır ölümünden sonra ortaya çıkan, “yazısı dünyalardan büyük şair” diye. O yazıda “mekanlar hep daraltarak ama derinleştirerek yaşadı” der. Bu çok iyi bir tanımlamadır. Henüz 7 yaşındaydım ama çok iyi hatırlıyorum o taşınma meselesini. Sevinçten uçuyordum. Kaloriferli bir ev, sıcak su akıyor. Bizim için bu büyük bir lükstü. Ama utanıyordu.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam