VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Şubat 2017 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Joyce’un vahı: LUCIA
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Joyce’un vahı: LUCIA

Efsanevi yazar James Joyce’un Paris’te yedi yıl boyunca “Finneganın Vahı”nın yazımı aşamasında ailesinin sarsılışının, parçalanmasının ve depremlerinin hikâyesini ama en çok da kızı Lucia’nın parlak dans kariyerinden akıl hastanelerine düşen muhteşem çöküşünün öyküsünü anlatıyor “Joyce’un Kızı”.

LEVENT TÜLEK



Dil bizi yarı yolda bıraktı… Bir parça müzik seni hemen harekete geçirebilir. Ağlamana bile sebep olabilir. Bir resim de öyle. Tek bir fırça darbesiyle nelerin anlatılabildiğine bir bak. Ama sözcükler öyle değil. Sözcükler bizi yarı yolda bıraktı…”

Kurgusal Samuel Beckett’in “Joyce’un Kızı”ndaki bu sözleri kitabın açık mottosu gibi. Büyük bir trajedinin, büyük sancıların, yok oluşların ve tükenişlerin habercisi gibi adeta. Acılarla, düş kırıklıklarıyla, sefaletle, yoklukla ve aşk sancılarıyla büyüyüp başarıya ulaşan dehaların geride bıraktığı yaralı evlatların, oğulların, kızların, tortuların öyküsünün özeti neredeyse kitap. Edebiyat için, söz için verilen bunca emek, harcanan bunca hayat, yok olan onca umutlar…

Bu ayki kitabımız anlı şanlı James Joyce, onun ilginç ailesi ve kızı Lucia’nın başkahramanı olduğu Annabel Abbs’in ilk romanı “Joyce’un Kızı”. Ve gerçekten üzerine çok şey düşünülecek, hissedilecek, heyecanlanılacak bir kitap kaleme almış Abbs. Büyük bir dehanın çevresinde şekillenen, tarihi bir atmosferin kuşattığı göz kamaştırıcı hatta can yakıcı gerçek yaşamdan alınmış kurgusal bir öyküyle karşı karşıyayız. Dili, kurgusu, akıcılığı, yer yer epik anlatımı ile rahatça ana akım edebiyatın göbeğine koyabileceğimiz “Joyce’un Kızı” her ne kadar çoksatar okuyucusu için de cazip görünse bile Joyce, Beckett, Jung (ve onun psikiyatri felsefesi), Scott Fitzgerald’ın popülerlikte adı kendisinden bile neredeyse önde giden karısı balerin Zelda Fitzgerald ve 1920’ler Paris’ini mesken tutmuş onlarca yazar, şair, ressam, müzisyen, dansçılarla adeta bir sanat tarihi okuması vadediyor.

İrlandalı efsanevi yazar James Joyce’un Paris’te yedi yıl boyunca “Finneganın Vahı”nın yazımı aşamasında ailesinin sarsılışının, parçalanmasının ve depremlerinin hikâyesini ama en çok da kızı Lucia’nın parlak dans kariyerinden akıl hastanelerine düşen muhteşem çöküşünün öyküsünü resmetmiş yazar.
“… ‘Sadece en sevdiğim hastalarımla denize açılırım.’ Duraksayıp bana gülümsüyor. ‘Kendilerini suya atmayacaklarından emin olduklarımla.’ ‘Size bunu yapmayacağımı düşündüren ne?...”

Okuyucusunu sersemletiyor
Sondan başlayacağım. Kitabın sonundaki epik sarsıcı trajedi ile, deha, delilik, sapkınlık kısaca karanlıkla aydınlığın arasındaki o tuhaf alacakaranlığın kodlarını çözüyor adeta yazar. Kahramanın yani Joyce’un kızı Lucia’nın ağzından anlatılan öykü sanki bir peri masalı gibi neredeyse standart bir aşk meşk, kavuşamama, kara sevda vs. romanı gibi ilerlerken birden insan naturasının karanlık sularına dalarak, bir de bunu çok iyi bilinen isimlerin üzerinden yaparak neredeyse okuyucusunu sersemletiyor. James Joyce’un kızına olan tutkusunu, “Finneganın Vahı”nı ondan çokça esinlenerek ve etkilenerek yazdığını fakat bu bağımlılığının kızının hem dans tutkusuna hem de aşk hayatına vurduğu darbeleri bir belgeselci titizliği ile ama baskın bir edebiyatçı duyarlığı ile kurgulamış Abbs. Yazar aslında çokça tartışılacak, konuşulacak, hem Joyce, hem Lucia hem de Beckett üzerinden kurgu bile olsa tarafgir olunacak hassas bir özyaşam öyküsü kaleme almış. Kitabın sonundaki yazarın kaynakçalarını belirttiği epilogda bolca araştırma yaptığını ve neredeyse hiç açık bırakmayacak bir gerçeklik yaratma çabasını görüyoruz. Bu kitapta epey hissediliyor gerçekten de.

Okyanusun derinlikleri
“Joyce’un Kızı”nı birkaç türlü okuyabiliriz. Öncelikle yukarıda da dediğim gibi destansı bir umutsuz aşk hikâyesi olarak. İkincisi ünlü yazar James Joyce’un, kızı Lucia’nın ve ailesinin biyografisi olarak. Ama başka bir okuma daha vadediyor, o da modern sanat disiplinlerinin şekillenmeye başladığı yıllardaki sanatın ve sanat düşüncesinin değişimine bir bakış atarak. Örneğin Lucia’nın o dönemde pek de kabul görmeyen ve Margaret Morris’in başını çektiği modern dans akımına heves etmesi ancak bütün bu çabalarının küçümsenip klasik bale eğitimi almayanların ve klasik bale yapmayanların küçümsendiği ve aşağılandığı bir dönemin hikâyesi aynı zamanda “Joyce’un Kızı”. Resimde de klasikten soyuta, kübik ve daha anarşist arayışların olduğu bir dönem. Yine edebiyat, tiyatro ve hatta sinemacıların yeni biçim arayışlarına girdiği ve tüm sanatçıların bu heyecanla 20. yüzyıl başında Paris’e akın ettiği yıllar. İşte kitap bu atmosferin çevresinde kurgulanıyor.

“… Daha sonra Jung baba-kız hakkında ‘İkisi de okyanusun derinliklerine inebiliyordu fakat Joyce dalıyor, Lucia ise düşüyordu.’ demişti…”
“Joyce’un Kızı” edebiyat dünyasına çok yakın bir zamanda merhaba diyen Hep Kitap etiketiyle basıldı. Bu kitap vesilesi ile onlara hoş geldiniz, yolunuz açık olsun diyelim. Yayıncılık dünyasının deneyimli isimlerinden sevgili Deniz Yüce Başarır’ın genel yayın yönetmenliğini yaptığı Hep Kitap başlangıçta çıkardığı kitaplarla adından çokça söz edileceğe ve okuyucunun tercih sıralamasında başlarda olacağına dair işaretleri verdi bile. Şu ana kadar okuduğum üç kitabı olan yayınevinin kapak tasarımlarından çevirilerine kadar özenli bir çizgide olmaları herkes gibi beni de bir okuyucu olarak çok sevindirdi. Annabel Abbs’in bu ilk ödüllü romanını çeviren Özge Onan’ın da emeğini es geçmek istemem. Son derece rahat, akıcı ve romanın atmosferini bozmayan titiz çeviri dili için kutlamak isterim.

Lucia Joyce, efsane yazar James Joyce’un kızı. Babasının biricik ilham kaynağı. Nefret edilen bir anne, tutarsız bir erkek kardeş ve tüm dünyanın tanıdığı ailenin ifşa edilmeyen sırları. Okumaktan ve çalışmaktan gözlerinde ileri derecede sorunlar olan James Joyce’un “Finneganın Vahı” ve diğer yazılarına yardım etmesi için her gün evlerine davet ettiği memleketlisi sessiz sakin genç Samuel Beckett. Ona tutkuyla bağlı olduğu dans kadar âşık olan Joyce’un kızı Lucia. Ve iniş çıkışlarla, büyük sarsıntılarla yaşanan Paris günleri. Bedeniyle, ailesiyle, yetenekleriyle ve aşklarıyla ömür boyu mücadele eden gencecik bir insanın yaşanmış, lirik öyküsü. Annabel Abbs’in kitabı akıcı dili, kurduğu gerçekçi dönem duygusu ve dünyasıyla lezzetli bir okuma sunuyor.

“… Önemsiz, uzun hayatında son kez, oradan oraya dolanan zihnini tek bir yerde topladı… Işıktan bir giysi kıpırdandı. Gitmişti. Eskiden bir akıntı olan nehrin içine tek bir gözyaşı damlası, dünyanın en güzel gözyaşı damlası düştü… J.J.”


Paylaş

Mungan’ın odaları Murathan Mungan’ın edebiyatıyla tanışmam eve kapanıp günlerce Dostoyevski, Albert Camus, Kafka okuduğum üniversite yıllarına rastlar.

Devam
15 Şubat 2017 Yıl : 12
Sayı : 156