VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Temmuz 2015 Salı | Anasayfa > Haberler > İtalyan şarabı tadında bir hayat
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İtalyan şarabı tadında bir hayat

Sophia Loren’in “Dün, Bugün, Yarın / Bütün Hayatım” adını taşıyan otobiyografisi yoksul Sofia Villani Scicolone’nun Sophia Loren’e dönüşmesinin yanı sıra Hollywood ve İtalyan sinemasından anılar da içeriyor.

BARIŞ EMRAH


Cinsel çekiciliğin yüzde 50’si sahip olduklarınız, yüzde 50’si de insanların sahip olduğunuzu düşündükleridir. Burnum çok uzun, çenem kısa, kalçalarım da geniş. Ama tüm bunlar birleştiğinde ortaya fena bir görünüm çıkmıyor.”

Bu sözleri herhangi biri söylemiş olsa çok da ciddiye almayız. Ancak söz konusu dünya sinemasının gelmiş geçmiş en güzel ve seksi kadınlarından birine, Sophia Loren’e ait olunca her harfini kabul etmekten başka bir çare kalmıyor geriye.

Loren, hayat hikayesini kaleme aldığı otobiyografisinde ise o yüzde 50’nin yani Sophia Loren metaforunun nasıl oluştuğunu detaylarıyla anlatıyor.
Adını Loren’in çok sevilen “Üç Kadın” filminden alan otobiyografi, “Kürdan” bölümüyle başlıyor. Zira Sophia Loren çocukken o kadar sıskaymış ki onu “Kürdan Sophia” diye çağırılırmış ve bu 14 yaşına dek sürmüş. Doğumunu “20 Eylül 1934 günü Roma’da, Santa Margherita Kliniği’nin nikâhsız anneler bölümünde cılız ve çirkince bir bebek olarak doğdum” sözleriyle aktaran Loren şöyle devam ediyor: “Her zaman söylediğim gibi çeyizim bilgelik ve yoksulluk dolu bir sandıktı. Ne yazık ki paramız yoktu, umudumuz yoktu, hiçbir şeyimiz yoktu. Babam sıradan bir işi kabul edemeyecek kadar küstahtı ama heveslendiği işler için de gerekli belgeleri yoktu.”

Bu yüzden Sophia’nın çocukluğu, savaş yıllarının acımasızlığında yoksulluk ve çaresizlikle geçmiş. Annesinin ailesi sahiplenmiş onları. Hasta bir çocuk olduğu için dağlık bir bölgeye taşınmışlar, yoktan var ederek, Sophia’yı yaşatmışlar. 14 yaşına geldiğinde de annesinin yarım kalan hayalini devralmış; oyunculuğu!

Çünkü annesi Romilda Villani, bir yıldız olmayı çok istemiş hatta Greta Garbo’yu rolünü kapmış ancak ailesinin karşı çıkması üzerine hayallerini kızına aktarmak zorunda kalmıştır.
Ve bu hayalle Roma’ya kapağı atarlar. Şöyle anlatıyor Roma başlangıçlarını ünlü yıldız: “Roma bizi kollarını açarak karşıladı ya da bize öyle geldi. Romilda’nın istasyondan çıkar çıkmaz aradığı babam için ise aynı şeyleri söyleyemezdim. Riccardo (babası) gönülsüzce de olsa annesinin evinde bizimle buluşmayı kabul etti. Babaannem Sophia bana bir bardak süt ikram etti ve tek bir soru sormadan, bir kez başımı okşamadan bizi salonda beklemeye bırakarak çıktı. İçeri girdiğinde babam bana kin dolu bakışlarla şöyle bir baktı. Evlenmiş, Giuliano ve Giuseppe adında iki oğlu olmuştu. Bu soğukluğa karşın anneciğin morali bozulmadı ve bir an için bile dönmeyi aklından geçirmedi. Bunun üzerine uzak kuzenlerini arayarak yanlarında kalabilir miyiz diye sordu.”
Derken, sadece Loren için değil tüm İtalyan sineması için bir milat yaşanır. 1945 yılında “Roma Açık Şehir” filminin çekimlerine başlanması ve savaşın bitiminden birkaç ay sonra yayımlanmasıyla İtalyan yönetmenler için de işbaşı yapma zamanı gelir.

Dahası Metro Goldwyn Mayer “Quo Vadis” filmiyle çıkarma yapınca Hollywood, Tiber Nehri’nin kıyısına yerleşir. Loren, “Bu da benim tarihçemin başlangıcı oldu” diyor, bu gelişme için: “1950 yılının o sabahında annem ve ben Merkez İstasyon’dan kalkan mavi tramvaya binip son durakta indik. Benim yeniyetme gözlerimin önüne serilen ilk manzara Cinecittà kapılarına dayanmış, burada kamp kurmuş Romalılardan oluşan bir orduydu; herkes iş arıyordu ve yardıma ihtiyaç duyacak herkesin emrindeydiler. Sonra sahne genişliyor ve kadrajda filmde bir an görünebilecek bir figüran olabilmek için kuyruğa girmiş insanları görüyordum. Biz de o kuyrukta yerimizi aldık ve bütün umutlarımızı ona teslim ettik.

Quo Vadis filminin yönetmeni Mervyn LeRoy gelir gelmez, umut vaat eden çehreleri seçmek için bizi yan yana dizdi. Annem ne sorulursa sorulsun evet demem için tembihlemişti beni. Ne yazık ki yönetmen İngilizce konuşuyordu, bense bu dili bilmiyordum. Adımı söyleyince bir adım öne çıktım ve en şahane gülümseyişimi yüzüme kondurdum.
“Do you speak English?”
“Yes.”
“Is it your first time in Cinecittà?”
“Yes.”
“Have you read Quo vadis?”
“Yes.”
“What is your name?”
“Yes.”
“How old are you?”
“Yes.”
LeRoy kahkahalara boğuldu ve belki de saflığıma duyduğu merhametle bana sözsüz ve minik bir rol verdi.”
Bu basit bir figüranlık rolüdür. Ancak Loren artık sektöre adımını atmıştır. Dahası Sogno dergisinin genel yayın yönetmeninin ilgisini çekmiştir ki, o yıllar fotoromanların fırtına gibi estiği bir dönemdir. Böylece ona sinema dünyasının kapılarını aralayacak olan fotoroman sektörüne girer ve buğulu bakışları, olağanüstü güzelliğiyle aranan bir yüz haline gelir ve 20 yaşında sinemada ilk çıkışını yapar.
Bu Vittorio De Sica’nın yönettiği “Napoli Altını“ filmindeki unutulmaz pizzacı kadın rolüdür. Vittorio De Sica için “Onsuz şimdi bulunduğum yere gelemez, kendi sesimi bulamazdım” diyen Loren buradan sonra adım adım ünlü oyuncu Sophia Loren olmaya doğru yol alır.
1954’te romantik komedi filmi “Too Bad She’s Bad” için Marcello Mastroianni ile ilk kez bir yapımda başrolleri paylaşır. Sinemaseverler bu ikiliyi çok sever. Bu o birliktelik “İtalyan Usulü Evlilik” (1964) ve “Dün, Bugün, Yarın” (1963) isimli başyapıtlarda devam eder.
Ancak Sophia’nın gerçek hayattaki aşkı ise Marcello değil Carlo Ponti’dir. Kendisinden 22 yaş büyük bir sinema yapımcısı olan Ponti Sophia’yı Sophia Loren yapan kişi olur. Mesela önce adından başlar. Gerçek adı Sophia Villani Scicolone olan ünlü yıldıza bugünkü adını bahşeder: Sophia Loren.

Sonrasında ise Marlon Brando, Clark Gable, Peter Sellers, Gregory Peck, John Wayne ve Cary Grant gibi dönemin ünlü jönleri ile filmler çevirir. Ancak ona en büyük başarıyı getiren ve kendisinin de özel bir yere koyduğu “Kızım ve Ben” filmi olur. 1960 yapımlı bu filmde Loren, İkinci Dünya Savaşı yıllarında kızıyla birlikte hayatta kalma savaşı veren bir genç kadını canlandırır ve Oscar heykelini kazanır.

Sonrası ise mutlu ve güzel bir hayat olur: “Dolce Vita.”Ama şunu da belirtmek gerekir ki, Sophia Loren’in otobiyografisi, sadece bir çirkin ödrek yavrusunun kuğuya ya da yoksul Sophia Villani Scicolone’nun Sophia Loren’e dönüşmesinin hikayesi değil. Loren, bu kitapta aynı zamanda sinema bilgisine, anılarına, kırılma noktalarına da yer vermiş. Bir de uzun ve keyifli bir hayatın anlamına da.

Paylaş