VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
30 Ekim 2013 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > “İstisna hali” normalleştiğinde
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

“İstisna hali” normalleştiğinde

Araştırmacı gazeteciler Gökçer Tahincioğlu ve Kemal Göktaş, 11 yıllık AKP iktidarı döneminde öğrenci hareketine dönük baskı rejiminin bilançosunu kitaplaştırdı. Kitap, öğrenci muhalefetini ve baskıları konu alıyor ve çevik kuvvet özelinde yapılan bir araştırmayı da kapsıyor.

Ersin Şenel

"Bu Öğrencilere Bu İşi Mi Öğrettiler?" kitabı gazeteci Gökçer Tahincioğlu ve Kemal Göktaş’ın yıllardır haberlerini yaptığı insanların öykülerinden oluşuyor. Kitabın doğuşu, ülkemizin içinden geçtiği döneme dayanıyor. Yıllar boyunca birçok davaya konu olan öğrenciler bir bütün olarak, tarihsel sıralamada ele alınmış. Bilinçli bir tercih bu; gerek her bir olayda görülen benzerliklerden, gerekse de gördükleri baskının sistematik oluşundan ötürü. Bu maksatla DGM savcıları ve emniyet müdürleri ile görüşmeler yapılarak kitaba konulmuş. 1970’den bu yana öğrenci hareketinin içinde, sembolleşmiş davalarda yer alan isimlerle de konuşulmuş. Kitabın can alıcı kısmı, polisin iç algısını anlayabilmek için yapılmış ve bugüne dek açığa çıkmamış bir çevik kuvvet raporu. Bu açıdan bütün bir tutumun, öğrenci muhalefetine yönelik baskının ortaya konması açısından önemli bir çalışma.
Bu bir tarihsel anlatı ve zamansallığa büyük ölçüde sadık kalınmış. “Yumurta” ile başlıyor kitap; söz konusu yumurta atma eylemlerini ele alarak. Ardından daha da geçmişe giderek öğrenci hareketinin ülkemizdeki serüvenine değiniyor. Sonrasında işin arka planı devreye giriyor, bu noktada “Düşman Ceza Hukuku” karşımıza açıklayıcı bir kavram olarak çıkıyor. Yönetenlerin nasıl bir ayrıştırma yarattığı, bu bölümde uzun uzun ele alınıp raporlar eşliğinde sunuluyor. Takip eden bölümde davalara teker teker yer verilmiş ve söz konusu baskının bilançosu çıkarılmış. “İstisna Hali Kuramı” ise, okur açısından açıklayıcı nitelikte. Kısaca bahsedecek olursak; “İstisna Hali Kuramı”, Düşman Ceza Hukuku ile birlikte ele alındığında etkili bir analiz sunuyor. Temel hak ve hürriyetlere ilişkin vatandaşlara tanınan hakların, olağanüstü dönemlerde dışına çıkılması ve bunların ihlal edilmesi “İstisna Hali”ni ifade ediyor. Bu noktada yazarların belirttiği husus şu ki, “Türkiye’de istisna hali denen şey, aslında istisna hali olmaktan çıkıp genel bir uygulama halindedir. Temel hak ve hürriyetlere ilişkin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, anayasa, yasalar; bütün bunlar aslında doğrudan uygulama alanı bulmuyor. Çoğunlukla bunlar ya uygulanmıyor ya da önemli ölçüde içi boşaltılarak uygulanıyor. Bütün vatandaşların esasen muhatap oldukları şey Türkiye’de olağanüstü dönemlerin olağanlaşmış halidir ve sürekli olarak bir olağanüstü hal yaşarız aslında. Dolayısıyla istisna hali dediğimiz şey Türkiye’de bir kural halinde yaşanır.”

DEVLET NASIL BAKIYOR?
Herhangi bir eylemin, terör tanımına sokularak, devletin baskı aygıtlarının devreye girmesi, sadece öğrencilere has değil; hemen tüm muhalefet odakları için işletilebilen bir mekanizma. Bu yolla düşmana yönelik ceza hukukun uygulanması için “meşru(!)” bir zemin yaratılıyor. Kimi zaman bulunduğunuz siyasi konum, kimi zaman kimliğiniz ve kimi zaman da sadece varoluşunuz terörle suçlanmanıza elverebilir. Burada “makbul” tanımı içinde kabul edilmeyen, dışsal veya zararlı unsurların bertaraf edilmesine yönelik tutumun, halk nezdinde kabul görmesi isteniyor. Takip eden içerikte yazarlar bu sefer ibreyi tersine çevirerek devletin nasıl baktığı üzerine kafa yoruyorlar. 11 yıl önce Emniyet Genel Müdürlüğü’nün kendi içinde, Çevik Kuvvet ve şiddet konulu bir araştırmasından uzun uzadıya bahsediyorlar. Söz konusu emniyet raporu, üst düzey emniyet mensupları tarafından akademisyen desteği alınarak yapılmış, iki ciltlik oldukça hacimli bir içerik. İlk cilt şube müdürleri, emniyet müdür yardımcıları ve çevik kuvvet polislerine dek uzanan seri mülakatlardan oluşuyor. Diğer cildi ise, analizlere ayrılmış.Rapordan bazı kesitler paylaşarak yazıyı sonlandıralım.
Öğrencilere yönelik baskıların ortak noktaları ve farklılıklarına yoğunlaşan kitapta, eski DGM savcıları Talat Şalk ve Ömer Süha Aldan’ın görüşlerine yer veriliyor. Devletin uzun yıllar boyunca muhalefete yönelik en önemli baskı araçlarından olmuş ve adil yargılama hakkını ihlal ettiği yönünde hukukçuların büyük eleştirilerine de konu olan DGM’nde uzun süre görev yapmış olan bir savcı Şalk. DGM’nin “yüzünün soğuk olduğunu” ancak şimdiki Özel Yetkili Mahkemelere kıyasla “insani bir tarafının da olduğunu” belirtiyor. DGM’nin daha insancıl olduğu iddiasına yönelik, inisiyatif alarak tahliye ettiği, dava açtırmadan kapattığı soruşturmaları örnek gösteriyor.
Bir diğer bölüm ise Çevik Kuvvet polislerinin sözlerinden oluşuyor. “Vatandaşın bize değer vermemesi, kanunlara göre değil siyasilere göre görev yapmamız, standardın dışında davranmamıza neden oluyor. Maddi yetersizlikler bizi strese sokuyor. Gruplara yakın durduğumuz için yüz göz oluyoruz. Dolayısıyla da müdahale daha şiddetli oluyor. Kısa süreli ihtiyaçlarımızı gideremiyoruz. Hava şartlarından etkileniyoruz. Fazla beklediğimiz zaman “Sert davranırsak giderler.” diye düşünüyoruz. Üstlerimizin bize kötü muamelelerinin hırsını vatandaştan çıkarma hissi doğuyor. Tarafsız olamıyor ve düşünce açısından önyargılı bakabiliyoruz. Bizlere çocukluğumuzdan beri sokağa çıkanların, devlete karşı eylem yaptığı empoze ediliyor. Arkadaşlarımız birbirini yanlış yönlendiriyor. Olaya daha önceden psikolojik olarak hazırlanamıyoruz.” şeklinde ifade edilmiş. Eski DGM Savcısı aynı zamanda CHP Milletvekili de olan Ömer Süha Aldan ise öğrenci muhalefetine yönelik baskılarla neyin hedeflendiğini şöyle anlatıyor: “Polis açısından öğrenciler kurulu düzene başkaldıran, komünist, anarşist, çok bilmiş veletlerdir. Özellikle eğitimini tamamlayamadan polis olmak zorunda kalan pek çoğu için öğrenciler; baba parası yiyen ve beyni yıkanmış hergeleler olarak görülmüştür. Bu açıdan polis üzerinde “devlet düşmanı olanların başı ezilmeli” yaklaşımı belirgin olmuştur. Öğrencilere yönelik yasadışı örgüt yaftalamasının temelinde korku ortamı yaratma anlayışı yatmaktadır. Senelerce cezaevinde yatarak okuma olanağından mahrum kalan gençler, diğerlerine örnek olarak gösterilmektedir.”
Raporda yer alan bir emniyet müdürü ise “Gaz kullanma şartları oluşmuşsa, cop ve panzere göre daha akıllıca olanıdır. Islatmaya ve vurmaya göre daha medenice bir yöntem.” diye belirtirken, bir başka müdür yardımcısı ise “Gaz her zaman kullanılmamalı, ölümcül etkiler olabilir. Ölüm olayı olursa, olaylar daha sonra kat kat büyür.” şeklinde konuşmuş.

Paylaş