VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Eylül 2011 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Irkçılığın, kin ve nefretin arasından sıyrılanlar...
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Irkçılığın, kin ve nefretin arasından sıyrılanlar...

""Likya’ya Mektuplar""ı bir haritaya çevirseniz; İsrail ve Türkiye’nin ırkçılıkla, iktidar savaşlarıyla, kinle, nefretle birbirinden giderek nasıl uzaklaştığına tanık olursunuz. Romana, şiire çevirseniz; biri İsrailli diğeri Türk iki insanın barışla, dostlukla, aşkla nasıl buluştuğuna...

Belma Akçura

2009 Ocak ayının son günleriydi... Teşvikiye Camii’nin duvarında öylece oturmuş, sessizce avluyu dolduran kalabalığı izliyordum.Kara mizahın ustası Orhan Duru’yu yolcu ediyoruz... Sevdiklerini kaybetmenin kederini kalın siyah gözlüklerin ardına saklayan "herkes" gibi bir kadına ilişti gözüm... Aslında herkes gibi değildi; farklıydı, sanki ölüme karşı direnen, bıraksanız hemen orada tabuları yıkıp, biran önce çekip gitmek isteyendi. Buna rağmen “öykülerim kasvete karşı bir direniştir” diyen bu güzel adamın cenazesinde kendini kaybetmeden, dağılmadan, hayatın tam ortasından geçer gibi, en gerçekçi, en mütevazı haliyle taziyeleri kabul ediyordu. Artık biliyordum ki; O kadın Sezer Duru’ydu.
Bugün Orhan Duru’nun vefatının üzerinden yaklaşık iki buçuk yıl geçti... O gün aklımda kalan tek şey; Sezer Duru’nun hayatı kanırtarak, "soğuk bir gece” gibi yaşayan kız kardeşi yazar Tezer Özlü’ye hiç benzemiyor oluşuydu. Ama aslında çok benziyorlardı: İkisi de birbirinin suya yansıyan aksi gibi, hayatı; yollarda, caddelerde, sokak aralarında uzun çok uzun yolculuklarda yakalayan göçebe ruhun “ikizi” gibiydiler... Tezer Özlü’nün içine akıttığı sessiz çığlıklar, o gün camiinin avlusunda gördüğüm Sezer Duru’da sanki dokunsam daha acı, daha sancılı, daha yorgun bir kahkahaya dönüşecek gibi duruyordu
Yanılmamıştım... Buket Aşçı, Sezer Duru’nun Everest Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı “Likya’ya Mektuplar”ı VatanKitap için yapmamı isteyince aslında o mektuplardaki Sezer Duru’nun ne kadar özel bir kadın olduğunu da böylece anlıyorsunuz...
İsrailli ünlü Şair İsrael Bar Kohav’ın Sezer Duru için yazdığı şiir ve mektuplardan oluşan bu kitap inanılmaz bir derinlikte... Daha ilk sayfalarda anlıyorsunuz ki; Sezer Duru aslında eşi Orhan Duru’nun varlık sebebi, kasvete karşı direnen kendi hayat öyküsünün gerçek sahibi... Ve aynı zamanda İsrailli ünlü Şair İsrael Bar Kohav’ın Likya’sı...
Kohav’ın mektupların sahibi “Sezer” ne kadar gerçekse “Likya” olması da o kadar gerçek. Öyle ki; çevirileriyle, kaleme aldığı anılarıyla tanıdığımız bizim Sezer Duru’muz, İsrailli bir şairin mektuplarında hatta şiirlerinde en çıplak, en gerçek haline bürünüyor. Dolayısıyla Kohav’ın “kişiye özel” mektupları aslında bir yazarla ruhsal düşsel ilişki kurmanın çok ötesine geçiyor. Öyle ki; İsrail topraklarında kan akarken, Türkiye ile İsrail birbirleriyle restleşirken Kohov kendisinden kilometrelerce uzakta olan arkadaşı için endişeleniyor:
“Tasalanıyorum, neler oluyor, eşin nasıl, beyaz lalelerin kraliçesi neredesin, buradaki durum o kadar kötü ki, burası umudun olmadığı lanetli bir yer... Her tarafta berbatlığı ve acıyı görüyorum. Burada ve orada bize bu kin ve intikam çemberinden, kim bilir başka nelerden ve kanın akmasından kurtulmamız için yardım etmek isteyen tüm o zavallı insanlar, sessiz dualar ve ağıtlar nerede, neden bu geçmiş tarih hepimizi böylesine lanetledi...”
Ama mektuplar sizi lanetlemiyor: okudukça bir şehri dolaşır gibi, bir tarihi yeniden yazmak ister gibi sadece bir çevirmen yazarın değil, bir şairin de iç dünyasına yolculuk ediyorsunuz, hatta bu öyle bir dünya ki; bu mektupları notalara dökmek istiyorsunuz...
Yıkıntılar, acılar, bombalar cesetler arasında “umudunu” kaybetmemek için direnen bir şairin uzattığı elini, yüzlerce kilometre ötede hayata karşı “özgürlüğünü” kaybetmemek için direnen bir yazar tutuyor. İki ülke birbirinden nefret ederek uzaklaşırken, onların eli sevgiyle birleşiyor... Kohav mektuplarının sonunda Sezer’e hiç “hoşçakal” demiyor, “sevgiyle” diyor, “Senin Leo” diyor ama en önemlisi de “elini tutuyorum” diyor... Bir dostluğu, bir aşkı, bir umudu bundan daha iyi ne anlatabilir ki? Hele ki biri Türk diğeri İsrailli ise...
Kohav, gittiği her yerden her durumda Sezer Duru’ya hep yazıyor. Beş yıl önce bir gemide “Yahudilik” üzerine yapılan bir tartışmada ile başlayan tanışmalarını, İstanbul’da Kudüs’te, Kaş’ta bir araya gelerek sürdürseler de dostluklarının temeli mektuplar... Üstelik sadece Kohav’ın yazdığı mektuplar... Buna rağmen Sezer Duru’nun bu mektuplara nasıl yanıt verdiğini hemen anlıyorsunuz. Kohav’ın mektuplarını okurken Duru siz oluyorsunuz; çünkü her mektup sanki size bana hepimize yazılmış gibi... Kohav’ın mektuplarını bir haritaya çevirseniz; İsrail ve Türkiye’nin ırkçılıkla, iktidar savaşlarıyla, kinle, nefretle birbirinden giderek nasıl uzaklaştığına tanıklık edersiniz, bu mektupları romana, şiire çevirseniz, biri İsrailli diğeri Türk iki insanın barışla dostlukla aşkla nasıl buluştuğuna... Bu mektupların kime yazıldığı belli olsa da adını koyamıyorsunuz... O kadar özel ki, öyle büyük bir aşkla, dostlukla, insanlıkla yazılmış mektuplar ki...
Sadece kıskanıyorsunuz ve hatta özlüyorsunuz...

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam