VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mart 2016 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Işıksız topraklarda ve yalnız
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Işıksız topraklarda ve yalnız

“İskele” ve “Olivya Çıkmazı“ kitaplarıyla tanınan Nazlı Karabıyıkoğlu edebiyata nasıl adım attığını ve ‘tanımlayamadığım bir arzuyla yazdım’ dediği yeni kitabını anlattı.

NAZLI KOCABIYIKLIOĞLU



Okumanın ve yazmanın bir başlangıcı yok gibi bende. Annemin, ben henüz okumayı bilmezken istiflediği ince çocuk kitaplarını bana okurkenki sesini taklit etmekle mi başlamıştı kitaplarla kardeşliğim? Hafızamda karşılığını bulamıyorum. Üniversite yıllarına kadar türlü defterlerle geçen süreçte aklıma hiçbir zaman düşmedi “yazar olmak”. Yazdıklarım, hem içe hem de dışa dönük, iki başlı çocukluğumda örste dövdüğüm bir kalkandan öte değildi.
Sonra… İskele’yi ve ardından Olivya Çıkmazı‘nı elime aldığımda, hayatımda tuhaf bir dönemece girmiştim. Dönüp dolaştığım izlekler, kullandığım dil beni tatmin etmiyordu.

Bunun yanında, İstanbul’un omuzlarıma yüklediklerini ve çalışma hayatını kaldıramaz olmuştum. Yazmıyordum artık. Kabul etmeye çalışıyordum hikâyenin bittiğini zira sürekli aynı karakterlerin peşinde dönerken aynı dili kullanmak kimseyi bir yere götürmezdi. İyi bir okur olarak kalmak her zaman en iyi seçenekti.
İşte bu dönemde her şeyi bırakıp yola çıktım. Aklımda değil yazmak, okumak bile yoktu. Bir tasarı değildi bu, acı bir kaçıştı. Kendime atların yanında bir yer buldum, biniciliği öğrendim. Hayvanlarla iç içe geçirdiğim günlerde, onları dinlemeyi, hareketlerinden ne hissettiklerini anlamayı, geceleri tek başıma ışıksız topraklarda yalnız kalmayı tecrübe ettim. Ormanlarda, asfaltın inmediği kıyılarda dolaştım. Yaşamak için atlara bakmak, saatler süren tımarlarıyla uğraşmak, günlük bakımlarını tamamlamak bana daha önce hiç duymadığım bir dili getirdi.

Aylar gelip geçerken, yaşadığım hayatın masala evrildiğini görüyordum. Uçsuz bucaksız zeytinliklerin içinde atımla dolaşırken bulduğumda kendimi, bunun bir düş olup olmadığını algılayabilmek için etimi burup bıraktığım çok oldu. İnsanın elini eteğini çektiği yerlerde gördüğüm bitkiler, çılgınca renklere bürünen çiçekler, yabani hayvanların bıraktığı izler... Hepsi, içine çekildiğim masalın bir parçasıydı.
Peki ya ben kimdim?
Ansızın biterdi masallar; ben sonunda rüyadan uyanan zavallı seyis mi olacaktım yoksa hükümranlığımı mı ilan edecektim toprakların üzerinde? Ya da ormanın bir köşesine saklanıp sonunu arayan hikâyenin önümden geçip gitmesini mi bekleyecektim? Doğayla terbiye ettiğim usumu taşımaya gücüm olacak mıydı?
Hikâyenin sonu geldi ama ben bir kovuğa saklanamadım. Kim olduğumu, neye dönüştüğümü anlayamadan şehre dönmek zorunda kaldım. Taze otların dolandığı bedenim yeniden betona dönerken acı çektim, uyum sağlayamadım bir süre. Sonra, tanımlayamadığım bir arzuyla yazının başına oturdum. “Hayvanların Tarafı” o oturuşu takip eden iki ayda tamamlandı.

Geride bıraktığım güzel hayvanların, delicelerin, saman öbeklerinin verdiği bir güç var. Atın üstünde süratlide giderken, dörtnala geçmenin insanın içini alt üst eden muhteşem hissi... Kurguladığım bir dünyada bunları yeniden yaşayabilmenin getirdiği yatışmanın anısına bu kez yazmak. Bu kez öyküler sadece, insan olmaktan sıyrıldığım bahar gecesinde uykuya sıcak bir sağrıda dalabildiğim için.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163