VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ekim 2014 Salı | Anasayfa > Haberler > İnsanlıktan çıkaran dehadan çağın en büyük yazarına
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İnsanlıktan çıkaran dehadan çağın en büyük yazarına

Gazeteci yazar Andrea Pitzer, “Vladimir Nabokov: Yazarın Gizli Tarihi”adlı biyografi kitabında mektuplaşmaları ve yakın dönemde ortaya çıkan belgeleri kullanarak Nabokov’un kişisel tarihinin resmini çiziyor. Pitzer kitabında, Nabokov’un hayatının dönüm noktası olan eseri “Lolita”nın ‘zorlu’ yayınlanış öyküsünü de anlatıyor.

TEKİN BUDAKOĞLU


Yeni bir yüzyılın arifesinde, St. Petersburg’un merkezindeki barok tarzı gösterişli bir evde doğan çocuğun dünya savaşlarından sağ çıkacağını, ardı arkası kesilmeyen siyasi rejimlerin baskısından kurtulacağını ve bu baskının getirdiği uzun süreli sürgünlerin ardından, yirminci yüzyılın en büyük romancılarından biri olacağını tahmin etmek kolay olmasa gerek.
Oysa o gün dünyaya gözlerini açan Vladimir Nabokov, yaşamı boyunca, romanlarındaki sahneleri andıran bu yıkımların hepsini yaşar: Yahudi soykırımına tanık olur sözün gelişi, ülkesindeki Bolşevik idarenin muhalifleri sindirme politikasıyla mücadele eder, Fransız işgalinden ve cephede savaşma ihtimalinden son anda kurtulur. St. Petersburg’da başlayan ve Nabokov’un Avrupa’nın değişik bölgelerinde yaşamasına sebep olan bu çalkantılar, aynı zamanda büyük sansasyonlara yol açan edebiyatının da köşe taşını oluşturacaktır.

Henüz beş yaşındayken evden kaçma girişimlerine koyulan Nabokov için aidiyet, kimliğinin gediklerinden haline gelir. Çocukluğundaki gibi evden kaçmaya niyetlendiği bir aidiyet sorunu değildir üstelik bu; denebilir ki ömrü boyunca, huzurla yaşayacağı bir toprak parçası arar Nabokov.

Ülkenin saygın ailelerinden olan ve varlık içinde yaşayan Nabokovların sürgün edilmesinin temelinde siyasi uyuşmazlıklar yatar. Döneminin üst düzey siyasilerinden olan baba V.D. Nabokov, Çarlık Rusya’sının demokratik adımlarını destekleyen ateşli bir adamdır. Sık sık rejimin aksaklıklarını sorgular, bu aksaklıkların giderilmesi için elinden gelen bütün imkânları zorlar. Yine de Çarlık Rusya, Bolşeviklerle yaşanan iç savaşa sürüklendiğinde baba Nabokov, Çarlık Rusya saflarında görünecektir.
Malum: Nabokov’un hayatını ve edebiyatını çepeçevre kuşatan sürgün teması, iç savaşı Bolşeviklerin kazanmasıyla başlar. Öyle ki Nabokovlar, devrimin hemen ardından, Rusya’dan palas pandıras kaçar. Bu kaçışın altında Nabokov ailesinin bir kurtuluş araması yatsa da, gel gör ki sığınılan limanlar da cayır cayır yanmaktadır. O nedenle ne Nazi Almanya’sında ne de işgale uğrayan Fransa’da tutunabilir Nabokovlar. Devrim, savaşlar ve sürgünlerin eziyeti yetmiyormuş gibi bir de baba V.D. Nabokov’un bir siyasi suikast sonrası öldürülmesi, Nabokov’un hayatını alt üst eder.



Nabokov, bu siyasi suikastle birlikte yalnızca babasını değil, tek büyük hobisini paylaşan yegâne insanı da kaybeder aslında: Ömrü boyunca sürdüreceği kelebek toplama hobisi, babasından ona kalan yegâne mirastır; hatta babası, Rus hapishanelerindeki siyasi mahpusluğunu sürdürürken, baba-oğul birbirlerine kelebek gönderirler. Bu kelebek tutkusu, Nabokov’u ölümün kıyısına kadar yaklaştırır üstelik. Bir gün Karadeniz tepelerinde kelebek yakalamaya çalışırken, İngilizlere mesaj gönderen bir ajan damgasıyla öldürülmekten kıl payı kurtulur.

HAYATININ KADINI VERA

Edebiyatla ilkgençlik yıllarında, romantik şiirler yazarak tanışır Nabokov. Bu şiirler, ilk aşkı Lyusa’nın ilhamıyla ortaya çıksa da Nabokov’un ilişkisi çok sürmez. Daha acı birlikteliğiniyse Svetlana’yla yaşar Nabokov. Zengin, gösterişli bir ailenin oğlu olarak doğan Nabokov’un, düzenli bir işi ve parası olmadığı için Svetlana’dan ayrılmak zorunda kalması, değişen talihinin en dikkat çekici olaylarından biri. Ve nihayet kader, Nabokov’un karşısına evleneceği kadını, bir maskeli baloda çıkartır. Nabokov, 15 Nisan 1925’te, baloda tanıştığı Vera Slonim’le evlenir.

Hayatını, Vera’yla birlikte nispeten rayına koyan Nabokov, uluslararası ününü “Lolita” romanıyla yakalar. Pek ahlâklı Humbert Humbert’ın, on üç yaşındaki üvey kızı Lolita’ya karşı beslediği ahlâk dışı duyguları ve bu duyguların dışavurumunu konu edinen roman, uzunca bir süre yayıncılar tarafından reddedilir; üstüne üstlük Yüksek Mahkeme tarafından yasaklanır. Oysa Nabokov, okuyan gözlerin önyargıdan kurtulduğu anda, “Lolita”nın İngilizce yazılmış en değerli metin olacağını düşünmektedir. Nabokovların o dönemde yaşadığı Amerika’daki bütün yayınevleri, romanı pornografik olarak niteleyip yayımlamak konusunda ayak direyince çözüm Fransa’da bulunur ve romanı, Olympia Press yayımlar.

DÖNÜM NOKTASI

Kuşku yok ki Lolita’nın yayımlanması, Nabokov’un kaderinin de dönüm noktasıdır. Romanın etkisi öylesine artar ki daha önceden eleştirmenlerce “sıkıcı” ve “tiksindirici” bulunan, Joyce Carol Oates’un dahi “şaşırtıcı bir nefret kapasitesine sahip” ve “insanlıktan çıkarma konusunda deha sahibi” olduğu şeklinde ağır eleştirilere maruz kalan Nabokov, artık gittiği her yerde alkışlanır, edebiyata yaptığı katkılar sebebiyle övülür ve kendini, katılımcıların arasında James Joyce’un da bulunduğu edebi topluluklara hitap eder vaziyette bulur. Eleştirmenlerin davranış biçimindeki bu değişim, şüphe yok ki Nabokov’un yenilikçi tutumundan kaynaklanıyor. Başlangıçta, kitapta pornografik öğelerden başkasını bulamayan okur ve eleştirmenler, Nabokov’un büyük yıkımların altında ezilen bireye odaklandığını fark edebilmişler ve “Lolita”ya hakkını vermişlerdi.
Nabokov’a karşı değişen bu yaklaşım farklılığını, hayatını didik didik eden Andrea Pitzer şöyle anlatıyor: “(...) Üstelik, iki savaş ve bir devrim görmüş olması yetmiyormuş gibi, bir şekilde kendini yeni bir lisanda tekrar keşfetmeyi başarmıştı; şakacılığıyla, tekinsiz anlatılarıyla, karşılıklılık ile tesadüfilik arasındakidar aralıkta gezinmesiyle dünyayı şaşkınlığa sevk etmişti.Hem bir sanatçı, hem de sanatçı olmanın simgesi haline gelmişti. Tam da yazmak istediği türden kitaplar yazarak, ikonik bir şöhret seviyesine ulaşmıştı.”

“Lolita” filme aktarılır, “Sebastian Knight’ın Gerçek Yaşamı” yeni baskılar yapar; başta “İnfaza Çağrı” olmak üzere bütün metinleri pek çok dile çevrilir. Lolita’nın yarattığı etki Nabokov ismini bile aşmışken, bu kez yepyeni bir roman ortaya çıkar: Bir Amerikan şairi olan ve cinayete kurban giden John Shade ile Shade düştüğü yerde ölümle cebelleşirken onun şiirini çalan, Charles Kinbote’un başından geçenleri anlattığı “Solgun Ateş”. “Lolita”nın da rüzgârını arkasına alan “Solgun Ateş”, büyük bir sükseye imza atar; The New Republic’te, Mary McCarthy “Solgun Ateş’i “bu asrın en büyük sanat eserlerinden biri” olarak yorumlar. Yine de Sovyet kamplarında ölen tutsaklara bir övgü niteliğindeki “Solgun Ateş”in bu özelliği, bir türlü görülemese de zamanında, yalnızca kendisinin öyküsünü bulundurduğu için insanların hapse atıldığı ülkesindeki itibarına, Vera’nın öldüğü günlerde kavuşur Nabokov. Artık eserleri kendi memleketinde basılmaya ve çok okunmaya başlanmıştır.

“Nabokov’un evreninde, meydan okumayan, kan akıtmayan sanat, sanat değildir. Tarihin kalıntılarından, okurları sadece tarihi değil, kendi zaman ve mekânları içindeki kabullerini de incelemeye çağıran bir edebiyat yaratmıştır. Fakat ifade ettiklerinin en güçlü veçhelerini anlamak, kitaplarının ta yüreğine dalmakla, sırlarına vakıf olmakla mümkündür ancak.” diyerek Nabokov’u anlamak için tarihi okumak gerektiğini; savaşları, ölümleri ve rejimleri yakından gözlemek zorunluluğunu vurgulayan Andrea Pitzer, Nabokov biyografisini de bu düzlemde kurguluyor. Bu sebeple yalnızca Nabokov yok bu kitapta, onun alt metinlerini oluşturan dünya savaşları, sürgünler; kısacası devrinin siyasi ve kültürel haritası da var. Bütün bunların yanında “Solgun Ateş”te kullandığı mekân Zembla’nın gizemi, Soljenitsin’le yaşadıkları ve daha birçok alt metin, Andrea Pitzer’in Nabokov biyografisindeki dikkatli radarına takılıyor.

Vladimir Nabokov Yazarın Gizli TarihiVladimir Nabokov Yazarın Gizli Tarihi

Andrea Pitzer

Detay için tıklayın

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163