VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Kasım 2018 Pazar | Anasayfa > Haberler > İnsanın hikâyesi yok oluşa mahkum oluyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İnsanın hikâyesi yok oluşa mahkum oluyor

Iraklı yazar Ahmed Saadawi’nin 2014’te Uluslararası Arap Kurgu Ödülü’nü kazanan ve 2018 Man Booker finalistleri arasına giren ilk romanı “Frankenstein Bağdat’ta” Türkçede. Roman, Viktorya Dönemi İngiltere’sinden aldığı ilhamla Irak’ın içinde bulunduğu kaotik atmosferi çarpıcı bir dille aktarıyor.

NAZLINUR KARAAĞAÇLI



Coğrafya ile yazın arasındaki etkileşim kaçınılmazdır.Nitekim ünlü İngiliz romancı Anthony Burgess da “İngiltere bir adadır ve denizi kıyılarına olduğu kadar edebiyatına da vurur.” diyerek bunu vurgulamıştır. Bu yüzden bir ülkeyi tanımanın belki de en iyi yolu o ülkenin edebiyatına bakmaktır diyebiliriz. Ahmed Saadawi de bizi kalemiyle aslında çok uzak olmadığımız ama yeterince tanımadığımız topraklara götüryor: Irak’a!
Kitap, ABD’nin Irak’ı işgalinin sonrasında içinde bulunduğu kaotik olduğu kadar travmatik ortamını konu ediniyor. Çoklu olay örgüsü ile başta göz korkutsa da akıcı bir hikâyeye sahip. Kitabın merkezindeki karakter Hadi hem bir eskici hem de bir hikye anlatıcısı.Hadi, sokaklarda eski eşyaları toplarken neredeyse her gün patlayan bombalardan geri kalan ceset paralarını da toplamaya başlıyor. Harabesinde birleştirdiği ceset paraları son olarak bir burunu eklemesiyle canlanıyor; böylece 1800’lerin Victor Frankenstein karakteri, 2000’lerde Hadi olarak yeniden karşımıza çıkıyor. Hadi veya Bağdatlı Frankenstein, bu bağlamda, yeni bir beden yaratarak hem tanrıyı, hikâye anlatıcısı kimliğiyle de sanatçıyı sembolize ediyor.
Mary Shelley’nin ünlü gotik eseri “Frankenstein” ile Saadawi’nin “Frankenstein Bağdat’ta” adlı romanı arasında da bir çok paralellik görmek mümkün. Hem Shelley hem de Saadawi, farklı sosyal çevrelerden ve etnik kökenlerden gelen insanların vücut parçalarını birleştirerek yepyeni birer birey yaratırlar. Victor Frankenstein’ın yarattığı ucube karakter ile Hadi’nin ucube karakterinin en önemli benzerliği ikisinin de bir ismi olmaması. Öyle ki, Hadi yarattığı karaktere bir isim veremediği gibi “İsmi Nedir” şeklinde çağırarak ona belirli bir kimlik vermeyi de reddeder. Her iki romanda da yaratılan bireyler derdini anlatamamaktan muzdariptir, sesleri duyulmaz; bu yüzden ikisi de intikam peşine düşer. Frankenstein’ın ucubesi kendi toplumda var olamamanın verdiği yersizlik hissiyle yaratıcısına öfke duyar ve ondan intikam almak isterken, Hadi’nin ucubesi kendisini ülkedeki tek adalet olarak görür ve suçluları öldürerek onlardan intikam alır. Bu noktada İsmi Nedir’in neden savaşın asıl suçluları yerine sıradan dört dilenciyi öldürdüğünü sorgulamadan edemeyiz. Bununla beraber, zamanla sulularla kurbanlar birbirine karışır ve İsmi Nedir cinayetlerin sonunun gelmeyeceğini çarpıcı bir şekilde anlar: “Tamamen masum kimse olmadığı gibi, tamamen suçlu kimse de yoktur.”
“Frankenstein Bağdat’ta” katmanlı yapısını fantastik bir kurgu ve kara mizahla harmanlayarak okura savaşın ne kadar anlamsız ve travmatik olabileceğini anlatırken; savaş, intikam ve travma gibi kavramları yeniden düşündürüyor.

Paylaş