VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
20 Eylül 2010 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > İyi, kötü ve ahlak!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İyi, kötü ve ahlak!

Andre Gide’in kendi hayatından bahsederken ne kadar yoksullaşıp zenginleştiğini satır satır takip edebildiğimiz “Tohum Ölmezse”, birbirine duygularla bağlı yüzlerce sahneden oluşuyor.

1869’da başlayan ve 1951’de sonlanan, Andre Gide adındaki bir hayatın romanı, başlığını ancak İncil’den alabilirdi ve öyle de yaptı:
“Buğday tanesi toprağa düşer de ölmezse, yalnız kalır. Fakat ölürse, bol mahsul verir. Hayatını seven onu kaybeder. Bu dünyada hayatından nefret edense, onu ebedi hayat için muhafaza eder.” (Yuhanna 12, 24-25)
“Tohum Ölmezse” 1924 yılında yayımlandı. Andre Gide’in yazdığı ilk otobiyografiydi. “Et nunc manet in Te” adlı ikincisiyse 1951’de yayımlanacaktı. Gide, kutsal bir aşkla bağlı olduğunu defalarca belirttiği, kuzini Madeleine Rondeaux (kitapta Emmanuele diye geçer)’yla nişanlanmasını hayat hikâyesinde bir milat olarak görmüş ve o güne kadar geçen zamanı anlattığı “Tohum Ölmezse”yi, çocukluğuna, okullarına, öğretmenlerine, arkadaşlarına ve geçirdiği dönüşümlere ayırmıştı. Tahmin edileceği gibi, “Et nunc manet in Te” ise, hikâyenin sonrasını yani kuziniyle yaşadığı evliliği anlatıyordu.

BEN BAŞKALARI GİBİ DEĞİLİM
“Ahlaksız”, “Pastoral Senfoni” ve “Kalpazanlar” gibi başyapıtları kaleme almış olan Andre Gide’in kendi hayatından bahsederken ne kadar yoksullaşıp zenginleştiğini satır satır takip edebildiğimiz “Tohum Ölmezse”, birbirine duygularla bağlı yüzlerce sahneden oluşuyor. Zaman ve mekânın önemsizleştiği, sadece çağrışımların hüküm sürdüğü bir hatırlama denemesi. Kendini ve hayatını hatırlamak için kurulan binlerce cümle. Tekrar söylüyorum: Aralarında noktalama işaretlerinden ziyade duyguların yattığı binlerce cümle. Örnek mi gerekiyor?
“Hikâyemin tek varoluş nedeni, gerçeğe uygunluk. Tutun ki, günah çıkarmak için yazıyorum.”
(S. 12)
“Ruhun tamamen şeffaflıktan, sevgi ve saflıktan ibaret olmasının istendiği o masum çağda, ben kendimde sadece karanlık, çirkinlik ve sinsilik görüyorum.” (S. 12)
“Annemin benim gibi bir çocuğu İbrani halkıyla kıyasladığını... çok iyi hatırlarım.” (S. 17)
“İçinde birbirine zıt ama birbirini dengeleyen talepleri barındırıp büyüten melez varlıklara gelince, sanırım, arabulucular ve sanatçılar bunların arasından çıkıyor.” (S. 22)
“Ben bu dünyadaki zafer kazanmışların ve şan şeref sahiplerinin değil, gerçek parıltısı, içinde saklı olanların portresini çizmekten zevk duydum hep.” (S. 29)
“Ben başkaları gibi değilim! Ben başkaları gibi değilim!” (S.125)
“Kuşkusuz ben seçilmiş biriydim. Artık İlyas peygamber gibi, hep gözlerim havada, kıvancımı ve nimetimi göklerden bekleyerek yürüyordum.” (S.175)
“İtaat etmek, kurallara uymak razı olmak daima hoşuma gitmiştir, dahası, gizli saklı yapılan şeylere karşı özellikle tiksinti duyarım.” (S.185)
“Yapımdaki bir çeşit hırçınlık yüzünden, eleştirmenlerden, hatta okuyuculardan uzak durma konusundaki kararıma; bir kitaptan kurtulur kurtulmaz beni benliğimin öteki ucuna sıçramaya ve tam da bir önceki kitabımın bana kazandırdığı okuyucuyu hiç memnun etmeyecek şeyler yazmaya iten o farklı ruh hallerine saplanıp kaldım.” (S.235)
“Tek bir türe çakılıp kalmaktansa hiç başarmamayı tercih ediyordum... Ben kumarı seviyorum, bilinmeyeni, macerayı: İnsanların, olduğumu sandıkları yerde olmamayı sevmiyorum... Benim için en önemlisi özgürce düşünebilmek.” (S.235)
“Her insanın... yeryüzünde oynaması gereken (sadece kendisine ait olan ve başka hiçbir role benzemeyen) bir rolü olduğuna inanıyordum... Öyle ki, ortak bir kurala uymak için gösterilen her çaba gözümde (Kutsal Ruh’a karşı işlenen) ihanete dönüşüyordu.” (S.257)

KİŞiSEL ACILAR YÜZÜNDEN
AĞLAMAK UTANÇ VERİCİ Mİ?
Yeterli mi? Değil, değil mi? Bu yüzden okumak gerekiyor “Tohum Ölmezse”yi.
Ahlak denilen kavramın en büyük inceleyicilerinden birinin ne demek istediğini anlamak için;
11 yaşındayken babasını kaybeden ve tarafından büyütüldüğü Katolik annesinin baskıları altında kendisini yaratmaya çalışmış bir çocuğun hikâyesini anlamak için;
Gerçek aşkta cinselliğe asla yer olamaz diye düşünen bir gencin çarpık ve şiddetli olan her şeyi çekici bulma nedenini anlamak için;
Kişisel acıları yüzünden ağlamayı utanç verici bulan bir çocuğun karşısına çıkan bir heykelden etkilenip saatlerce nasıl ağlayabildiğini
anlamak için;
Dünyaya ve yaşadığı ülkeye kapalı biçimde büyütülmüş ve genç bir erkeğe dönüştüğünde yeni doğmuş bir çocuk iştahıyla hayatı ısırmaya başlamış Andre Gide’in “Ben bir diyalog insanıyım. Bende her şey savaşır ve birbiriyle çelişir,” (s.263) demesinin altında yatan gerçeği öğrenmek için;
“Siz benim arkadaşlara sahip olduğumu düşünüyorsunuz, oysa benim sadece sevgililerim vardır” diyen Oscar Wilde’la, Mallarme’yle, Gaugin’le karşılaşmalarının onda bıraktığı izlerin üzerinden geçmek için;
Ve son olarak, kuziniyle olan ilişkisine, savrulduğu Arap topraklarında on altı yaşındaki erkek çocuklarıyla yaşadığı cinselliği hatırlayınca, “Cennetin cehennemle evlenmesi” adını vermesinin ne anlama geldiğini öğrenmek için “Tohum Ölmezse”yi okumak gerekiyor.
Ya da bütün bunlara boş verip, birey-ahlak ilişkisi gibi temel bir insanlık sorununu, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarından takip edebilirsiniz. Hatta bu konuyu bir daha hiç düşünmeyip bir ahlak şampiyonuna dönüşebilir ve dünyanın bütün madalyalarına sahip olabilirsiniz. Hatta iyi bir insan olduğunuzu bile sanabilirsiniz. Yeter ki düşünmeyin, hepsi olur.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam