VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Kasım 2016 Cuma | Anasayfa > Haberler > İnsanın başına gelebilecek en ağır şey kendiyle yüzleşmek
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İnsanın başına gelebilecek en ağır şey kendiyle yüzleşmek

Mahir Ünsal Eriş’in “Benim Adım Feridun” adlı öyküsü özel bir cilt ve illüstrasyonlarla tekrar okur karşısına çıkıyor. Çağan Irmak tarafında filme de uyarlanan öykünün yazarı Eriş, “Ortada bulunan bir hikâyenin sayısız sanatçı tarafından sayısız kere işlenebileceğine, bunda hiçbir mahsur olmadığına inanıyorum,” diyor.

MERVE AKINCI ALMAZ



Mahir Ünsal Eriş’in “Olduğu Kadar Güzeldik” adlı kitabında yer alan “Benim Adım Feridun” hikâyesinde, kederli ve ayrılığı yeni tatmış bir adam anlatılıyor. Yalnızlık ve çaresizlik içinde boş boş dolaşırken kendini bir anda tanımadığı birinin düğününde bulan kahramanımız, Feridun zannedildiğinde bozuntuya vermeden idare ediyor durumu. Tanımadığı, bilmediği fakat kendini yanlarında rahat ve mutlu hissettiği akrabaların arasında içki içiyor, dans ediyor, anılarda kendine bir yer bulmaya çalışıyor.

Benim Adım Feridun” öyküsünden ve Feridun karakterinden bahsedelim istiyorum...
Feridun aslında benim on dokuz yaşındayken kendi kendime yazıp kimselere göstermediğim çocukça romanımdaki bölümlerden birinde doğmuştu. Ama ben unutmuştum onu zamanla. Sonra bir gün Akif (Kurtuluş) Abi benden Duvar Dergisi için bir hikâye istediğinde hatırladım Feridun’u. Ve bilinen hikâyenin ilk hâlini de bu derginin Kasım-Aralık 2012 tarihli sayısına yazdım. Sonra kitaba alırken biraz daha çalıştım üstünde ve ikinci kitabımdaki yerini böylece aldı.

Feridun başka bir kimlik, bir kaçış olarak çıkıyor karşımıza. Olmak isteyip olamadığımız biri gibi. İnsanlar böyle yabancı bir kimliğe, daha mutlu bir yaşam hayaliyle böyle bir kaçışa ihtiyaç duyar mı hep? Sizin böyle hissettiğiniz zamanlar oldu mu?
İnsanın başına gelebilecek en ağır şeylerden biri kendiyle yüzleşmek, kendisiyle karşı karşıya, yüz yüze kalmaktır. Bu tür durumlarda, insanın bambaşka biri olmak arzusu onun tüm hayatını yeniden biçimlendirebilir sanıyorum. Herkesin hayatında böyle yüzleşmeler, akabinde gelişen kaçışlar vardır diye düşünüyorum.

İllüstrasyonlu özel bir baskıyla yayımlama fikrini konuşalım biraz da...
Bu fikir, editörüm, güzel abim LeventCantek’in, mazisi filmden bile öncelere dayanan fikriydi. İletişim Yayınları bünyesinde, böyle illüstrasyonlu, tek öykülük, ciltli, koleksiyonluk bir dizi hazırlama fikri vardı. Bu fikir,“Benim Adım Feridun”la hayata geçmiş oldu. Bundan sonrasında da sanırım on ya da on-beş kitaplık bir dizi, başka yazarlar, başka çizerler ve başka kitaplarla devam edecek.

Neden “Benim Adım Feridun” öyküsü peki? Başka hangi öykülerinizde böyle bir çalışma yapmak ister miydiniz?
Aslında, bahsettiğim gibi, bu biraz Levent Cantek’in girişimiyle, onun inisiyatifinde gelişen bir fikir oldu. Kafasındaki dizinin tam olarak nasıl bir şey olduğunu elbette en iyi o biliyordur ve bu dizi için Cantek, “Benim Adım Feridun”u uygun buldu. Elbette isterdim. İllüstrasyonlu kitaplar, çizgi romanlar, grafik romanlar hazırlamak fikri hâlihazırda aklımda olan bir şey zaten. Arkadaşlarımla çalışıyoruz da, var kafamızda birtakım planlar, fikirler.




Murat Başol başarılı bir iş çıkarmış. Peki sizin kafanızda kurduğunuz dünya ve karakterle illüstrasyonlar uyumlu oldu mu? Aklınızdakileri tam olarak somutlaştırdığınızı söyleyebilir misiniz?
Elbette benzer çizgileri taşıyan, bambaşka bir dünya yarattı Murat Başol. Ve sonuçtan çok memnunum açıkçası, ellerine sağlık. Ortada bulunan bir hikâyenin sayısız sanatçı tarafından sayısız kere işlenebileceğine, bundan hiçbir mahsur bulunmadığına inanıyorum biraz. O nedenleaklımdakileri somutlaştırmasından ziyade hikâyeye başka nasıl renkler katılabileceğine, onun nerelere taşınabileceğine dair güzellikler sunmuş oldu Murat Başol bana ve okura. Zaten işlerini her zaman büyük bir ilgi ve hayranlıkla takip ettiğim bir sanatçıydı Murat Başol, birlikte bir işe imza atmış olmaktan dolayı büyük mutluluk duydum.

“Benim Adım Feridun”un sinemaya uyarlama fikrinin ortaya çıkışı ve çalışma sürecinden de bahseder misiniz?
Yaklaşık bir buçuk sene kadar önce Çağan Irmak beni aradı, “Benim Adım Feridun” hikâyesini çok sevdiğini, film yapmak istediğini, onu kendi gönlünce yorumlamak istediğini söyledi. O esnada Nadide Hayat filminin çekimleri sürüyordu bildiğim kadarıyla. O film biter bitmez, kısa bir süre içinde senaryosunu yazıp bana gönderdi. Ben senaryo yazım sürecine hiç dâhil ve müdâhil olmadım. Çağan Irmak, “Benim Adım Feridun”u, kendi gördüğü, duyduğu şekilde çekmek istedi. Daha en baştan da öyle konuşmuştuk zaten. Ve öyle de oldu, onun da ellerine sağlık.

Sinema uyarlamaları hep tartışılan bir konu. Siz ne düşünüyorsunuz sinema-edebiyat ilişkisi üzerine?
Aslında pek de aslına uygun olmaları mümkün değilmiş, beklenemezmiş gibi geliyor bana. Çünkü her okur, okuduğu metne zaten kafasında kendisi bir görsellik, daha kabaca ifade edeyim, bir film yakıştırır. Hâl böyleyken, sevdiğimiz bir metni hangi yönetmen uyarlarsa uyarlasın bizim zihnimizde ona biçtiğimiz görüntülerle bir uyuşmazlık muhakkak ki olur. O yüzden tam da aklımızdan geçen gibi bir film beklemek zaten biraz iddialı. Sanatın başka alanlarında uyarlanan ya da yorumlanan edebi metinlerde o sanatçının kendi kişisel yaratıcılığına da güvenmek gerekiyor. Beğenelim ya da beğenmeyelim, böyle şeylerin olması, sanat iklimini renklendirip zenginleştirmek gibi güzellikler sunar bize.

Kahramanlarınız aslında hem çok aşina olduğumuz hem de yabancı saydığımız kişiler. Gerçek hayatın da bir yansıması aslında hepsi. Karakterlerinizi yaratırken neleri göz önüne alıyorsunuz?
Tabii, kendi yazdığım metinler üzerine kafa yorup yargılarda bulunmam yakışık almaz. Ama kendi dünyamda, kendi gözümün görebileceği insanlar olsun istiyorum anlattıklarım. Bütün çabam bu yöndedir.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163