VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
26 Kasım 2010 Cuma | Anasayfa > Haberler > İnsanın insan olması
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İnsanın insan olması

İlk metinlerde Tanrı ile insan arasındaki ilişkiler düzenleniyordu. İnsanın en yüce otoriteye boyun eğmesinin kuralları tespit ediliyordu. Ardından onun yanına, yetkisini en yüksek otoriteden aldığını iddia edenler yerleşti. Bu kez metinler onlara boyun eğmenin kurallarına yöneldi.

Sonra insan, bazı insanlar, bireyliği ve birbirine benzeyenlerin ortak kaderi üzerine düşünmeye başladı ve “başkaldırı” metinleri ortaya çıktı.

Bu kez, otoritesini insan iradesinden aldığı varsayılan yeni bir otorite, devlet şekillendi. Metinler bu kez insanlarla bu yeni otoritenin ilişkisini düzenlemeye çalıştı. Derken, insanın her açıdan, her durumda bireyliğini keşfetmesi süreçleri ortaya çıktı. Bütün otoriteler tartışmaya açıldı. Halen o aşamada bulunuluyor.
Alev Alatlı’nın seçtiği, sunduğu 380 metnin (yanlış saymadıysam) en sonuncusunun başlığı “Tanrı Olmayabilir Ama Bir Matematik Yapımcısı Var”. Yazarı, Bart Kasko. Onun bir üzerindeki metnin yazarı Wright Mills; Küba devrimini savunuyor, başlığı “Dinle Yanki!”
Alev Alatlı’nın dört ciltlik “Batı’ya Yön Veren Metinler” çalışması Yahudi-Hıristiyan kültürünün temel metinleriyle başlıyor, yukarıda sözünü ettiğimiz gibi sona eriyor. Bu 380 metnin içinde hâlâ çok konuşulan metinler de var, “Komünist Manifesto” ya da Amerikan ve İngiliz anayasal metinleri gibi, uzun süredir gözden uzak kalmış, “gerici” bulunduğu için kenara itilmiş, ama aydınlanmanın payandası olmuş metinler de var.

Kitabın adı “Batı’ya Yön Veren Metinler”, ama aynı metinler daha da az olmayan ağırlıklarla, bazen gecikmeli olsalar da “Doğu”ya da yön verdi. “Yön verme”nin bir ucunda bizim bildiğimiz “batılılaşma” yer aldı, diğer ucunda da İran, Afganistan vs’nin yerlerini sağlamlaştırması...

Kitaptaki metinlerin sıralanışı, insan beyninin kendisinin ve içinde bulunduğu çevre hakkında düşünme sisteminin değişimini de gösteriyor. Değişen kavramları; “ihtiyaç” kavramından güvenliğe kadar, mülkiyetin sınırı ve sınırsızlığına kadar ve varılan durumu öncü beyinler tahlil ediyor ve geleceğin ipuçlarını, bazen belli belirsiz sezgilerle, bazen ayrıntılı hatlarla, bazen de ütopyalar olarak diğer insanlara aktarıyor.

“Diğer insanlar”ın büyük çoğunluğunun, dini metinler hariç “kendisine yön veren metinler”den fazla haberdar olduğu söylenemez. Ama bu metinlerden haberdar olanlar “yön verme” işlemini tamamlıyor ve insanın insan olma süreci biraz daha ileriye gidiyor. Araya Nazizm, faşizm gibi beynin en kara köşelerinin ürünleri karışıp geriye götürme çabalarında yer yer başarılı olsalar da insanlık hep ileriye gitmeye devam ediyor.

Kapadokya Meslek Yüksekokulu’nun yayınladığı “Batı’ya Yön Veren Metinler”i tabii ki oturup baştan aşağıya okumak söz konusu olamaz. Ancak her okur için, bugün hâlâ sık sık referans olarak alınan metinleri aynı çalışma içinde bir arada bulmak da önemli olacaktır. Bazı metinlerden en fazla söz eden kimilerinin bunların “içeriği” hakkında bile az fikir sahibi olduklarını da okur kolayca görebilecektir.

Batı derlemesinin ardından “Doğu’ya Yön Veren Metinler”i bekleyenler de olacaktır. Alev Alatlı’nın sunuş yazısında özetle aktardığı Doğu ile Batı’nın yeni fikirlerle ilgili alışverişini belki öyle bir çalışma daha açık olarak ortaya koyabilir. Bu çalışmadaki metinlerin birçoğunun orada da yer alması kaçınılmazdır.

Siyaset bilimi ve tarih öğrencilerinin hepsinin bu kitapları ellerinin altında bulundurmaları, her fırsatta gözden geçirmeleri gerekli değil, şarttır. Tabii siyasete ve tarihe meraklı olan herkes bu kitapları hemen edinmeli. Belki sadece bir karıştırmak bile kimilerinin içinde bulunduğu “az bilgi çok konuşma” sistemini görmelerine yarayabilir, kendilerinin de aynı sistem içinde yer aldığını hissedenler olursa, onlar da birkaç metin okuyup bu faaliyetlerine devam edebilirler.

Duvardan sonra ne olacak?

Berlin duvarı yıkıldığında, en yaygın kanaat, duvarla birlikte sosyalizmin de küçük parçalara ayrılarak toza döndüğü şeklindeydi. Bu yaygın kanaatin yanlışlığını anlatmak kolay değildi, koskoca bir “sistem” çökmüştü. Bu sistemin sosyalizmin “en iyi deneyi” olmadığını kırk yıldır söyleyenler vardı. Ama “reel politika” gerçekleri, insanların çeşitli travmalarla sağa sola savrulmaları “en iyi deney” konusunun hep önüne geçti.

Son dönemde İngiliz düşünür Eric Hobsbawn, sosyalizmin geçen yüzyıldaki deneyin ötesinde bir toplum tasarısı olduğunu anlatmaya devam ediyor. Hobsbawn’ın birkaç eski kitabı dışında yeni çalışmalarına henüz bizde ilgi gösterilmedi.
Türkiye’de uzun maceraların sonunda sosyalizm yine “reel politika gerçekleri”nin etkisi altında yaşamaya devam ediyor. Kendisini sosyalist sayan birçok kesimin tarihi bir “devletçilik” etkisini taşımaya devam etmeleriyle solcu-sosyalist ile ulusalcı “ruhları” da birbirine karışıyor.
Ahmet İnsel’in “Sosyalizm” başlığıyla yayınlanan konuşmalarında, alt başlıkta belirtildiği gibi sosyalizmin “esası”, “ufku” ve “bugün”ü tartışılıyor. Ahmet İnsel sosyalizmin “esası”nın derinliğiyle, “ufku”nun Berlin duvarının üstünde olduğunu ve “bugün”ün sıkıntılarını, hatta umutsuzluklarını anlatıyor. Bu konuların “söyleşi” şeklinde ele alınmasının okur açısından kolaylık sağlayacağı düşünülmüş olmalı. Özellikle “esas” bölümünde okura ağır gelebilecek konuların söyleşi içinde özetlenmiş olması okuru bu alanlarda daha ayrıntılı bilgi edinmeye yöneltebilir. Bir ara çok yaygın şekilde o soru soruldu: Duvardan sonra ne olacak? Bunun bir cevabı belli: Yeni bir duvar olmayacak. Ahmet İnsel de bu soruya verdiği cevaplarla “ufka” katkıda bulunuyor.

Paylaş

Yeni sayı yeni heyecanBu ay kapağımıza Türk edebiyatının yaşayan en büyük yazarlarından Selim İleri'yi aldık. Selim İleri, edebiyatta 51 yılı geride bıraktı ve bu yıl karşımıza iki yeni romanla çıktı.

Devam