VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ocak 2015 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > İslam adına yapılanlar İslam’ın özüne aykırı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İslam adına yapılanlar İslam’ın özüne aykırı

Divan Edebiyatı uzmanı Prof. Dr. İskender Pala, Eyüp Sultan’ın hayatını anlattığı “Mihmandar” romanının ardından bu kez siyer kaleme aldı. “İslam Hz.Muhammed’in yaşadığıdır, O’nu örnek almalıyız ‘“diyen Prof. Dr. İskender Pala ile yeni kitabı “Bülbülün Kırk Şarkısı”nı konuştuk.

İPEK CEYLAN ÜNALAN

Daha önce pek çok önemli şahsiyetin, tarihe yön vermiş kişileri romanlarınıza taşıdınız. En son Hz. Muhammed’in mihmandarı Eyüp Sultan’ı tanıdık “Mihmandar” romanınızla. Şimdiyse bir siyer anlatısıyla okurlarınızın karşısındasınız. Siyer yazma fikri nasıl ortaya çıktı?


Öncelikle ben bu çağın İslamiyet ve din algısının biraz karmaşık hale geldiğine ve İslam adına yapılan bazı şeylerin aslında İslam’ın özüne uygun olmadığına kanaat getirdim. Ve bunun çaresi olarak pınarın başına gitmek gerektiğine, asıl İslam’ın saf haline bakmanın gereğine inandım. Bir siyer yazma fikri böyle doğdu diyelim. Günümüzde pek çok gencin kafasında dini sorular var. Ama bu soruları cevaplamakta zorlanıyor. Mesela IŞID’in yaptıkları İslam’ın neresinde? Acaba Müslüman dünyada neden bu kadar çok kavga var? Bugün terör neden Müslümanlarla birlikte anılmaya başladı? Bu soruların cevabı Hz. Muhammed’in güzel hayatındadır ve İslam da onun yaşadığıdır. Onu örnek alırsak, onu öğrenirsek insanlığımızın da, dinin de hakikatine erebiliriz. Bu kitabı yazmamdaki ikinci neden ise, okurumun böyle bir anlatıya ihtiyacı olduğunu düşünmemdi. Üç yüz bin civarında bir okurum var, çok şükür. Onlara bir siyer vasıtasıyla Hz. Muhammed’in o saf hayatını sunabileceğimi düşündüm. Bu benim de şahsi ihtiyacımdı. Çünkü onun ümmetinden biriyim ve onun gösterdiği İslam’ı yaşamakla sorumluyum. Bunun neticesinde bir gün onu Cennet’te bulduğumda “Ya Resulallah sana şöyle bir hediye getirdim” diyebilmek isterim.

Tam da İslam’ı savunarak yapılan zulümlerin olduğu bir sırada çıktı kitabınız. Bir öngörü mahiyetinde olduğunu söyleyebilir miyiz?

Elbette gün gelecek, Fransa’da talihsiz olaylar yaşanacak diye bir öngörüde bulunmadım. Kahin değilim. Ama İslam adına yapılanların bazıları İslam’la asla örtüşmüyor. Fransa’daki olaylar meydana gelince “Keşke” dedim içimden “Keşke Fransa’da birisi böyle bir kitap yazmış olsaydı.”

Çevirmeyi düşünüyor musunuz?

Elbette düşünürüm ama bu zaman alacaktır. Böyle bir Fransızca kitaba bu günlerde daha çok ihtiyaç vardır. Çünkü İslam ile terör birleştirilerek İslamiyet’le ilgili olumsuz rüzgârlar estiriliyor. Bence bunların çözümü biraz da Müslümanlığın billurlaştırılmasına ve öz kimliğiyle belirginleştirilmesine bağlı. Herkesin kafasındaki farklı din anlayışından kurtulmamız lazım. Kimisi gelenekten getirdiği duyguları din zannederek, kimisi dinin içine kendi düşüncelerini katarak, kimisi mezhep ayrılıkları dolayısıyla çatışarak, kimisi de coğrafya ayrılıkları dolayısıyla mücadele ederek İslam adına hükümler veriyor. Bundan kurtulmak ve her konudaki doğru hükmü bütün dünya Müslümanlarına teşmil etmek gerekir.

Bunun için de önce Kur’an’a sonra Hz. Peygamber’in sünnetine ve hayatına bakmak gerekmektedir. Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar onun hayatına bakarak ve onu örnek alarak bu çatışmalardan kurtulabilir. Dünya da İslamiyet’in ne kadar merhamet dolu, barışçıl ve sevgi merkezli bir din olduğunu, Hz. Muhammed’in bir rahmet ve merhamet peygamberi olduğunu, sevgi peygamberi olduğunu içselleştirerek kavrayabilir. Dünyanın her yanındaki her bir mümin, “Ben Hz. Muhammed’in ümmetindenim ve onun getirdiği İlahi hakikate bağlıyım, sünneti üzereyim” dediği zaman bütün bu çatışma ortamı da, terör görüntüsü de, İslam ülkelerinin perişan halleri de bertaraf olur. İnsanlar arasında kaş çatmak ve yoz bakmak kendiliğinden kaybolur, dünyayı yeniden saadet zamanı kuşatır. Keşke her dilden birileri böyle kitaplar yazsa da İslamiyet’i Hz. Muhammed’in hayatından öğrensek.



MÜSLÜMANLIKTA KADIN BİREYDİR

İslamiyet’ten önce Arap yarımadası kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü, kadının da bir meta olarak alınıp satıldığı bir yerdi. İslamiyet kadına değer vermeyi emretti ve öğretti. Günümüz dünyasında kadına verilen değeri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Müslümanlığın hakikatine indiğinizde kadını bir meta değil bir birey olarak görürsünüz. Oysa İslam toplumlarının birçoğunda pagan anlayışların etkileri, geleneğin baskısı ve dayatmasıyla kadınlar toplumda gerektiği kadar yer almamış, temsil edilmemiş, hakları teslim edilmemiştir. Her zaman olduğu gibi bu konuda da bizim ideal örneğimiz Rasulullah efendimiz olmalıdır. Eğer öyle olursa kadının toplumda erkekle beraber yer aldığını, haklarının gasp edilemeyeceğini, ikinci sınıf olmadıklarını vs. anlarız. Bülbülün Kırk Şarkısından biri Havle isimli bir kadına aittir. İnsanlar bu bölüme bakarak kadına olan bakışlarını düzeltsinler istedim. Eşinden, iş yerindeki kadından, sokakta rastladığı insandan itibaren kadınla ilgili zihnindeki algıyı İslami hassasiyetle olumlu hale getirsin istedim. Bir kadın fiziki yönden, söz gelimi acıya dayanıklılık bağlamında erkek kadar güçlü olmayabilir ama bu kadının birey olarak zayıf olduğunu göstermez. Kadın da erkek de varlık bilinci olarak eşittir ve her ikisi de Allah’a kuldur. İnsanlık ve insaniyet çizgilerinde erkek ve kadına düşen ayrı ayrı görevler, yetkiler ve sorumluluklar vardır. Her ikisi de kendi üzerlerine düşeni en iyi şekilde yerine getirmekten sorumludur. Bu söylediğim yalnızca ev ve aile hayatıyla da sınırlı değildir; toplumsal olarak kadın ve erkek birey olmanın yükümlülüğünü taşınlar. Birisi diğerinin haklarını elinden alır, onu cahil bırakır, kendisinden beklenilen çalışmayı yapmasını engellerse toplumsal düzende aksamalar da olur. Mesela ben Osmanlı asırlarının ilk çeyreğinden sonra kadınların haklarının yenildiğini düşünüyorum. İki tip kadın vardır Osmanlı’da. Birincisi baş tacı edilen kadın, ikincisi de değer verilmeyen, erkek egemen toplumda ikinci sınıflığa itilen kadındır. Bunun en önemli göstergesi kadına eğitim hakkını kullanma konusunda destek olunmamasıdır. Mektep medrese yüzü gösterilmeyen bir kadın hayatın hangi alanında başarı göstersin ki?

İskender Bey, bu kez oldukça zorlu hatta deyim yerindeyse bıçak sırtı bir konuyu, Hz. Muhammed’in hayatını ele aldınız. Yazarken nelere dikkat ettiniz?

Siyer kitapları, Hz. Muhammed’in hayatını anlatan kitaplar şüphesiz konunun uzmanları tarafından yazılmalıdır. Pek çok siyer âlimi ve din adamı zaten bu konuda kitap yazmışlar ve yazılmaya devam ediyor. Benim kitabım ise edebi bir metindir. Kullandığım kaynaklar elli civarındaydı. Bunların otuz tanesi siyer kitabıydı. Yani yazacaklarımı daha evvel yazmış olan kitaplar. Benim burada yaptığım bu kitapların içindeki bilgileri edebi bir üsluba büründürüp kültürel okumaya açık hale getirmek. Bir siyer kitabı bilimsel olmak zorundadır. Amacım bu bilimsel olanı geniş bir okuyucu kitlesinin eline ulaştırabilmekti. Edebi üsluba büründürülmüş bir hayat hikayesi, hani nasıl diyelim, küçük bir sihirli dokunuş gibidir.
Peki bunun için nelere dikkat ettiniz?
Özellikle Hz. Muhammed’i konuşturmamaya dikkat ettim. Mutlaka bir söz söylemesi gerektiği kısımlarda kaynak edindiğim din âlimlerinin siyerlerinde yazdıkları diyalogların dışına çıkmamayı yeğledim. Hiç şüphesiz Hz. Peygamberin hayatı hakkında bir roman yazamazsınız, bu doğru olmaz. Çünkü roman bir kurgudur. Hz. Muhammed’in hayatı ise her merhalesi, her zaman dilimi ve her cümlesiyle net, berrak ve açıktır. Kesin çizgileri o derece nettir ki onun üzerinde küçücük bir yalpayı kabul etmez. Üstelik buyurmaktadır ki: “Kim bana ait olmayan bir sözü benimmiş gibi söylerse cehennemdeki yerini hazırlasın” der. Ona ait olmayan bir söz İslamiyet’e de zarar verir. Böyle bir ortamda onun hakkında bir roman yazmak, hayır işleyeceğim diye vebale girmek olur.

Kitaplarınız için geziler yaptığınızı, anlattığınız hikâyelerin geçtiği yerlere gittiğinizi biliyoruz. Bu kez nasıl bir rota izlediniz? Örneğin Zemzem suyunun bulunuş hikâyesini anlattığınız bölümü yazarken ya da yazdıktan sonra oraya gittiniz mi?

Evet, her kitabım için anlattığım, olayların geçtiği coğrafyaları gidip görmeyi adet edindim. Ancak bu kitabımda geçen yerler daha önce gidip görmüş olduğum yerlerdi. Buna rağmen son okumalarımı yapmak üzere önce Mekke’de sonra Medine’de zaman geçirdim. Kitabın Mekke’de geçen bölümlerini Kabe’ye bakarak Medine bölümlerini ise Ravza’da okudum.

BİR ZİKRİN TERENNÜMÜ GİBİ

Kitap toplamda 99.999 kelimeden meydana gelmiş. Neden 100 bin değil de 99.999 kelime? Ayrı bir anlam ya da özelliği var mı?


Geçenlerde bir arkadaş bunun bir zikir biçimi olup olmadığını sordu. Neden olmasın, dedim. Başlangıçta böyle bir amacım tabii ki yoktu ama kitabın ham şeklini yazıp bitirdiğimde yedi bin kelime kadar bölümleri atarak 99.999 sayısı ortaya çıktı. Bu bana, hani bir meşşatanın gelin giydirmesi, belki bir estetik salonunda makyajı sanat eserine dönüştürme gibi göründü. Bu sayı bir kesretin ifadesidir. Hâlbuki tek rakamlar Allah içindir. Bir olan O’dur. Dilimizde dokuz ve dokuzun katları bölünebilen sayılar olduğu için de çokluğu gösterir. İnşallah kitabım bu çokluk rakamlarınca bereketlenir de Hz. Peygamber’i benim vasıtamla daha çok insan öğrenir. Benim bahtiyarlığım bu olacaktır.


HAC, SİYER KİTABI EŞLİĞİNDE YAPILMALI

Hac ve Umre yapan müminler en azından bir siyer kitabı okuyarak o beldelere gitmelidir. Piyasada bunca yazılmış siyer kitabı var iken hac ve umre organizasyonu yapanlar nedense hizmet verirken bu hususu göz ardı ediyorlar. Umre ve hac valizlerine bence birer siyer kitabı koymak lazımdır. Asla kendi kitabımı kast etmiyorum, daha küçük hacimde ve belli başlı olayları anlatan muhtasar bir siyer kitabıdır kastım. Böylece umre veya hacı adayı ziyaret ettiği yerlerde, ibadetini daha anlamlı kılacak şekilde bilgilenmiş, ibadetin hazzına varmış, belki ruhunu kavramış olur. Bir hac ziyaretinde bir İslam tarihini öğrenmek, Hz. Peygamber’in hayatını, şurada şu olmuştu, burada şu hadise yaşanmıştı gibi adım adım takip etmek çok anlamlıdır. Kim istemez, Zemzem şuradan İsmail’in ayaklarına değmişti, şurada Efendimiz’e eziyet etmişler, şurada şu yaşanmıştı demeyi, kim istemez. Böyle bir umre ziyareti insanları daha fazla etkileyecektir. Bence kutsal topraklara gidenler muhtasar da olsa bir siyer kitabını yanlarında bulundursunlar. Bir Hac rehberi mahiyetinde...

klas poker

Paylaş