VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ağustos 2016 Pazar | Anasayfa > Haberler > İnsan bir mittir! Çökmeye yazgılı bir mit!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İnsan bir mittir! Çökmeye yazgılı bir mit!

Iris Murdoch’un en iyi eserlerinden olan “Deniz Deniz”, bir ömür boyunca mükemmeli arayan ve bulamayan kusurlu insanların romanı.

OYLUM YILMAZ



Hikâye, hiç şüphesiz, foklar ve yıldızlarla, açıklamayla, teslimiyetle, uzlaşmayla, her şeyin zihin huzuru içinde daha mutlu, dostane, esrarengiz bir değer kazanmasıyla ve bütün tutku tüketilmişken sona ermeliydi. Ancak, sanatın tersine, hayatın çarpışmalarla, tökezlemelerle, dönüşümlerin tersine dönmesiyle, çözümlerin üzerine şüpheler düşmesiyle ve genel olarak kalan ömründe mutlu ve erdemli yaşamanın imkânsızlığının ortaya çıkmasıyla yürüyen, sinir bozucu bir gidişatı vardır; o yüzden hikâyeye bir günlük halinde biraz daha devam edebilirim diye düşündüm, gerçi bu eğer bir kitapsa, hiç şüphe yok ki, kısa bir süre sonra pat diye sona erecektir.”

Bakmayın kahramanımız Charles Arrowby’ın böyle yazdığına, çünkü aslında Iris Murdoch, tersine taliptir. Yani hayatın, onu erdemli yaşamanın imkânsızlığı üzerine kurulan gidişatını, sanatta, edebiyatta kurmaya çalışır. Murdoch okurları gayet iyi bilir ki, yazar mükemmel olmayanın peşindedir… Iris Murdoch kusurlu olmanın, kusurlu olabilme imkânlarının yazarıdır. Onun en iyi eserlerinden biri olan “Deniz Deniz” de, bir ömür boyunca mükemmeli arayan ve bulamayan kusurlu insanların romanıdır. Çünkü hayat sanatın tersine değildir. Murdoch bize bir kere daha öğretir: Sanat hayatın kendisidir!

Kendini beğenmiş
Charles Arrowby eski tiyatrocu, meşhur yönetmen, kendini beğenmiş, bencil, yaşlı, tam bir baş belası. Onu tiyatrodan, tüm o hırs ve görkem dolu hayatından el etek çekip, büyük ve sözde bir “mütevazılıkla” bir sahil kasabasına gelerek, neredeyse münzevi bir hayat yaşamaya başladığında tanırız. Bir roman da olabilecek “bir günlük” yazmaktadır. O, hayatı boyunca yaptığı tüm yanlışları defterinin sayfalarında temize çekecek, biz de bütün bu temize çekmeleri okudukça Charles’ı seveceğizdir. “Deniz Deniz”e başlayan her okuyucunun genel ruh hâli ve izlenimi bu yönde olacaktır. Ancak Murdoch şaşırtıcı olmayı, beklenmedik gidişatlar kurmayı yazının merkezine oturtan bir yazardır. Ve dolayısıyla beklenenler olmaz.
Charles’ın doğaya ve saflığın kalbine dönüşünde tekleyen bir şeyler vardır: Ev kullanışsız, yüzmek zor, elektrik olmadan, miksersiz o egzotik yemekleri yapmak mümkün değildir. Bireyin doğadaki romantik yalnızlığı miti hızla çökmeye yüz tutar. Basit kasabalılar ondan nefret ederken kahramanımızın şehirde kaçtığı herkes, tiyatro camiası yeniden etrafı sarmaya başlar. Üstelik Charles’ı sevmek de neredeyse imkânsızdır. O her ne kadar hayatını “örtülü bir biçimde başarısız ve hatta tam bir yıkım olarak” gördüğünü söylese ve bu ıssız yere “saf kalpli birine dönüşmeye” geldiğini tekrar tekrar belirtse de, okudukça görürüz ki onun kusurlu hayatını temize çekmek gibi bir derdi de yoktur. Dalgaların üzerinde durduğu kayalıkları dövdüğü, ıssız, rutubetli, yapayalnız bir ev; herkesin birbirini gizlice takip ettiği kötücül bir kasaba; son derece bencil, huysuz, çekilmez bir adam… Yavaş yavaş bir şüphe kıpırdanmaya başlar hikâyenin içinde: Durup dururken kırılan ev eşyaları, karanlıkta görülen siluetler ve hatta deniz canavarları! “Ev fena halde soğuktu ve bir an için evin benden, benim evden fena halde nefret ettiğimizi hissettim.” Charles’ın yalnızlığa ve ilgisizliğe hiç alışık olmayan bilinci mi ona oyun oynamaktadır, yoksa gerçekten ortada esrarengiz bir şeyler mi dönmektedir?

Merhametli bir neşe
Karanlığın, gölgelerin ve şüphelerin altında kıpırdayan şey kadınlardır elbette. Kadınlar, aşk ve cinsellik… Zaten Charles da yazma işine, ister istemez, hayatına giren kadınlardan bahsederek başlar. Söz gelimi Rosina’nın cazibesinde, onu kırmak ve hatta ezmek arzusu yaratan yapay ve kırılgan ve dolayısıyla “kadınsı” bir yan vardır. Ya da Lizzy’nin çektiği acıları hatırlamak çoğu kez Charles’ın içini bir tür merhametli neşeyle doldurur! Sevdiği hâlde dokunmamak, konuşmak istediği hâlde ilgisiz durmak, kadınlara istediğini yaptırmak için küçük, alçakça planlar kurmak Charles’ın yaşam biçimidir. Kadınlar hayattır, Charles hayatta çuvallamıştır… Roman ilerledikçe Charles’ın kadınlara karşı gelişmiş kötü karakterinin temelinde genç yaşında yaşadığı haksız bir terk edilişin yattığını anlarız. Bu onu daha da sevmememize yol açar ama! Anlamak, sevmeye yol açan bir eylem değildir çünkü çoğu zaman ve Murdoch da bunun farkında olan bir yazardır. Bizi kahramanla özdeşleşmenin kolay sularına bırakmayacaktır inatla.

Derken olan bitenin gerçekliğinden daha da şüphe etmemize yol açacak şekilde, Charles’ın hayatına giren bütün kadınlar yavaş yavaş sökün ederler. Charles gençliğinde âşık olduğu kadını korkunç kocasından kurtarmak gibi bir misyon üstlenir ve savaşmaya başlar. Giderek kurgu-gerçek, olağan ve olağanüstü arasında düşünmeye başlarız metinle birlikte. Zaten Charles’ın da yazdıklarının gerçekliğiyle ilgili soru işaretleri vardır kafasında: “Tabii sadece taslak bunlar ve hakikaten gerçeğe uygun ve canlı olmaları için daha ayrıntılı yazılmaları gerek. Bu anılarda hayatıma ilişkin her türlü fantastik saçmalığı yazabileceğim ve herkesin buna inanacağı ancak şimdi kafama dank etti! İnsanın saflığı, yazılı dünyanın ve tanınmış bir ‘ismin’ yahut ‘gösteri dünyasından birinin’ gücü bu derece. Okurlar ‘her şeye şüpheyle yaklaştıklarını’ söyleseler bile, aslında öyle yapmazlar. İnanmaya can atarlar ve inanırlar çünkü inanmak, inanmamaktan kolaydır ve çünkü yazılmış olan her şeyin ‘bir bakıma doğru’ olması muhtemeldir.”

Bu bakımdan “Deniz Deniz” için “insan ve doğa”, “insan ve ilişkiler” üzerine bir roman olduğu kadar “yazı ve gerçeklik” üzerine de kurulmuş bir metindir, diyebilirim. Yazıldığı anda gerçeğe dönüşen gerçeküstünü ve gerçeküstüne dönüşen gerçekleri düşünün ve “Deniz Deniz”le büyülenmenin ötesine, edebiyatın ve doğanın içine yürüyün. Pişman olmayacaksınız.



Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam