VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Haziran 2018 Cuma | Anasayfa > Haberler > İstanbul’un trafiğinden dem vuran bir hippi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İstanbul’un trafiğinden dem vuran bir hippi

Simyacı” romanının yayımlandığı 1987 yılından beri çok satan bir yazar Paulo Coelho. 20’yi aşkın kitabı 70 dile çevrilerek 160’ın üzerinde ülkede yayımlanan Coelho, bu kez kendi yaşamını romana aktardı. Ortaya yirmili yaşlarını yaşayan hippi bir gencin 70’li yıllarda geçen hikâyesi çıktı.

İPEK CEYLAN ÜNALAN

Herkesin belli başlı yazarları vardır; yeni kitabı çıksın da okuyayım diye beklediği. Bir de herkesin merakla takip ettiği yazarların kitapları vardır. Yazarını seversiniz ya da sevmezsiniz önemli olan bu değil, önemli olan onun “kitabı”dır. Hiç kuşkusuz Paulo Coelho da o merakla beklenen kitapların yazarı. “Bu kez ne yazdı?”, “Ne üzerine yazdı?” sorularını peşinde sürükleyen yazarlardan Coelho bu romanıyla okuruna ters köşe yaptı desek yeridir. Zira Coelho bu kez kendi yaşamından yola çıktı; ana kahramanı ise kendi. Zaten kendisi de kitabın başında “Burada anlatılan hikâyelerin hepsi kişisel deneyimlerime dayanıyor. Olayların sırası, kişilerin isimleri gibi ayrıntıları değiştirdim, bazı kısımları mecburen kısalttım, ama bütün olanlar gerçek. Karakterlerin, yaşadıklarını kendi sesleriyle dile getirebilmeleri için üçüncü şahıs anlatımına başvurdum.” diyor.

Ben şahsen bu romanın eksenini “Simyacı”ya yakın buldum. Zira Coelho “Simyacı”da gezgin olmak isteyen ve mutluluğu dünyanın farklı coğraflarını keşfederek bulacağına inanan çoban Santiago’nun hazine bulmak için İspanya’dan Mısır piramitlerine uzanan yolculuğunu anlatıyordu. “Hippi”de ise evet karakterler gerçek, hikâyenin merkezinde Coelho var, ama bakınız Coelho da tıpkı “Simyacı”da olduğu gibi mutluluğu “gezerek ve keşfederek” bulmayı kafasına koyuyor. 23’ünde- 1970 yılı- ülkesi Brezilya’dan kalkıp 20 kişilik bir hippi grubuyla dünyayı keşfe çıkıyor. Brezilya’da diktatörlüğün hüküm sürdüğü, başkaldıranlara şiddetin uygulandığı hatta tutuklamaların yapıldığı “gerçek bir dönemi” anlatması elbette bir düş aleminde geçen “Simyacı”dan farklı. Zira “Hippi” tam anlamıyla gerçeklerle kurgulanmış bir roman. Hippilik akımının dünyayı kasıp kavurduğu 1970’lerde Coelho sırt çantasını alıp düşüyor yollara.

Öte yandan kader Nepal’e gitmek üzere yola çıkan Hollandalı Karla ile Amsterdam’da kesiştiriyor yolunu Coelho’nun. Romandaki ve belki de hayattaki en büyük hazinesi Karla oluyor bu noktadan itibaren Coelho’nun çünkü, kendi ülkesinin kasvetinden kaçıp dünyayı keşfedeceği yolda ona eşlik edecek kişiyi de bulmuş oluyor.

İki genç, Nepal’e hareket edecek Magic Bus isimli otobüse iki bilet alıyor ve farklı ülkelerden “hippilik” çatısı altında bir araya gelen hippilerle birlikte başlıyorlar yolculuklarına.

Otobüs yolda ilerlerken Coelho, otobüsteki yol arkadaşlarının öykülerini anlatıyor okura ve her birini tek tek tanıtıyor. Kimleri mi Biri Hintli diğeri İngiliz iki şöförü, İrlandalı çiftin ve Fransız baba ile kızının ve diğerlerinin öykülerini.

İstanbul sürprizi
Romanın İstanbul’a uzanışını ise yazarın kendi kaleminden, romandan okuyalım: “İki saat sonra Paulo iki büyük caminin minarelerini gördü. İstanbul! İşte gelmişlerdi! Oradaki vaktini nasıl geçireceğini ayrıntılı olarak planlamıştı. Eteklerini havalandırarak kendi etraflarında dönen dervişlerin gösterisini izleyecekti. Gösterinin etkisine kapılıp aynı dansı öğrenmek istediğinde bunun bir danstan öte, Tanrı ile irtibat kurmanın bir yolu olduğunu öğrenecekti. Dervişlere sufi deniyordu ve bu konuda okuduğu her şey Paulo’yu daha da heyecanlandırıyordu. Bir gün Türkiye’ye dönüp dervişlerin ya da sufilerin öğretisini özümsemek istese de bunun ancak uzak bir gelecekte mümkün olacağını tahmin ediyordu. Asıl önemlisi o an orada olmasıydı! Minareler giderek yaklaşıyor, otoyoldaki araçların sayısı artıyor, trafik sıkışıyor, biraz daha sabretmek, biraz daha beklemek gerekiyordu nasılsa ertesi gün şafaktan önce dervişlerin arasında olacaktı.”

Pek çok romanında İslam’dan, Mevlana’nın Mesnevi’sinden bol bol faydalanan ve sufilik üzerine kafa yorduğunu yazılarından da bildiğimiz Coelho, görüldüğü gibi dervişlerden de bahsetmiş “Hippi”de. İstanbul’un güzelliklerini de anlatmış boğazın eşsizliğini de. Trafikten de dem vurmuş, yabancıların para birimiyle oldukça ucuz olan “İstanbul”dan da.

Magic Bus’ın şoförünü ise şöyle konuşturmuş romanda: “İstanbul ucuz bir şehir, hatta aşırı ucuz denebilir. Türkler harika insanlar ve yollarda aksini görseniz de ülkenin resmî dini İslam değil, laik bir ülke. Yine de güzel kızlarımıza cüretkâr giyinmekten kaçınmalarını, sevgili erkeklerimize ise sırf uzun saçlarıyla dalga geçildi diye kavgaya tutuşmamalarını tavsiye ederim.”

Peki son olarak romanın adı neden hippi dersiniz. Gelin bunu Coelho’dan dinleyerek bitirelim: “Hippi sözcüğünün ne anlama geldiğini kimse tam olarak bilmese de bunun hiçbir önemi yoktu. Pekâlâ ‘lidersiz koca bir kabile’ veya ‘haydutluk etmeyen marjinaller’ anlamına gelebilir ya da bu bölümün başlangıcında yapılan betimlemelere uyabilirdi.”


Paylaş