VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
10 Ekim 2011 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Kader diyemezsin bu senin seçimin
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kader diyemezsin bu senin seçimin

Cortazar “Sek Sek” ile, biz okurları sayfadan sayfaya zıpladığımız bir oyunlu okumaya davet eder. Heather McElhatton’ın yazdığı “Şahane Hatalar”da benzer bir oyun vadediyor. Romanın başında size bir tercih sunuyor ve bu tercihinize göre de hangi sayfaya sıçrayacağınız belli oluyor. Ve elbette her seçim yeni bir okuma ve yeni bir roman yaratıyor. İşte bu ilginç romanı, yazarımız Levent Tülek romanın kurgusuna yakışır bir teknikle, bol seçenekli olarak kaleme aldı.

1.Bir kitap alıyorsunuz ve bu kitap daha önce benzeri pek görülmemiş (anılarınızda silinmeye yüz tutmuş eğlenceli bir çocuk kitabı dışında) kurgusuyla sizi şaşırtıyor. Aslında çok seçicisiniz. Öyle her şeyi okumuyorsunuz. Tüm gazetelerin kitap eklerini, hafta arası da dahil olmak üzere, tüm boş vakitlerinizde kitapçıları ve sahafları, gazete ve dergilerin kültür-sanat eklerinden edebiyat dünyasındaki son gelişmeleri takip ediyorsunuz. Kitap okumak sizin için çok keyifli ama kireçlenmeye yüz tutmuş bir refleks aynı zamanda. İyi olan her kitabı okumaya gayret ediyorsunuz. Farklı tarzlar ve konular sizi rahatsız etmiyor. Çoksatan kişisel gelişim kitapları ve ucuz komplo teorileri kitaplarına yüz vermiyorsunuz ama tartışmalardan geri kalmamak için örneğin kız arkadaşlarınızdan birinin evinde gördüğünüzde karıştırmadan edemiyorsunuz onları. Hayat sıkıntılı, modern hayat boş vakti cimrice veriyor size. İş güç dışında asla vazgeçmediğiniz okuma eylemi için her zaman vakit ayırıyorsunuz ve o vakit çok değerli. Sayısı oldukça artmış yayınevlerinin piyasaya çıkardığı kitapların bolluğunu görünce “hani bu ülkede kitap okuma sıkıntısı vardı?” diye düşünüyorsunuz doğal olarak. Üstelik iyi-kötü birbirine karışmış bu kitap enflasyonu içinden sizinle akraba olacak kitabı seçmek oldukça güçleşmeye başlıyor. Ve yine bankaya uğranıp kredi kartınızın borcu ve de bir iki fatura ödemenin yarattığı sıkıntıyı attıktan sonra kendinizi bir kitapçıda buluyorsunuz. Yeni Yayınlar raflarına bakıyorsunuz ilk önce ve kitapların arasından birinin ismi ilginizi çekiyor. “Şahane Hatalar”. Alıp karıştırıyorsunuz. Pek bilmediğiniz bir yazarın, bir kadının ağzından yazılmış bir otobiyografi kitabına benziyor. Ama değil. Numaralar var. Yönlendirmeler var.

İlginizi çekmeyip diğer kitapları karıştıracaksanız 3’e...
İlginizi çektiyse 5’e bakın lütfen...

2. Tesisatınızı yaptırmak için elektrikçiye giderken telefonunuz çalıyor ve eski bir arkadaşınız sizinle buluşup bir kahve içmek istiyor. O da sizin gibi bir kitap kurdu. Tamam diyorsunuz, eve kahve içmeye çağırıyorsunuz. Bir şey lazım mı diyor telefondaki. Bir an duruyorsunuz, kahveyle çörek iyi gider ama kafanızda bir ışık çakıyor, yakınlarda bir kitapçı var mı?, var diyor arkadaş. “Şahane Hatalar”ı istiyorsunuz. Evet, kesinlikle bana göre bir kitap değil ama neymiş bir bakalım diye düşünürken tesisatçıya ulaşıyorsunuz. Tesisatçı adresi alıyor ve akşamüstü geleceğini söylüyor. Nedensiz bir şekilde sabırsızsınız. Nitekim alelacele eve dönüyorsunuz, arkadaşınız kitabı getirmiş. Kahveler yudumlanırken kitabı karıştırıyorsunuz. Evet size göre değil gerçekten. İncelikli betimlemeler, derin karakterler, yoğun bir romans değil karşınızdaki. Üstelik havai bir Amerikalı genç kızın ağzından yazılmış olması da tuzu biberi. Ne bir sıkışmışlık, ne koyu bir dramatik olay örgüsü ne de tarihi-toplumsal bir temele dayanan konusu var. Anlatımı eh, kısa ve net cümleler. Çocuksu ve naif (ikisi de ayrı anlama geliyor sizce).Bir an arkadaşınızı dinlemediğinizi ve hâlâ kitabı karıştırdığınızı fark ediyorsunuz. Arkadaşınız bozuluyor. Kitabı bırakamıyorsunuz. Ve o an fark ediyorsunuz ki, “Şahane bir Hata” yapıyorsunuz. Arkadaşınız kalkıp bir şey demeden çekip gidiyor. Tesisatçının gelmesine çok var. Kitabı o gelene kadar bitiriyorsunuz.

Kitabı beğenmeyip arkadaşınızı kırdığınıza pişman olduysanız 1’e dönün lütfen!
Kitabı beğenip bitmeden gelen tesisatçıya kapıyı açmayacaksanız 4’e gidin lütfen!

3. Kitap sizi çekmedi. Rafa geri bıraktınız. Bilesiniz ki takip ettiğiniz kitap eklerinden birinde L.T. adlı yazar o kitapla ilgili merakınızı gıdıklayacak bir yazı yazacak. Siz o gün kitabı rafta karıştırdığınızı anımsayacaksınız ve yazıyı okumaya devam edeceksiniz. Yazar sizi hiç etkilemeyecek. Siz zaten koyu bir kitap kurdusunuz. Böyle oyuncaklı edebiyat eğlenceleri ile uğraşmak size yakışmaz. Siz bu tarz denemelerin edebiyatı hafiflettiği görüşündesiniz. Bir an böyle düşündüğünüz için kuşkuya düşüyorsunuz. Küflenmiş bağnaz bir okuyucu olmaktan hep kaçmıştınız oysa. Üstelik son okuduğunuz Umberto Eco’nun “Genç Bir Romancının İtirafları”nın bu fikrinizi pekiştirdiğini anımsadınız. Yine de bunun okuyucuyu ayartmak ve çok satmak için bir tuzak olduğunu düşünecek kadar septiksiniz. Bu düşüncelerin kafanızı daha fazla bulandırmasını istemiyor ve o gün “Şahane Hatalar” yerine aldığınız efsane Japon yazarın kitabına dalıyorsunuz. Okumaya başladığınız kitap bildiğiniz, güvendiğiniz ve mükemmel tadıyla sizi şaşırtmıyor. Koyu kahvenizi yudumlarken zar zor bıraktığınız sigara geliyor aklınıza ve bir de “Şahane Hatalar”... Şaşırıyorsunuz. Ne alaka!... Okuduğunuz mükemmel kitabın arasına ayracınız koyup bilgisayarınızın başına geçiyorsunuz. L.T.’nin yazdığı kitabı ve yazarı Heather McElhatton’u araştıracaksınız. Bilgisayarın düğmesine basıyorsunuz ancak bilgisayar açılmıyor. Üst katta geçen hafta patlayan su borusu tüm duvarlarınızın içine etmişti. Öyle ki bilgisayarın kablosunun duvara girdiği priz bile gevşemiş. Nasıl binalar bunlar, nasıl duvarlar! Kalkıp yerinden çıkmış prizi yuvasına yerleştirmeye çalışırken bir anlık dalgınlıkla parmağınız prizin arkasına kayıyor ve sert bir çarpmayla sarsılıyorsunuz.

Kitabı falan unutup elektrik tesisatçısını arayacaksanız 2’ye..
Bu çarpmayı bir işaret sayıp evden fırlayıp “Şahane Hatalar”ı almaya kitapçıya gidecekseniz 5’e gidin...

4. Edebiyat eğlencelidir. Bizi sarsan, belleğimizden çıkmayan, hayal dünyamızın sınırlarını zorlayan ve yaşamımızı anlamlandıran her kitap bizi eğlendirmiştir de bir yandan. Eğlenmek tırnak içinde olmasa bile hafif değildir insan yaşamı için, gereklidir. Hele bunu edebiyat yapıyorsa daha da şahanedir.
Eğer böyle düşünüyorsanız April Yayıncılık’tan çıkan Heather MacElhatton’un Şahane Hayatları’nı okuyun derim.

Eğer aynı fikirde değilseniz 1’e geri dönün...

5. “Şahane Hatalar”ı aldınız. Evinize dönerken kullandığınız toplu ulaşım aracına bindiniz ve dayanamayıp kitapçının poşetinden kitabı çıkarıp sayfalarını çevirmeye başladınız. İlk üç sayfadan sonra yazar sizi bir tercih yapmaya yöneltti. Siz yazarın size sunduğu seçeneklerden ilkini seçtiniz ve kitabın 9. Sayfasından devam ettiniz. Seçtiğiniz şıkta gördüğünüz şey bir maceraya tanık olmak değil bizzat maceranın içinde olmak olduğunu anladınız. Okuduğunuz bölümün sonundaki seçeneklerden ikincisini seçtiniz bu defa ve kendinizi 15. Sayfada buldunuz. Atlaya sıçraya yaptığınız her okuma kitabın yüzlerce sayfası arasında adeta size sörf yaptırmaya başladı. Kitap Amerikalı genç bir kız öznesinden yazılmış. Hikâye ve kurgu ilginç ama bir beyaz dizinin içine mi sürükleniyorsunuz acaba? İçten içe yaptığınız bu espriye gülümsüyorsunuz. Toplu ulaşımda karşınızda oturan kadın kendini toparlıyor. Çünkü normal davranmadığınızı hissediyorsunuz. Elinizde bir kitap var ve o kitabın sayfalarını bir öne bir arkaya çeviriyorsunuz tuhaf tepkiler veriyorsunuz. Her bölüm sizi Borges’in labirentleri gibi başka bir dünyanın duvarlarına çıkarıyor. İşin garibi yazar sizi o genç kızın yerine koyuyor ve siz bir süre sonra bunu unutup o kahraman oluveriyorsunuz ve kendi kararlarınızı verip yazarın yönlendirmeleriyle kendi kurgunuzu oluşturuyorsunuz.
Kendi dünyanızı, kendi serüveninizi, kendi aşkınızı ve kendi sonunuzu. Seçtiğiniz bölümler (kararlar) sizi bazen bir felakete bazen de ummadığınız diyarlarda şanslı bir gezgin olmanıza neden oluyor. Sıkı bir okuyucusunuz ve teslim olmaktan hoşlanıyorsunuz. İneceğiniz durak geçiyor ve siz bunun farkında bile değilsiniz. Bilmediğiniz bir mahalleye geliyor ve gülümsüyorsunuz. Kitap sizden özür diliyor ve siz boş verip okumaya devam ediyorsunuz.

Kitabı bitirdiyseniz 4’e dönüp final yapın...
Bu yazıyla hiç alakanız yoksa ve bir arkadaşınıza kahveye gidiyorsanız telefon açmadan önce 2’yi okuyun lütfen...




Sessiz sedasız büyüyen bir isim

Bir yılda 150 bin kitabı satılan ve sessiz sedasız bir fenomene dönüşen Kahraman Tazeoğlu, zorlu hayat hikâyesiyle de dikkat çekiyor. Üniversite söyleşilerinde yer kalmayan, radyo programları milyonlar tarafından dinlenen Kahraman Tazeoğlu, Destek Yayınları"ndan çıkan son kitabı "Kayıp Yüzyılın Prensesi-Oylum"da da Oylum Talu"nun hayatından ve hayallerinden yola çıkan bir
hikâye anlatıyor.

Sessiz sedasız günümüz popüler edebiyatının bir fenomeni hâlini alan Kahraman Tazeoğlu yazarlığının yanı sıra hayat hikâyesiyle de ilgi çeken bir isim... 1969 yılında yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Tazeoğlu, yazarlığı öncesinde inşaat işçiliği, kuaförlük gibi meslekler yaptı. 1993 yılında ilk özel radyoların kurulmasıyla birlikte radyoculuğa başlayan Kahraman Tazeoğlu, ses tonu ve şiirleriyle dikkat çekince bambaşka bir yolda ilerlemeye başladı. 2001 yılında ilk kitabı "Seni İçimden Terk Ediyorum" bir şiir kitabı olmasına rağmen çok sattı. İlk kitabın ardından “Mavi Ada Mektupları” ve “Araz” adlı kitabını yayımlattı. Bu kitapların ardından “Tutsak Mektuplar” adlı derleme kitabı çıktı. Kendisini geceleri dinleyen düşünce suçlularının hapishanelerden gönderdiği binlerce mektup içinden seçilmiş bu derlemeden sonra “Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi” yazdı. Deneme türündeki bu kitapta “çünkü hayat olduğu gibidir, olması gerektiği gibi değil” diyordu. “Susacak Var” adlı romanı, kendisinden yaşça küçük olan bir üniversiteli kızın hayranı olduğu yazara karşı duygularının zamanla nasıl saplantılı bir aşka dönüştüğünü anlatıyordu. Hemen ardından hikayesini ilkokul yıllarında yazmaya başladığı “Mavi Ev” adlı romanı basıldı. Bu sırada kendisini sürekli takip eden, okuyan ve dinleyen büyük bir yer altı hayran kitlesi oluştu. Özellikle üniversite öğrencilerinden oluşan geniş hayran kitlesi, kendini Kahraman Tazeoğlu"nun söyleşilerinde belli etmekte...
Uzun süre ara verdiği yazın dünyasına “bAŞKa” (ayrılık ayrı aşk bitişik yazılır) adlı kitabıyla geri döndü. Kitap haftalarca liste başı oldu ve 32 baskı yaptı. Hemen ardından bir Kahraman Tazeoğlu külliyatı diyebileceğimiz “Eyvallah” adlı kitabı çıktı. Son olarak ise yine Destek Yayınları tarafından “Kayıp Yüzyılın Prensesi- Oylum" basıldı. Bu kitapta yazar tanınmış bir sunucu olan Oylum Talu’nun hayallerinden ve yaşamından yola çıkarak, evrensel mesajlarla desteklenmiş bir ürün ortaya koydu. İnsanlara kendi içlerinde keşfedilmeyi bekleyen prens ve prensesleri anlatan bu kitap, Kahraman Tazeoğlu’nun deyimiyle biyografik bir masal. 21. yüzyılda geçen bu masalın içinde herkesin olmasını beklediği bir aşk; aşkın yanı sıra içsel yolculuklar ve bu yolculuklarda karşılaşılan, ıskalanan, terk edilen gerçekler var.

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam