VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mart 2016 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > İşte yine sevgili defterimleyim
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İşte yine sevgili defterimleyim

Can Yayınları‘nın kurucusu yazar Erdal Öz’ün günlüklerini (1956-1998) Ayşe Sarısayın kitaplaştırdı. Edebiyata, özgürlüğe ve demokrasiye verilen bir gönlün günlükleri bunlar. Erdal Öz’ün 1972’de Mamak Cezaevi’nde günlüğüne yazdığı bir bölümü yayınlıyoruz.




12 Haziran 1972 Pazartesi

aat 17.00’de 28. Tümen Komutanı geldi Cezaevine. Bizim arka hücreye de geldi. Benimle de konuştu:
O - . Adın ne?
Ben- Erdal Öz
O - . Nereden geldin?
Ben - Ankara’dan
O - . İşin ne?
Ben - Yazarım
O - . Hangi gazetede yazarsın?
Ben - Gazeteci değilim, hikâye roman yazarım.
O - . Hikâye, roman yazarsın?
Ben -Evet
Tümgeneraldi. Ben daha yaşlı birini bekliyordum. Gençti. Sesi yumuşaktı. “Suçun ne?” dese anlatacaktım suçsuzluğumu ve boşuna bekletildiğimi. Ama ne yararı olurdu, hiç. İyi ki sormadı. Belki cezaevinin subayları kızabilirdi bana.

Saat 18.35.
Bir süre sonra akşam yemeği gelir. Yatağımın altındaki valizimi yatağımın üstüne koyarım. Bir de kartonum var. Üzerine biri resimler çizmiş. Kötü resimler. Bu da masa örtüm. Valizimin üzerine koyarım. Açık yeşil, dışında kırmızı çiçekler olan plastik su bardağımı doldurur koyarım masama. Bir kâğıt içinde ve üstümdeki yatağın ayakucuna katlayıp düzgünce koyduğum pikeli battaniyenin altında sakladığım tuzumu da çıkarır, kâğıdını açarım. Önce tutuklu arkadaşlar, parmaklıklar arasından yanlamasına bir metal tabak uzatırlar bir de kaşık. Onları mendilimle şöyle bir siler, üzerinde kalmış yağları alırım. (Bir mendilimi bu işe ayırdım. Sık sık yıkayıp kurutuyorum.) Bir de yarım ekmek uzatırlar.(Akşamları yarım ve taze, sabah ve öğlen çeyrek ve bayat ekmek veriliyor.) Ekmeğin üst kabuğunu ayırırım. Yalnızca üst kabuğunu yiyorum. Hiç içini yemedim daha. Birinci yemek bitince, ikinci yemeği beklerim. Yüzde seksen sıcak zeytinyağlı barbunya ile makarnadır. Tabii yine kepçeyle ve biraz dökülerek demir parmaklıklar arasından konur yemek. Öğlenleri iki kap yemeğe ek olarak bir de tatlı vardır. Bir kere irmik helvası, bir kere de tulumba tatlısı çıktı on günde. Öbür günler hep üzüm hoşafıdır.

Saat 19.35.
Evet akşam yemeği de tamam. Sıcak bir bamya, makarna ve yarım ekmek. Makarnayı yine bıraktım ve bu akşam ekmeğin alt kabuğunu da yedim. Nöbet değiştirme töreni tam yeni hücremin önünde yapılıyor. İki saatte bir. Hep aynı çavuş getirip götürüyor nöbetçileri. Hep sesini duyardım dip hücredeyken. Burada yüzünü de gördüm, orta boylu esmer bir çavuş. Komutları o kadar değişmeyen, aynı ses tonuyla söylüyor ki, banda alınmış gibi. Buraya yeni nöbetçileri bırakıp eskileri alıp gidiyor ve dışarda da, değişik yön ve uzaklıklarda aynı komutları yineliyor. Gittikçe uzaklaşan rap raplar ve çavuşun değişmeyen sesi. Geçenlerde bir gün, nöbetçileri getiren ses değişivermişti, çok yadırgamış, beğenmemiştim. O kadar alıştım ki bu çavuşun sesine. Sanki komutlar yalnızca bu sesle ve bu düzenle verilirmiş, değişemezmiş gibime gelmişti. Buranın fon müziği de bu. Yine çay söylediler. İçeceğim bu akşam, iki bardak düşüyor herkese. Midem bozuluyor ve uyuyamıyorum kimi geceler ve bunu çaydan buluyorum. Pek değil aslında, midemi bozan ve uyutmayan, güç biten bir günün sinirlerime yüklediği büyük gerginlik.
Bu gece yemek düzeninde bir değişiklik yaptım. Valizimi kullanmadım.. Kalın kartonumu, üst yatağın ortasına koydum, ayakta yedim. Daha iyi oldu. İki kat eğilip yemekten daha iyi. Kartonun üzerindeki resmin altında Mahir diye bir imza var. Tarih de atmış: 23 Mayıs Salı. Yani benim gözaltına alındığım gün.

Saat 20.00.
Kaç gündür, ne sabah ne akşam koridora da çıkarılmıyoruz. Hücrede demir kapının önünde duruyoruz sayım yapılırken. Volta atmayı da unuttuk. Dizlerimin, bacaklarımın ağrısı biraz da yürümemektendir. İki bardak çayımı da içtim. Evet hep duygu. Ülkü’nün şimdi eczaneyi kapatıp, belki köşedeki bakkala uğrayıp evin yolunu yarıladığını görüyorum. Az sonra kapıyı çalacak ve Senem, “ben” diyerek fırlayacak, açacak kapıyı. Hayır, başka şey düşünemiyorum.

Saat 20.45.
Yeni hücremde kapının zinciri yok. Çünkü kilidi çalışıyor. Yarın akşamüzeri Ülkü belki mektubumu alır. Mektubumugörünce yüzünü, mektubu açışını ve okuyuşunu görmek isterdim.
13 Haziran 1972 Salı, saat 07.30
Saat 7.00’de soğuk suyla sabunlandım, yıkandım hela aralığında. Ohh be.. sırtımda bir boşluk oldu. Temiz çamaşırlar giyindim. Ayakkabılarımı sildim. Altlarını yıkadım. Bir serin temizlik içinde 3 adımlık voltalarımı atarak, uzun sigaramı içiyorum. Gece geç uyudum. Saat 03.00’te ve 05.00’te iki kez uyandım, yeniden uyumam güç oldu. Düşler gördüm. Düşümde hep Ülkü, Nur ve ne ilgisi var ama Turgut Uyar vardı. Ona hep a dergisi’nde “Kurt” adlı hikâyemin çıkıp çıkmadığını soruyordum. O da farkında değildi. Sonra ölen köpeğim Cimbo vardı hep. 13 Haziran 1972, saat 08.25 Yine iki kişi mahkemeye götürüldüler. Bugün sorguya çağrılma umudum yok, ama yarın bekliyorum ve istiyorum.

Saat 09.20.
İki üsteğmen başkanlığında astsubaylar, gardiyan ve erler herkesi koğuşlarından çıkarıp hücrelerde arama yaptılar. Yataklar, valizler, çamaşırlar altüst edildi. Benim de bu defterimle iki boş defterimi aldılar. Bu defterin önemli bir anısı var bende. Her gün onunlayım. Her şeyimi olanaklar içinde, bütün olasılıkları hesaba katarak ve özellikle yeni bir suç delili yaratmamaya çalışarak, her derdimi, her duygumu ona anlattım. Benim şu 21 gün içinde neler çektiğimi, bana yakın bir de o bilir. Onu almalarından çok korktum. Üsteğmen sayfa sayfa inceledi bir 10 dakika ve benim içeri girmeme, eşyalarımı toplamama izin verildikten sonra çantamın içindekileri düzene koyarken, sevgili defterimin fırlatıldığını, uçarak gelip yatağımın üzerine düştüğünü sevinçle gördüm. İşte yine onunlayım.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam