VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
30 Ekim 2013 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Kaç masal geçti?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kaç masal geçti?

İlk kitabı “Aç Gözlerini Masal Bitti”yi yazan İkbal Bayrak, kitabın “sesi” olarak masalı seçiyor. Çünkü bu kadim geleneğin aslında sadece “çocuklar” için olmadığını düşünüyor.

Ahmet Ulaş Karaman



Bize neyi nasıl yapacağımızı tarif eden, onu buyrukçu bir dille üstten üstten söyleyen, dilini tahakkümcü bulduğumuz kitaplar hiçbir zaman okuyucu tarafından tam olarak benimsenmez. Bu kitaplar doğası gereği bir hiyerarşi kurar. Bunu ya titrle yapar, ya kariyerle, ya uzmanlık denen şeyin çok zorlanmasıyla ya da “zaten” öyledir ve az evvel sayılanların hiçbirine ihtiyacı yoktur. Kürsüden konuşur, karşıda oturanları her zaman ondan bir şeyler talep eden öğrenciler olarak görür. Üstten ve tahakkümcü konuşur. Yüksek sesle de konuşur çoğu zaman. Oysa biz, hizamızda olan metinleri tercih ederiz. Nasıl ki gündelik hayatta bitimsiz bir talebelik mümkün değildir, metin okuma deneyiminde de mümkün değildir. Hele bir de “gündelik hayat”a dair bir kitapsa, bize yaptıklarından söz ediyorsa ve bizi metinle söyleşmeye davet ediyorsa. Tahakkümden uzak, sıcak, aynı hizada bir dile, üsluba ihtiyaç duyarız.
Alfa Yayınları tarafından yayımlanan ve yayımlandığı gibi üst üste baskılar yapan “Masal Bitti”, İkbal Bayrak imzası taşıyor. Yazarın ilk kitabı. Metnin daha girişinden, özgeçmişten, sunuştan iyi anlıyoruz ki bu metin bizim hizamızda. Sahih niyetle yazılmış, bağırmayan, dertleşmeye gayret eden bir metin. İkbal Bayrak kitabı yazarken neyi murat ettiğini açıkça söylüyor en baştan. Bu iddiasızlık gibi de görünebilir bir yandan ama reklamcılık yapmıyor. İçten, pazarlıksız söylüyor. Yazmanın kendisinin, yazma eyleminin onu iyileştirdiğini söyleyen bir yazarın metni, bizi iyileştirmezse bile yaramıza dokunur. Yaramız, belki unuttuğumuz, belki yok saydığımız, unutmaya gayret ettiğimiz, unutmaya gayret ederken bir dolu saçma sapan şey yaptığımız yaralarımız. İşte Bayrak, bazı yaraların aslında ne denli “sahici” olduğunu anlatıyor. Bunu doğrudan, direkt, hedefini mecazsız kurarak yapmıyor. Mecaza başvuruyor elbette, bir masal dili yaratıyor, bu dilin içine alıntılar ekliyor, diyaloglar koyuyor. Fakat en başından biliyoruz ki, bu metnin anlatıcısı yüksek ihtimalle yazarın kendisi. Malum, her kitabın (hatta içinde “kurgu” olan belki de her kitabın) anlatıcısı yazarın kendisi değildir. Ama bu metin, bizim hizamızda olduğunu gördüğümüz, anladığımız bu metin, anlatıcısının da sahihliğiyle baş başa bırakıyor bizi.
Bazı yazarların özgeçmişi, kitabı anlamamız algılamamız, kitapla bir ilişki kurmamız için önem taşır. Şöyle bile denebilir; özgeçmişi okumadan, hatta önsözü atlayarak o kitaba dalarsak, kitabın sonunda kekre bir şey kalır geriye. Bazı şeyleri yerli yerine oturtamayız. Yazarın bazı hassasiyetlerini aşırı buluruz, bazı hafifsemelerini neden ciddiye almadığını anlamaya çalışırız, onunla konuşamayız, kapalıdır kimi yönlerden. Oysa aynı okurluk deneyimini özgeçmişe vâkıf ve önsözü okumuş biçimde yaparsak, o metinle ilişkimiz aniden başkalaşır. “Aa tabii burada ciddiye aldığı şeyi anladım” diyebiliriz böylece içimizden. İkbal Bayrak, özgeçmişten öğreniyoruz, çok genç yaşta annesini kanserden kaybediyor. Büyük kayıp, sarsıcı bir ölüm müdahalesi. Ardından kendisi, “kaderin cilvesi” mi denir artık ne denirse, literatürde ender rastlanan bir kansere yakalanıveriyor genç yaşında. Ama işte ardından bu kitabın da nüvelerinin rastlanacağı bir yöntemle, bir yaşam bağıyla hastalığını yeniyor. O günlerde hayatına dahil olan şeyler de bu kitabın öncesine tekabül ediyor.

ŞARKI SÖZÜYLE BAŞLADI
“Masal Bitti”, Bayrak’ın hastalığı atlatma sürecinde merakını celbeden şeylerin izdüşümü olarak görülebilir. Psikolojiye ve psikiyatriye merakı, ardından atalar sözüne, darb-ı mesellere merakı ve nihayet “masal dili”yle olan teması ona bu kitabı yazdıran. Uzun bir alıntı olacak ama önsözde şöyle tarif ediyor yazar aslında süreci:
“Dört yıldır devam ettiğim sorgulamalarım ve araştırmalarım sırasında, geçen yıl bir akşam, töre cinayetine kurban giden gencecik bir kızcağızın haberini dinleyip ağlarken cevap geldi içimdeki küçük kızdan: “YAZMAK!” dedi. Daima naif bir edebiyat sevdalısıydım, fakat yazmayı hiç denememiştim. Aldım kalemi elime. Önce kelimeler. Sonra ilk satır. Ve kıtalar. ‘Siyah Gelinlik’ isimli bir şarkı sözü çıkmıştı ortaya. İşte bu ilk yazı deneyimim, birkaç ay sonra katıldığı 2012 Kuşadası Altın Güvercin Yarışması’nda birincilik ödülünü aldı.
Gündüzleri çok severek yaptığım bir işim vardı ve geceleri de büyük bir keyifle şarkı sözleri yazmaya başlamıştım. Yazarken yazarken bir baktım ki yazmaya âşık olmuşum, onsuz yapamaz olmuşum. Akşam dışarıdaysam, ‘Artık eve gitsem de yazsam’ der olmuşum.”
Bayrak, kitabın “sesi” olarak masalı seçiyor. Çünkü bu kadim geleneğin aslında sadece “çocuklar” için olmadığını biliyor ve böyle düşünüyor. Masalın dilini emanet alıyor aslında metin, başka birçok metin gibi, daha önce denendiği gibi. O masal atmosferinin içinden anlatıyor anlatacağını. Ve göndermeleri, imaları, yöntemi de daima kadim masal diline ve atmosferine oluyor. Çok kullanılan ve bir nevi “klişe” haline gelen her şeye fanatikçe karşı olunan zamanlar neyse ki geçti. Şimdi biliyoruz artık, klişe aslında iyi kullanılırsa daima işe yarar ve kullanışlıdır. Atalar sözü, binlerce yıllık birikimden süzülüp gelmişken, biz halen “illa yeni” diye tutturmayabiliriz. Bayrak da bunu yapıyor. Apaçık yapıyor; cesurca alıntılarla yazıyor romanını. Konuk ediyor ciddiye aldığı isimleri kitabına. İyi de yapıyor. Bunu da o söylüyor: “Yıllardır yaptığım bu yolculukta öğrendiklerimi kurgusal bir çalışmayla paylaşmaya karar verdim ve bir yıllık bir yazım süreci sonunda ‘Masal Bitti’ çıktı ortaya. Her şey bir adımla başladı ve sanırım biraz da anlatasım vardı.
Minnetim, beni önce benle, sonra sizle buluşturan kaleme. Dileğim herkesin içindeki çocuğun sesini duyabilmesi. Duyamayanlara bu kitapla ufacık bir yardımım olursa, ne mutlu bana.”
Kitabın, anlatıcısının ve aslında yazarının yolu açık olsun.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam