VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Mart 2014 Perşembe | Anasayfa > Haberler > İstanbul için düşünme zamanı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İstanbul için düşünme zamanı

30 Mart yerel seçimlerine günler kala yayımlanan “Bir Şehri Yok Etmek” kitabı İstanbul’un temel sorunlarını ortaya koyup çözüm önerileri getiriyor. Emine Uşaklıgil bu seçimler için “Önünde hiçbir engel tanımayan çok hızlı bir süreç var karşımızda” diyor.

PINAR TARCAN

Bir Şehri Yok Etmek demişsiniz kitabın adına. İstanbul'u yok eden temel şeyler neler?
Mesele ekonomiye bağlanıyor. Ekonomi deyince ve inşaat sektörü ekonominin merkezine oturtulunca bütün çark ona göre dönmeye başladı. Hızlı davranmak gerekiyordu, İstanbul’un anayasası diyebileceğimiz bir master plan yok gibiydi, kaldı ki zaten yapılan binlerce plan değişikliği planlamayı anlamsız kılıyor. Bu durumda ne yaşanıyor, kazanan ya da kaybeden nasıl kazanıp nasıl kaybediyor? Anlamak durumunda olduğumuz süreç bu. İstanbul hep rant tehdidi altındaydı. Fakat bugünkü sürecin niteliği farklı. Tanığı olduğumuz sürecin nasıl olur da bu kadar hızlı olabildiğine baktığımızda ne görüyoruz? Kamuya ait gayrimenkulleri değerlendirmek için engellerin teker teker bertaraf edilmesi gerekiyordu. Haliyle her engel karşısında yeni bir yasanın dikildiğini gördük. Evvela TOKİ tamamen yetkilendirildi, yetmedi Çevre Bakanlığı’nda çok büyük yetkiler verildi, yetmedi Özelleştirme İdaresi’ne geniş yetkiler verildi. O da yetmedi Afet Yasası adıyla anılan yasayla neredeyse sınırsız yetki verildi bu kurumlara. Önünde hiçbir engel tanımayan çok hızlı bir süreç var karşımızda ve İstanbullular olarak ne yapabileceğimizi düşünmemiz lazım. Neo liberaller devlet küçüldükçe yolsuzluğun azalacağı ileri sürmüş olabilirler fakat Türkiye ve birçok ülkede hiç de öyle olmadı. Aksine tam tersi oldu, liberalizasyon yolsuzluk üreten mekanizmalara yol açtı. Çok da şaşırtıcı değil. Şöyle düşünelim: Tamamen merkezileşmiş bir karar alma yapısı, imar konusunda bir üçlü yani TOKİ, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Özelleştirme İdaresi - hakimi mutlak. Hedef: Devletin elindeki mülkleri en yüksek fiyattan satabilmesi. Müteahhitin de hedefi olabilecek en yüksek karı elde etmek. Sonuç: İstanbul’un sağında solunda her yerinde üst üste yükseldikçe yükselen kuleler, AVM’ler. Kaybedenlerse başta İstanbullular. Kamuya ait olan gayrimenkullerden kendilerine herhangi bir dönüş olmadığı gibi, üstelik yetersiz olmaya mahkum bir altyapı, daha da yoğunlaşan bir trafik, yabancılaştığı bir ortam, bu da yaşadığı yerde kalma hakkından mahrum edilmediği taktirde.



Kitapta bununla ilgili “Kendimi yalnız hissediyordum taa ki Gezi’ye kadar” deniliyor. Bu İstanbul için bir umudun başlangıcı oldu mu?
Kesinlikle. Zira İstanbul’u sahiplenen birileri bir araya geldi, seslerini duyurdu. Bunu çevre sorunlarında da görüyoruz. Kaldı ki Gezi ruhu başka şehirlerde de görünüyor, örneğin şu an Diyarbakır’ın Hevsel bahçelerinde de büyük bir direnç yaşanıyor. İnternet bazında da yapılan iletişimde giderek genişleyen bir oluşum var. Ne talep etmeli diye soruyorsunuz. Elbette bugünkü yapıyı değiştirmek kolay değil ama bir yerden başlamalı. İlk hedef kararlara ortak olabilmek. Bu en yüksekten başlamak da değil, kendi binanızdan başlayabilirsiniz; oturduğunuz sokaktan, mahalleden, ilçeden, adım adım karar mekanizmaları konusunda en azından izlemek, gözlemlemek. Aslında Belediye Meclisi toplantıları katılmak isteyen herkese açık. Yakından takip edilebilir, tartışmaya açılabilir.

Bunu biraz daha açarsak herkes ortak platformlar mı oluşturmalı?
Oluştu birçok grup, onlara bakmak, takip etmek, lazımsa oluşturmak ve sorunları sahiplenmek gerek. Başka bir deyişle girişimleri takip etmek gerekiyor. Hukukun yavaşlığının başlı başına bir sorun olduğunu da unutmamak gerekiyor. Çoğu yürütmeyi durdurma kararı iş işten geçtikten sonra alınmış oluyor. Sulukule bunun örneklerden biri. Tazminat davaları kazanılsa da, yıkılmış olan yok olmuş oldu, insanlar da yerlerinden olmuş oldu, yani kaybeden durumundalar. Sulukuleliler AİHM’ne gitti, oradan muhtemelen ciddi cezalar gelecek fakat tazminatlar Sulukule’yi geri getiremez. Şu ana kadar umutsuz görünen bir mücadele içindeyiz. Çünkü dediğim gibi yavaş ilerliyor. Gerçi Anayasa Mahkemesi Afet yasasındaki yürütmeyi durdurma talebi önündeki engelin Anayasaya aykırı olduğunu hükmetti, keza Afer Yasasının diğer yasalara karşı üstünlüğünü kaldırdı. Fakat hukuk mekanizmasının hızlanacağı anlamını taşımıyor ne yazık ki.

Belediyelerin temel olarak yapması gereken şey nedir?
Yapılması gereken en temel şey herhalde kapsamlı ve bütün İstanbul’u kapsayan bir plan. Ne ki belediyeler aslında çok da yetkili değil. Aksine merkezden alınıyor çoğu karar. Ama bu demek değildir ki bir şeyler yapılamaz. Planlamama üzerinde kurulu bir gelişme söz konusu olunca, alt yapı yetersiz kalıp ciddi sorunlara yol açmaya adaysa, başka ciddi durumlar da meydana çıkabiliyor. Örneğin 2001’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı Acil Eylem Planı kapsamlı bir çalışmaydı. Birkaç ay önce Kadir Topbaş bize bir müjde verdi ve dedi ki “Ey İstanbullular, kaygılanmayın, elimizde yeterince çadır var.” Yeterince çadır vardır herhalde, fakat onları nereye koyabileceği meçhul zira 2001’de elinde olan kamu alanlarının yarısı kadarı gitti. Ya AVM oldu, ya kule. Deprem olması halinde kala kala İstanbullular’ın toplanabileceği alanlar mezarlıklar olacak.

Rüya gibi bir örnek: Curitiba
Brezilya’nın Curitiba şehri ilginç bir örnek mesela. 2010’da ‘Küresel Sürdürülebilir Kent Ödülü’nü kazandı ama hikâyesi 60’lara dayanıyor. 1965’teki master imar planıyla şehrin etrafında halkalar öngörerek büyüme istikametini denetim altında tuttular. Plancılar otoyollar, görkemli binalar ve alışveriş merkezleri yerine yeni planlama girişimlerini desteklediler. Ancak şehir ilerleyen yıllarda artan göçle istikrarını kaybetti. Kalabalık, trafik, konut açlığıyla yoksul bir kente dönüştü. 71’de 33 yaşındaki bir mimar, Lerner, şehre belediye başkanı oldu. Uzun soluklu bir planlama çalışmasına girişti, şehir merkezini yayalaştırıp toplu taşımayı geliştirdi. Özel duraklarla otobüsleri hızlandırdı, yeşil alanları çoğalttı. Kent nüfusu 3 kat artmasına rağmen, özel araç kullanımı yüzde 28 azaldı. 16 büyük ölçekli kentsel park, 15 ormanlık alan ve bin kamusal yeşil alanla dünyanın en yeşil kenti oldu. Tüm yeşil alanlar birbiriyle bağlantılandırıldı. Yeşil koridorlar ve parklarla havası da tertemiz oldu.

Bir Şehri Yok EtmekBir Şehri Yok Etmek

Emine Uşaklıgil

Detay için tıklayın

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam