VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Kasım 2016 Cuma | Anasayfa > Haberler > Işık Doğu’dan yükselir
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Işık Doğu’dan yükselir

Gazeteci, çevirmen, yazar Okay Gönensin, “Bu da Geçer Ya Hû”da okuru Doğu’nun kadim hikâyeleri arasında uzun bir yolculuğa çıkarıyor. Bilgelik, hikmetler, darbımeseller arasında yapılan bu yolculukta okurun kendine varan bir yol haritası çıkarmasına yardım eden kitap, tek solukta okunsa da ihtiyaç halinde çıkarılıp sayfaları karıştırılacak bir başucu eseri aslında.

ELİF BİLGE ALTAN



Usta gazeteci Okay Gönensin, 40 yılı aşan meslek hayatında yazı işlerinin çeşitli kademelerinde çalıştı, yöneticilik yaptı. Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Star, Sabah gazetelerinin ardından şimdi de Vatan gazetesindeki köşesinde güncel meselelerin analizlerini yaparken okuruna hafta sonları sunduğu tadımlık bilgelik hikâyeleriyse artık bir klasik. Yıllardır okurdan büyük ilgi gören bu hikâyeler, şimdi bir kitapta toplanmış olarak sunuluyor. KaraKarga Yayınları etiketiyle yayımlanan “Bu da Geçer Ya Hû”nun Sunuş bölümünde, bu kitabı neden yazmaya karar verdiğini şöyle açıklamış Okay Gönensin: “Doğu bilgeliğinin yüzyılları aşmış hikâyeleriyle tanıştıran, Fransız senaryo yazarı Jean-Claude Carrière’in bir kitabı oldu. Onun kitabı elinizdeki kitabın anasıdır. Bu hikâyelerin bazıları, gazete köşe yazıları içinde aktarıldığında şaşırtıcı bir ilgi gördü. Mecburen devamı geldi; yeni hikâyeler bulmak, onları kolay anlaşılır, rahat okunur hâle getirmek gerekti.”
Gönensin, “Doğu’nun akil insanları akıl ve erdemi yüceltirken, insanlara iz’an telkin ederken hikâyeler ürettiler” diyor. Çünkü Doğu insanı, hikâyeyle öğrenir, inanır, içselleştirir; acısını, özlemini, sevgisini, bilgisini hikâyeyle aktarır. Batılıların biraz küçümsemeyle de olsa hakkını teslim ettiği gibi, çünkü ‘ışık Doğu’dan yükselir’… Bu kitap aynı coğrafyayı dolayısıyla kaderi paylaştığımız halkların kadim hikâyelerini barındırıyor ve tam da bu nedenle başta da söylediğimiz gibi tek solukta okunsa da sık sık açıp birkaç sayfa okuyup ilham alınacak bir başucu kitabı olmayı hakediyor. Hikâyelerin ilk anlatıcıları Şirazlı Sadi, Molla Câmî, Ferîddüdin Attâr gibi kaynak gösterilerek yazılan kitapta elbette anonim olan bölümler de var. Hepsinin ortak özelliği kolayca okunur ve anlaşılır sade bir dille ve yazarının da belirttiği gibi serbestçe aktarılmış olmaları.

Bektaşi de var, Mevlana da
Hikâyeleri okurken karşınıza Bektaşi de çıkabilir, Mevlana da… Konfüçyüs’ün öğrencilerinin arasına oturmuş anlattığı bir öğüdü dinlerken bir sayfa sonra kendinizi bir ormanda bir aslanla maymunun yaşadığı ders alınacak bir hadiseyi izlerken bulabilirsiniz. Hepsinin ortak noktası, evrensel değerleri yücelten bir akıldır ve bunun için ihtiyaç olan öğrenmek ve bunun arayışı… Hikâyelerden birinde dediği gibi, “Öğrenmek için zaman gerekir, sabır gerekir, ustaları izlemek gerekir. Dünya hızlandıkça zaman kısalabilir ama öğrenmenin esası değişmez.” Bilmenin, öğrenmenin kıymeti anlatılırken, sayfaların arasından kimi ahmaklar çıkacak karşınıza. Onlar da ya bilmediklerini bilmezler ya bilgiye kıymet vermezler ya da kimden neyi öğreneceklerini bilmezler. Tıpkı şu hikâyedeki gibi: Bir ahmak bir eşeğe konuşma talim ediyordu. Bunun için uzun bir ömür sarf etti. Bir akıllı zat o ahmağa tesadüf etti ve “Bu işten vazgeç, insanların seni ayıplamasından kurtul. Hayvanlar senden söz öğrenemezler. Sen çalış, onlardan sükûtu öğren” dedi.


Saba Melikesi ve gerçek çiçek
Saba Melikesi Belkıs günün birinde Süleyman’ın zekâsını denemeye karar verdi. Onu sınayacak ve sonunda Süleyman’ın efsaneleşmiş bilgeliğinin gerçek olup olmadığını kendi gözleriyle görebilecekti. Sarayının bir odasını baştan aşağı yapma çiçeklerle donattırdı. Fakat gerçeklerinden ayırt edilmesi hiç de kolay olmayan bu yapay çiçeklerin arasına, kolay kolay fark edilemeyeceği bir noktaya, kendi elleriyle bir de gerçek çiçek yerleştirdi. Sonra Süleyman’ı davet etti, odaya getirdi ve ona, “Bu odada tek bir gerçek çiçek var, onu bulmanı istiyorum” dedi. Süleyman odada, çiçeklerin arasında dolaşmaya başladı. Kimilerini elledi, kimilerini kokladı. Ama gördü ki bu iş böyle tek tek bakmakla olacak gibi değil, çünkü odada binlerce çiçek var! O zaman durdu, biraz düşündü ve Belkıs’tan bir istekte bulundu:

“Oda sıcak oldu, pencereyi açabilir miyim?”
“Tabii” dedi Saba Melikesi Belkıs, “açabilirsin.”
Süleyman’ın sıkıntıdan terlemekte olduğunu, gerçek çiçeği bulamadığı için bunaldığını düşündü, heyecanlandı, içten içe sevindi. Süleyman önce pencereyi açtı, sonra odanın ortasında durdu, ellerini kavuşturup bekledi.
Birkaç dakika ya geçmiş ya geçmemişti ki yürüdü, gerçek çiçeği sanki kendi elleriyle koymuş gibi kolayca buldu, konulduğu yerden aldı ve Belkıs’a uzattı.
Belkıs hayretler içinde kaldı, “Nasıl buldun onu, çabuk söyle!” dedi.
Süleyman gülümseyerek anlattı:
“Hiç de zor olmadı. Pencereyi açtım ve bekledim. Az sonra bir arı geldi, odada şöyle bir uçtu ve doğruca gerçek çiçeğin üzerine kondu. Ben de çiçeği alıp size verdim...”
Bu hikâyeyi anlatanlar bazı sorular soruyorlar: Böyle bir sınavı düşünebilecek bir kişi, yani Belkıs olmak kolay mı?

Önem verdiğin bir kişiyi tanımak, onun gerçek niteliklerini öğrenmek için hem akıl hem zekâ şarttır... Böyle bir sınavı bu şekilde başaracak bir zekâya sahip olmak, Süleyman olmak kolay mı? Hiç kimse durup dururken Süleyman olmaz, geldiği yeri hak etmiş herkes de Süleyman’dır... Binlerce yapma çiçek arasında gerçeğini hemen bulabilen güdülere sahip bir arı olabilmek kolay mı? Her varlığı, çevresini saran nesneler ve durumlar yanıltabilir. Ama güdülerini akıllarının denetimine ve yönetimine vermiş olanlar yanılmaz.
Hikâyenin en son ve can alıcı sorusu ise gerçek çiçekle ilgili: Bütün çevresi yapma ve ruhsuz; kokusuz, özelliksiz çiçeklerle doluyken, bunların arasında tek gerçek çiçek olarak kalmak kolay mı? Bu sorunun cevabını, insan sadece kendi kendisine verebilir.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam