VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Eylül 2011 Perşembe | Anasayfa > Haberler > İnsan yaşamı kısa ama ben hep yaşayacağım
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İnsan yaşamı kısa ama ben hep yaşayacağım

Marguerite Youcenar, çağına ilişkin sorumluluğu sadece toplumsal olayları anlamak üzerinden kurmayıp aynı zamanda yaşadığı çağı, o çağın ürettiği bir başka meslektaşı üzerinden anlatmak gibi zor bir işe imza atarak şöyle diyor: “Shakespeare’i çok dert etmeden Hamlet’in tadının çıkarılabildiği zamanlar geçti artık!”

Ömer Özgüner

Kendimi tekrar mı ediyorum yoksa derin ve elbette şahsıma münhasır bir takıntılar zincirinin içinde miyim? İşin doğrusu gönlümden ikinci şık geçiyor. Çünkü şu kısa süreli VatanKitap yazılarımda hep aynı yerler, türler, isimler ve lezzetler etrafında dolaşıp durmuşum. Basit ama çarpıcı romanlar. Eskiden sevgimi kazanmış yazarlar... İçinde hayatın da olduğu aşk hikâyeleri ve filmleriyle başlayıp kitaplarıyla beni o çok uzak ve tuhaf coğrafyaya taşıyan Koreli, Japon ve Çinli yazarların kitapları... Nedeni basit; sevdiğim şeyleri yazıyorum çoğunlukla. Okumaktan emin olduklarımı. Belki de bu yüzden övgü kelimeleri, eleştiriden fazla yer alıyor bu yazılarda.
Neyse.
Suriye’de kalabalık bir ekiple yaptığımız bir gezide, buna benzer cümleleri edince, ekipte yer alan Nihal Bengisu Karaca, “Madem Japon edebiyatına da ilgin var, mutlaka Mişima’yı okumalısın” demişti. Sanırım altı yıl önceydi bu konuşma. Yurda dönüşte büyük bir iştahla aldığım, aynı iştahla okuduğum Mişima kitaplarının basım tarihlerinden ve sayfaların sararan kenarlarından anlıyorum bunu. Gerçekten de Mişima okumuş herkesin ezberden söyleyeceği gibi dört kitaptan oluşan "Bereket Denizi" serisi modernleşen ve imparatorluktan giderek kopan Japonya’yı günlük ilişkilerden, politik yarılmaya kadar bütün detaylarıyla resmeder. Ama bu kitaplardaki politik içerik, sertlik ve üslubunun zorluğu Mişima’ya başlamak isteyenler için erken olabilir. Düşünüyorum da benim için de öyle olmuştu kuşkusuz. Ama "Bir Maskenin İtirafları", yine karanlık yapısına karşın, biyografik özellikleri yüzünden ilk kitap için idealdir. Hiç başlamamışlar için ise Can Yayınları son bir iyilik yapıyor: Raflara aynı anda Marguerite Yourcenar’ın "Mişima Ya da Boşluk Algısı" kitabı ile Mişima"nın öykülerinden oluşan "Yaz Ortasında Ölüm"ünü yerleştiriyor.
Haliyle bizim yazımızda “iki kitap birden” tahlili oluyor.
Belçikalı Youcenar (ki kendisinden de yakın zamanda bahsedildi bu sayfalarda, ah o takıntılarım!) çağına ilişkin sorumluluğu sadece toplumsal olayları anlamak üzerinden kurmayıp, aynı zamanda yaşadığı çağı, o çağın ürettiği bir başka meslektaşı üzerinden anlatmak gibi zor bir işe imza atıyor. Yourcenar bunu, “Kaçınılmaz bir biçimde, insana duyduğumuz ilgi ile kitaplarına duyduğumuz ilgi arasında istikrarsız bir denge kurulur. Shakespeare’i çok dert etmeden Hamlet’in tadının çıkarılabildiği zamanlar geçti artık!” diye özetliyor.
Tabi Yourcenar, kendinden bekleneceği üzere Mişima’ya basit bir ilgi duymuyor. Onun başta "Bir Maskenin İtirafı" ve "Bereket Denizi" dörtlemesi olmak üzere bütün kitaplarına dokundurmalar yapıyor. Yazdığı ve yaşadığı dönemin dünyadaki parelelliklerine de dikkat çeken Yourcenar, Mişima’yı Batılı yazarlarla da sık sık karşılaştııyor. O yazarların arasında Virginia Woolf, Albert Camus gibi isimler de var. Hatta Mişima’nın kendisini şöhret eden basit magazin yazarlığını da Balzac’la eşleştiriyor Yourcenar. Ona göre, "Bir Maskenin İtirafları" kara şahaser, "Altın Köşk Tapınağı" kırmızı ve "Dalgaların Sesi" de açık şahaserdi. Yourcenar"ın, Mişima için en can alıcı tahlili ise şu; “Tiksinti ve boşluk düzeyi yükseliyordu; başrahibenin bahçesindeki kusursuz boşluk değildi henüz, fakat başarmış ya da başarısızlığa uğramış veya her ikisini de görmüş her yaşamın boşluğuydu.”
Teorik olarak algıdaki bu boşluğun peşine düşen Yourcenar, babaannesi ile “enseste” varan ilişkisi, otoriter babası, karıştığı skandallar, filmlerde aldığı roller, gerçek adı, evlliği, eşcinsel eğilimleri, New York ve Paris maceraları, bir türlü alamadığı Nobel yüzünden kahroluşunu, basitçe faşist diye adlandırılmasının yarattığı tahribatı biyografik satırlarında anlatmayı ihmal etmiyor. Ama benim için roman içinde roman okuma duygusunu veren Yourcenar’ın, o mesafeli ama bütün deteyları insanın tüylerini ürpertecek kadar net anlattığı meşhur Seppuka yolculuğuydu. Malum Mişima yüz kişilik silahsız ordusu Kalkan Derneği ile imparatorluğun içine düştüğü trajik duruma isyan eder. Mişima dörtlemesinin son satırlarını bitirip yine yanındaki dört yoldaşıyla birlikte savunma bakanlığının binasını basar. Yaptıklarının tam olarak yansıtılması için olay yerine gazetecileri çağırır. Tarih 24 kasım 1970’tir. Bu rakamlar yaşının da 45 olduğunu gösterir bize. Romanlarındaki karakterlerden izler taşıyan en yakın yoldaşı Morito’yla birlikte deglerasyonu okurlar. Mişima daha önce bir filminde rolünü yaptığı gibi küçük keskin bıçağı karnına kendi elleriyle saplar. Ölmez. Kafasını uçurmak için yanında duran Morito"nun “çaresiz” darbesi de işe yaramayınca, üçüncü yoldaş Furu-Koga önce Mişima’nın, ardından da Morito’nun başını yere serer. Yourcenar, bu yüzyılın en trajik olaylarından birini yargılarken ne yüceltme ne de kınama yolunu seçiyor. Hamlet’i anlamak için Shakespeare’i anlamak gerekiyor ya, öyle demişti kitabın başlarında, o zor romanları anlamak için tuhaf ve zor Mişima’yı da anlamamazı sağlıyor işte bitirirken. Son cümlesinde, “Eylem Irmağı’nın sürüklediği, uçsuz bucaksız dalganın bir anlığına kumda kuru bırakıp sonra tekrar alarak götürdüğü iki enkaz” diyerek...
Farkındayım lafı uzattım. Mişima’nın her seferinde yeni bir sürprizle karşılaştığım, burada çoğunu aktaramadığım kişisel tarihi yakamı bıraksa, okuduğum son kitabı "Yaz Ortasında Ölüm" için daha fazla söz etme şansım da olurdu. Ama şunu söyleyeyim: "Yaz Ortasında Ölüm", kitaba adını veren uzun öyküsü için bile okunmaya değer. İki çocuğunu ve kocasının kızkardeşini bir deniz kazasında kaybeden Tomoko’nun yeniden hesaplaşma yerine dönene kadar hissettiklerini okumak, ölüm ve ölüm acısının nasıl da değişmez yasalarının olduğunun kanıtı. Mişima’nın bir psikolog gibi anlattığı ruhsal çözümlemeler, son dönemde kafamı kurcalayan pek çok sorunun yanıtını da içinde barındırdığından olsa gerek sandığımdan fazla etkiledi beni. Mekân ve zamandan bağımsız, dilden ve coğrafyadan da bağımsız; ölüm, ölümün soğukluğu, zamansızlığı, çaresizliği, anlaşılmazlığı ve hepsinin toplamı o endişe hâli. Yakama yapışan...
İnsanın, insanlığın yakasını hiç bırakmayacak değil mi?
Gözünü kırpmadan ölen Mişima’yı da rahat bırakmadığına ve ona “insan yaşamı kısa ama ben hep yaşayacağım” dedirttiğine göre...

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163