VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
12 Ocak 2016 Salı | Anasayfa > Haberler > İnsana hiç rahat yok kendinden, gerçekten!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İnsana hiç rahat yok kendinden, gerçekten!

Mark Twain-O.Henry geleneğinde bir mizahı Çehov’un insanları kadar ezilmiş ve kabullenmiş ama sıyırmaya çalışan kahramanlarla kaynaştırmış Grace Paley. Ama en çok da ayakları üzerinde durmaya çalışan kadınları sevgiyle ele almış.

ÖZEN YULA



On hikâyeden oluşan bir kitap “İnsana Hiç Rahat Yok Kendinden”. Orijinali 1959 yılında basılmış. Yani ABD’de 60’lardaki nispeten daha özgürleştirici bir anlayışın ve kafa yapısının temeli atılırken. Dolayısıyla, ABD’de 1950’lerdeki o muhafazakâr kafanın halen yaşandığı dönemde, o yapının dışına çıkabilen insanların hikâyeleri bunlar. Öyle Beat usulü isyan-yol-kuru/ sulu kurgu hikâyelerinden çok farklı. Tam olarak da, kendi içinde gündelik hayatlarının hududunu genişletmeye çabalayan ya da kaderin çizdiği yolun dışına çıkmaya çalışan son kertede “sıradan” insanları anlatıyor.
Bunları adıyla müsemma bir şekilde zarif ve merhametli bir dille anlatan Grace Paley, 1922 Bronx doğumlu. Kadınların ve erkeklerin hikâyelerini kendi politik aktivist tavrını nispeten içine katarak, ama edebiyatı asla göz ardı etmeden anlatmış bu kitabında. Kahramanlar aslında hayatın içinde usul usul yitiren ve nasıl kazanılacağını bilemeyen insanlar. Ama bir yandan da kurnazlıklarından vazgeçmiyorlar. Yahut kurnazlıklardan medet umuyorlar. Lakin dışarıdaki düzen çok güçlü. O düzenin yapısı içinde ellerinden geleni yapıyorlar. Ne de olsa insan, “yaşama içgüdüsü” en kuvvetli olan mahluk.

ŞEFKATLE KAFESLENİR

On hikâyenin sekizi birinci tekil şahıs ağzından anlatılmış. ABD’de yaşayan geleneksel Musevi ailelerinin anlatıları bunlar. İçinde hep biraz mizah var. Rose teyzesini anlatan bir kızın ağzından başlayan “Hadi Güle Güle, Uğurlar Olsun” hikâyesinde, aslında tiyatroda sahne gerisinde çalışan Rose teyzenin, tiyatronun başrol oyuncusu olan adamla yıllar süren şefkate dayalı ilişkisi ve sonunda adamı kafese koyması anlatılıyor. “Kafese koyma” deyimini kullanıyorum, zira hikâyelerin genelinde bir “kafeslenme/ kafese koyma” motifi arkadan arkaya varlığını hissettiriyor. Sıradan insanların sade dilleri ve net saptamaları geziniyor satırlarda.
Öncelikle bütün hikâyelerin kadınları -ister on üç-on dört yaşında, teyzesinin asker sevgilisini ayartan kız olsun, isterse biri eski, diğeri taze iki kocasını birden karşısına alıp onlara oğlan çocuğuymuşlar gibi davranan kadın- gayet ayakları yere basan, gerektiğinde kendi çıkarlarını gözeten kadınlar. Ama hayatla ne yapacağını bilemeyen kadınlar bunlar. Elbette çocuklu olanları anne kimliklerini göz ardı etmeden hayatlarını ve cinselliklerini yaşıyorlar ya da tanıyorlar.

“Soluk Pembe Rosto” adlı hikâyede, Anna adlı bir kadın yeniden ev tutup taşındığı kentte, çocuğunu bir tanıdığa emanet edip, eski sevgilisi Peter’ı evini düzenletmeye götürüyor. Adam bir gayretle işini yapıyor, eşyaları yerleştiriyor. Sonra da hızlı tarafından bir haz ânı yaşanıyor aralarında. Yalnız oradaki “zilyetlik hakkını kullanmak” tam da oturan bir deyim olmuyor. Neticede toparlanan Anna, Peter’a bir sürprizi olduğunu ve âşık olduğu adamla evlendiğini, yakında onun da yanlarına geleceğini söyleyince Peter donuyor haliyle. Ama gerçekten kadının âşık olduğunu anlayınca keyfi yerine geliyor ve evden çıkıp amuda kalkıyor, sonra da parendeler atmaya başlıyor. Aşktan ve sorumluluktan kaçan adamlar olduğu kadar, böyle aşka saygısı olan adamlar da var hikâyelerde.

O zamanın New York’undaki çok kültürlü ortamda kendi çevresindekilerin hikâyesini anlatıyor Paley.

LABORATUVAR ÇETESİ

Elbette sadece kadın-erkek ve aile ilişkileriyle sınırlı değil anlattıkları. “Hepimizi Maymuna Çeviren Zaman” adlı hikâyesinde adeta Mark Twain’in zararsız ve zarif mizahını kendince bir New York Yahudi mizahı etkisiyle kesiştiriyor. Uzun sayılacak bu hikâyede çocuklardan kurulu bir çeteyi anlatıyor. Ama bu çete zekice işlerle uğraşmak, laboratuvar çalışmaları yapmak için kuruluyor. Bu ironi, çocukların kendilerine verilen fırsatı kötüye kullanıp düzeni bozarak adeta bir çocuk ‘anti-çete’si kurmasını sağlıyor. Hikâyenin kahramanı Eddie Tetitelbaum ise kamu cezasını çekerken istediği zaman konuşmayı, istediği zaman da susmayı tercih ederek Paley’in hayatta olduğu gibi pasifist bir karşı koyuşu gerçekleştiriyor. Benim için kitabın en az ilgimi çeken ve uzadığını düşündüğüm hikâyesi bu oldu.
“Süzülen Gerçek”te ise otomobilini ev olarak kullanan bir adamla, onun üçkâğıtları sayesinde iş bulabilen genç bir kızın hikâyesini anlatıyor. Ama kız hiçbir biçimde hayatından memnun değil. Zira sistem memnuniyete izin veren bir sistem değil. Kız sonunda Lionel/ Charley/ Marlon deyip durduğu o adama olan borcunu Şabat öncesi bir biçimde ödüyor. Bu ödeşme, hayatın kendisi kadar doğal gerçekleşiyor. İki taraf da durumdan memnun kalıyor haliyle.

Grace Paley ustalıkla anlatıyor insanlarını. Mizahı, duru gülmece anlayışı, anlattıklarının hüznünü bir sıkı maskeliyor. Arada gülümsüyorsunuz, ama satır aralarında yaptığı net saptamalarla size hayatı yeniden düşündürüyor. Bildiğiniz şeyleri yeniden. Bir de eşit uzaklıkta davranıyor her şeye. Kendi ırkına da, cinsiyetine de. Hayatında zaten Vietnam Savaşına da, nükleer silahlanmaya da karşı çıkmış Paley. Ama edebiyatı ve mizahı sevmiş belli ki. Belki de bu nedenle güzel yaşamış, bakmış ve yaratmış. 2007’de terk etmiş gezegeni.

Mark Twain-O.Henry geleneğinde bir mizahı Çehov’un insanları kadar ezilmiş ve kabullenmiş ama sıyırmaya çalışan kahramanlarla kaynaştırmış Grace Paley. Kimi zaman açıkgöz görünen saftirik adamların, kimi zaman çıkarcı ve bencil kadınların, kimi zaman ıskartaya çıkartılmış aklı evvel ihtiyarların üzerine yerleştirmiş büyütecini. Ama en çok da ayakları üzerinde durmaya çalışan kadınları sevgiyle ele almış.“İnsana Hiç Rahat Yok Kendinden” iyi bir kitap. Yüz Yayınları’nın “Öykü” başlığı altında basılmış. Her şeyden önce cidden iyi bir çevirmeni var: Aylin Ülçer, renkli, zengin sözcüklerle ve net betimlemelerle yüklü bir çeviri yapmış. Bazı kavramlar ister istemez Amerikan kalıyor. Ama bugünün Amerikanca Türkçesinde şaşılacak bir durum yok. Sade ve güzel kapak tasarımı Melis Rozental’a, rahat okunan, işlevsel ve sade kitap tasarımı da Mehmet Ulusel’e ait. Hem okumanın hem de içeriğin güzel geldiği bir kitap bu. Ama asıl iyi ki dünyayı ve çevresini bu gözlerle gören, zekânın tuzunu biberini bu gözlerle atan bir kadın bu dünyadan geçmiş! Grace Paley’i anlatan birtakım youtube videoları da var. İlginizi bekliyor. Her şeyden önce bu sade kitap 2014 Ağustos’unda basılmış ve sizin onu keşfetmenizi bekliyor.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam