VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Kasım 2017 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > İstanbul’da sinemanın ilk izleri
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İstanbul’da sinemanın ilk izleri

Sinemanın İstanbul’a gelişi, İstanbulluların sinema deneyimi, sinema ve seyirci ilişkisi gibi konularda birçok akademik çalışmasıyla adından söz ettiren Prof. Dr. Nezih Erdoğan, “Sinemanın İstanbul’da İlk Yılları Modernlik ve Seyir Maceraları”nda Hacivat ve Karagöz’ün sinemanın gelişmesindeki rolünden sinema tarihindeki ilklere kadar pek çok konuyu mercek altına alıyor.

CEMRENUR MELEKE


Nezih Erdoğan’ın Sadi Konuralp ve Giovanni Scognamillo’nun aziz hatıralarına adanmış ve ustaca kaleme alınmış çalışması iki kitaptan oluşuyor. 2006-2010 yılları arasında gerçekleştirilen bir belge arşivine dayanan çalışmanın birinci kitabı, “Modernlik ve Seyir” in birinci bölümünde, modernlik öncesi dönemde seyir koşulları ve seyircinin deneyimi üzerine odaklanılmış. İkinci bölümde, 19. Yüzyılın sonlarından başlanarak İstanbul’un şehir hayatında sinema ve modernliğin dönemeci ele alınmış, İstanbul’da elektrik ve sinemanın iktidar ilişkileri birlikte değerlendirilmiş. Üçüncü bölümde Erdoğan, İstanbulluların sinema ile ilk karşılaşması, halka açık ilk gösterimler ve seyircinin “jest” ve “poz” halleri üzerine derin analizlere yer vermiş. İlk kitabın son bölümü olan dördüncü bölümde ise, İstanbul’da basının sinemaya ilişkin ürettiği söylemler üzerinden oluşan sinema kültürüne dair analizler, ilk sinema salonu Pathê Freres Sinema Tiyatrosu’nun açılışı ve işleyişine ilişkin bilgiler yer alırken, sinema işletmelerinin şehrin sinema kültürüne etkisi ana hatlarıyla incelenmiş. İkinci kitapta ise çalışmaya dair ansiklopedik sözlük, tablolar, metinler ve belgelerle destekleniyor.

Nezih Erdoğan, akademik çalışmasının “Sinemadan Önce Seyir ve Seyirci” bölümünde seyircinin yeni mecralara hiçbir zaman bütünüyle hazır olamayacağından bahsediyor. İcatların kitleler üzerindeki büyüsünün beklenmeyeni beklemek olduğunu vurgulayan Erdoğan, sinemayı seyircinin bilemediği ve hazır olamadığını da vurgulamış. Araştırmada dikkat çeken bir başka konu da seyircinin perdede izlediğini gerçek olarak kabul etmesi. Erdoğan, bu durumu Fransız kuramcı Jean-Louis Baudry’nin Platon’un mağara metaforu ile ilişkilendirmesiyle açıklıyor: “Platon, nasıl zincirlerle bağlı tutsak, mağaranın duvara yansıyan gölgelerini gerçek olarak kabul etmişse, hemen hemen aynı psişik süreçler sonucu sinemada da koltuğuna bağlı seyirci perdedeki görüntüleri gerçek olarak kabul eder.”

Erdoğan, çalışmasında seyircinin sinema ile ilişkisini Jean-Louis Baudry’nin Platon’un mağara metaforu üzerinden yürüttüğü tezi ve Freud’un rüya kuramıyla ilgili açıklamalarıyla pekiştirerek okuyucuya sinema ve seyir hakkında yeni bir düşünce kapısı açıyor. Ayrıca ilgili bölümde Osmanlı’nın sinemayı benimseyiş sürecinde, Karagöz ve Hacivat gölge oyununun büyük etkisi olduğu, seyirciyi sinemaya gölge oyununun hazırladığı ileri sürülen fikirlerden bir diğeri.

Çalışmanın ikinci bölümünde İstanbul’un şehir dokusunun, elektrik, ulaşım sistemleri ve iletişim faaliyetlerinin sinema ile ilişkisi irdeleniyor. Zamanla sinema bir eğlence ve ticaret olarak geliştikçe, şehrin dokusuna ulaşım sistemleri ve iletişim ağlarıyla etkileşime girerek nüfuz ettiğinden, vapur ve tramvay seferlerinin film seanslarıyla uymasının önem kazandığından, posta ve telgraf sisteminin film afişleri ve sinema aygıtlarıyla ilgili ticari yazışmalarda kullanıldığından bahsediyor.
Çalışmanın üçüncü bölümünde 19. Yüzyılda sinema ile İstanbul’un buluşması ve seyircinin tepkileri incelenmekte. Gazete ilanlarında “sinematograf” sözcüğünün bazen “canlı fotoğraf” bazen de “sinevitagraf” olarak kullanıldığı bilgisi ilgi çekicidir. İstanbulluların sinema ile ilk deneyiminden sonra izlenimlerine de yer veren çalışmada Sermet Muhtar Alus’un hatırlarından da yararlanılmış:

“Paydos olunca kulaklarımızda uğultu, kafalarımız kazan, gözlerimiz şiş şiş, Cadde-i Kebir boyunu zor bulmuştuk.”

Çalışmanın birinci kitabının son bölümünde İstanbul’da sinema kültürünün yerleşmesini irdeleyen Erdoğan, Refik Halit’in hatıralarından yararlanarak İstanbul’da sinemanın ilk yıllarında bir numaralı eğlence olarak görüldüğünün altını çiziyor. Eğlence kanalının yanı sıra sinemanın uluslararası ilişkileri zorunlu kılan bir ticaret kanalı olduğundan da bahsediliyor. Savaşlar ve güçlenen milliyetçilik sonrasında sinema mekânlarının isimlerinin değiştiğinden, sinemaların Avrupai bir zevk ile milliyetçilik arasında gelgitli değişimler sergilediğini de ortaya koyuyor. Ayrıca çalışmanın bu son kısmında, Pate Frer Sinema Tiyatrosu ile İstanbul’da sinemaya gitmenin kurumsallaşması arasındaki bağlantı da ustaca irdelenmiş.
Özellikle akademik alanda çalışan kişilerin bu araştırmalardan, ansiklopedik bilgi ve tablolardan yararlanacağını ön gören Nezih Erdoğan’ın İstanbul’da sinemanın ilk yıllarına dair yaptığı arşiv niteliğindeki çalışmasının okuyucusuna değerli bilgiler katacağı aşikâr.


Gerçek kazalar filmlerde kullanılırdı
İstanbul’a sinemanın ilk geldiği yıllarda, kameranın sokaklarda dolaşıp insanların görüntülerini çektiği, örneğin herhangi bir kaza görüntüsü yakalanırsa onun film sahnesi olarak kullanıldığı belirtilmiş. Bu örnek de sinematografın hayattan hakiki sahneleri seyirciyle buluşturmasını bize açıklıyor. Ayrıca ilgili bölümde İstanbulluların ilk sinema deneyiminde, 1895 yılında Fransız Lumiere kardeşler tarafından “Bir Trenin La Coitat Garına Gelişi” adı ile çekilen ilk filmi izlerkenki tepkileri, “şaşkınlık” ve “hayret” olgusu etrafında incelenmiş.



Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam