VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ocak 2013 Salı | Anasayfa > Haberler > Istırabı anlatmak edebiyatın işidir
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Istırabı anlatmak edebiyatın işidir

Ahmet Tulgar, “Henüz - Zaman Var” isimli son kitabındaki yazıları ile okuru çok boyutlu bir kültür yolculuğuna çıkarıyor. “İnsanın bir hayatının olması ne demektir?” sorusuna farklı cevaplar sunuyor.

Seher Karslı Çeppioğlu
seherkarsli@gmail.com

Ahmet Tulgar, “Henüz - Zaman Var” kitabındaki yazıları ile zaman içerisinde bir gazete veya televizyon haberi olarak hafızalarımıza gömülmüş, ilk duyduğumuzda içimizi burkan, sonrasında hatıralar arşivine kaldırdığımız olayları bir gazeteci titizliğiyle sunup aynı zamanda bir edebiyatçı duyarlılığıyla okurun zihinsel yolculuğuna ışık tutuyor. “Istırabı anlatmak edebiyatın işidir” cümleleriyle betimlediği bu yolculukta okuru, devlet eliyle uygulanan adaletsizliğe karşı bireyin hissettiği yanlızlık, küresel kapitalizm, insan sevgisi ve insan hakları mücadelesi kavramlarını yeniden irdelemeye yöneltirken; şehrin kitapçıları, sinemaları, tiyatroları, kahvehaneleri, sokakları, evleri arasında dolaştırıp; sistemle mücadele içinde olan edebiyatçılar, müzisyenler, yönetmenler, oyuncular ve onlarla birlikte “gündelik hayattan, popüler kültürden kazanılmış müşfik, güler yüzlü kahramanlar” ile buluşturuyor. Yaşadıklarımızın üstüne tekrar düşünebilme ve tüm çıplaklığıyla ne hissettiğimizi sorgulama fırsatı veriyor.
Yazar, kapitalist sistem içine iyice yerleşmeye zorlanan bireyin kentlileşmesi ile birlikte hayatın detaylarından uzak düşmesi ve kendi dışında kalanları yok saymasının yol açtığı yalnızlaşma ve öfkeyi son derece çarpıcı bir şekilde ortaya koymuş. Kapitalist dünyanın insana kaybettirdikleri, sentetikleşen yeni hayatımızda uzak düştüğümüz eski yaşanmışlıkların ve şehrin bildik tat ve kokularının yok olmasıyla birlikte aidiyet hissimizin yara alması Wolf Biermann’ın “En çok buradan gitmek istiyorum. Ve en çok isteyerek burada kalıyorum” dizeleriyle dile geliyor.
İktidar olmanın getirdiği güç hangi aşamada ve kimleri nasıl etkisi altına alır? İktidarı eline geçirenler hangi ruh haliyle güç taleplerini sürekli olarak artırarak bireye hükmetmeyi doğal yetkileri sayarak, “kendine özgü olabilenleri” izole eder, şiddet uygular ve yok sayarlar? Yazarın öncelikle kendisine sorduğu ve okura sorgulattığı bu soruların ışığında iktidar sahiplerini yazar şu sözlerle tasvir ediyor: “Kendilerini konumladıkları yerde, sanki tasarruf yetkisi onlardaymışçasına, tasarruf yetkisi onlara bırakılmış gibi, tasarruf yetkisini nereden aldıkları belirsiz; hukuk, özgürlük, demokrasi mefhumlarının ne kadarını verebileceklerinden, ne kadarını tanıyabileceklerinden söz edenler...”
KÜÇÜK ADAM SAVAŞ İSTER
Yazar “Küçük adam savaşı niye ister?” başlıklı yazısında küçük adamların halk içindeki savaşı ve çatışmayı körükleyici tavrının nedenlerini sorguluyor: Küçük adam iktidarın yanı başında durarak özgün ve üretken olmanın yorgunluğundan kurtulur ve güçlünün gölgesinde kendini garantiye alır. “Küçük adam savaşı ister, çünkü düşmanını gör- müştür bir kere. Kendisi.” Yazar bu noktada Türkiye’de süregelen baskıcı sistemi ele alırken aynı zamanda okuru iktidar yönelimlerinin sosyolojik altyapısıyla ilgili ileri okumalara yönlendiriyor. Filozof Michel Foucault’nun “Hapishanenin Doğuşu” kitabında yer alan anatomi-politika ve biyo-politika kavramları ile ilgili ileri okumalar, yaşadığımız siyasal süreçleri daha iyi anlayabilmemize olanak sağlayacaktır.
“Henüz - Zaman Var”ın sayfaları arasında ilerlerken Tulgar’ın Türkiye ile birlikte ikinci evi olarak kabul ettiği Alman dil bölgesinin önemli yazar aydınları Thomas Mann, Heinrich Mann, Thomas Bernhard, Annemarie Schwarzenbach, Lion Feuchtwanger, Robert Musil’in yaşamlarına ve eserlerinin dünyasına konuk oluyoruz. Yazar, bu bölgede yaşanan yakın tarihteki en önemli iktidar şiddeti olan Nazizm’in kaynağını dönemin aydınlarının penceresinden bakarak araştırıyor. Thomas Mann’ın ifadesiyle “Nazizm’in Almanya’da iktidara gelmesinde temel etkenlerden biri Almanya’nın kendisini kültürel bir yanlızlık içinde görmesidir”. Tulgar, iktidar hoyratlığının hem aydınlara yaşattıklarını hem de ülke kültürüne etkilerini farklı yönleriyle irdeliyor. Böylece okura kitabın içindeki yolculuğu henüz tamamlamadan yeni yolculuklar da vadediyor.
Sadece edebiyat dünyası ile sınırlı değil Tulgar’ın yazıları ile çıktığımız yolculuk. Sayfaları çevirirken müzik, fotoğraf ve sinema gibi sanatın diğer alanlarında da protest ve duyarlı bir tavırla karşılaşıyor ve “ülkesiyle ikircikli bir ilişkisi” olan birçok sanatçıyla selamlaşma imkanı buluyoruz.
Yazar, protest duruşunu muhafaza edebilen sanatçıların yanı sıra popüler kültürün parçası olmuş sanatçılara da yakından bakma ve anlayabilme fırsatı sunuyor bizlere. Popüler kültürün merkezinde olmanın, sistemi olduğu gibi kabul etmek olup olmadığını incelikli bir bakış açısıyla sorguluyor. Tulgar’ın samimi duygu ve izlenimleri, okura gündelik hayatın bu kahramanlarını ne kadar içselleştirdiğini ve aslında ne kadar kendinden saydığını hatırlatıyor.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163