VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ekim 2016 Cuma | Anasayfa > Haberler > Kadın acı çeker erkek özgür kalır
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kadın acı çeker erkek özgür kalır

“Önemsiz Bir Kadın” adlı oyununda Oscar Wilde, sıradanmış gibi görünen bir hikâyenin (gençlikte yaptığı hatanın kefaretini ödeyen bir kadın, babasıyla yıllar sonra karşılaşan bir delikanlı, vicdanını temizlemeye çalışan bir adam…) içinde bugün de tartışılan pek çok konuyu o kendine özgü zekâsının pırıldayan cümleleriyle bize aktarıyor.

ETHEM BARAN



Orta yaşlılar hayata ipoteklidir. Yaşlılar hayatın tavan arasındadır. Ama gençler hayatın efendisidir,” diyen Oscar Wilde, “hayatın efendisi” olma konusunda eşsiz bir örnektir. Çünkü Oscar Wilde, yaşadığı hayatla ve özellikle bu hayatın trajik yanıyla öne çıkar. İşin en acıklı ve tuhaf yanı, “Dehamı hayatımla gösterdim, yazdıklarımla ise yalnızca yeteneğimi sergiledim,” sözüyle tanınan (Amerika seyahatinde, gümrükte, görevli memur, beyan edeceği bir şey olup olmadığını sorduğunda, “Deham dışında beyan edecek bir şeyim yok,” demiştir.) bu yazarın yalnızca kırk altı yıl yaşamış olmasıdır. Kısacası o, hayat uğruna hayatını verenlerdendir. Ölümün dokunamayacağı tek şeyin sanat olduğuna inanan Wilde’ı, sanat, ölümsüzlüğe taşıdı ve o, “Önemsiz Bir Kadın”la ölümünden yüz on altı yıl sonra bir kez daha okurunun karşısında.

Hayatını “güzelliğe” adamış bir yazardır Oscar Wilde. “Önemsiz Bir Kadın”da da söylediği gibi güzellik onun temel dertlerinden biri olmuştur. “Önemsiz Bir Kadın”ın kahramanlarından Hester’e, İngiliz aristokrasisinin, ele geçirebildikleri, dolayısıyla mahvedebilecekleri güzelliği sevdiklerini söyletir, hayatın gözle görülmeyen güzelliklerine ilişkin hiçbir şey bilmediklerini sezdirir.

Oscar Wilde henüz çok gençken, İrlanda’yı bırakıp geldiği İngiltere’de estet olarak ünlendi. Üstelik bunu, daha herhangi bir eseri yayımlanmamışken giyim kuşamı ve yaşantısıyla sağladı. Estetik zevkini gösteren simgelerden biri olarak “dünyanın en güzel ve en işe yaramaz şeyi” olarak tanımladığı leylağı seçmişti. Kadınlara ne kadar güzel olduklarını göstermek için ayaklarının altına leylaklar seriyordu. Leylak, onun, en bilinen eseri “Dorian Gray’in Portresi” adlı romanın ilk sayfalarında da karşımıza çıkar: Ressam basil Hallward ve Lord Henry Wotton konuşmalarını sürdürmek için bahçeye çıktıklarında, “Rüzgâr ağaçlardan birkaç çiçek savurdu; o ağır leylaklar, yıldız yıldız salkımlarıyla, baygın havada ileri geri sallandılar,” diye betimler o anı. Wilde için edebiyat, her şeyden önce üslup, emek verilmiş cümleler demekti. Sözgelimi, şu cümleler onundur:
“Bugün öğleye kadar olan bütün vaktimi bir virgülü koyup kaldırmakla geçirdim.”
“Dorian Gray’in Portresi”ne selam
Edebiyattaki ilk başarısı, çocuklar kadar büyüklerin de ilgisi çeken, farklı bir anlayışla ele aldığı masallarından biri olan “Mutlu Prens”ti. Ardından “Dorian Gray’in Portresi” geldi.

Andre Gide’le sohbetlerinde, ona, ruhun gövdede yaşlı olarak doğduğunu, gövdenin ruhu gençleştirmek için yaşlandığını söylemesi (benzer sözler “Önemsiz Bir Kadın”da da vardır) “Dorian Gray’in Portresi”ne gönderilen bir selam olarak okunmalıdır diye düşünüyorum.

“Önemsiz Bir Kadın” adlı oyununda Oscar Wilde, sıradanmış gibi görünen bir hikâyenin (gençlikte yaptığı hatanın kefaretini ödeyen bir kadın, babasıyla yıllar sonra karşılaşan bir delikanlı, vicdanını temizlemeye çalışan bir adam…) içinde bugün de tartışılan pek çok konuyu o kendine özgü zekâsının pırıldayan cümleleriyle bize aktarıyor. Kadın erkek ilişkilerinden aile bağlarına, muhafazakâr anlayıştan sıra dışı tutumlara, ahlak kavramından çeşitli yaşayış biçimlerine kadar farklı alanlarda çağını aşan bir anlayışla dolaşıyor, kahramanlarını dolaştırıyor. İngiliz sosyetesinin nasıl yaşayıp nasıl düşündüğünü, başka kültürler karşısında geliştirdiği tavrı özellikle kadınlara yakın durarak onların bakış açısından ve onları konuşturarak ortaya koyuyor.
“Önemsiz Bir Kadın”, ilk kez, Oscar Wilde’ın ünü her yere yayılmışken, 1893 Nisan’ında Saint-James Theatre’da oynandı. Düşesler, leydiler, çevresini kuşatan İngiliz aristokratları mücevherleri, giysileri, evlerinin mobilyalarını ona soruyorlardı. Aranılan, çok sevilen, şımarıklığı, küstahlığı bile hoş görülen biriydi. “Önemsiz Bir Kadın”da yer alan şu sözleri ve benzerleri herkes tarafından alkışlanıyordu: “Dünya akıllı adamlar tadını çıkarsın diye ahmaklar tarafından kurulmuştur!”, “Kadınların tarihi dünya üzerinde gelmiş geçmiş en ağır zorbalığın tarihidir. Zayıfın güçlü üzerindeki zorbalığı -ve bu bitmeyen tek zorbalıktır.”, “Eğer bir kadının ne kastettiğini bilmek istersen -ki belirtmem gerek, bu her zaman çok tehlikeli bir şeydir- ona bak, onu dinleme.” Tüm bu söz ve davranışlarına rağmen ne denli sevildiğine, anlayışla karşılandığına ilişkin şu örneğe bakmakta yarar var:
“Lady Windermere’s Fan”in ilk kez sahnelendiğinde Londra sosyetesi oyuncuları sahneye çağırdıktan sonra yazarı da alkışlamak ister. Oscar Wilde önce nazlanır ama sonunda elinde sigarasıyla sahneye çıkar, bir nefes çeker ve “Hanımlar, beyler!” der, “Huzurlarınızda sigara içmek kibar bir davranış değil ama sigara içerken beni rahatsız etmeniz de pek doğru bir hareket sayılmaz!”

Oscar Wilde, piyeslerinin pek de iyi olmadığına inanır. Onlara önem vermediğini açıkça söyler. Ama yazarken eğlenmiştir çünkü her birini bir bahis tutuşmasının sonunda yazmıştır. “Dorian Gray’in Portresi” bile buna dâhildir. Çevresi gençlerle çevrilidir. Onun kural dışı davranışlarına, cesur şakalarına hayran olan bu gençlere şiir ve kısa öykü konusunda parlak fikirler verir. Onlar da bu fikirleri yazıp yayımlarlar. Genç ve yakışıklı görünüşünü sürdüren ama dolabın içindeki portresi yaşlanan gencin hikâyesini de anlatır onlara ama bunu kendisinin yazacağını söyler. Böylece “Dorian Gray’in Portresi”ni birkaç gün içinde, üstelik dostları roman yazamayacağını söyledikleri için yazdığını anlatır bir konuşmasında. Andre Gide, onun konuşmalarının yanında yazdıklarının sönük kaldığını yazar. Ona göre Wilde cümleleri üzerinde çalışmaya başlayınca kuru bir belagate, heyecanı söndüren tuhaf buluşların tuzağına düşer.

Soru soranlar ve cevap verenler
İki tür sanatçı olduğuna inanırdı Wilde: Soru soranlar ve cevap verenler. Soran asla cevap veren değildir. İşte o yüzden bazı eserlerin anlaşılması zaman alır, zira bunlar henüz ortaya atılmayan sorulara cevap getirmişlerdir; soru cevaptan çok kez geç gelir. “İnsan kaç hayat yaşarsa o kadar ölümle ölür” sözünün sahibi, Victoria dönemi ahlakının egemenliğini sürdürdüğü İngiltere’de eşcinsel olduğunu gizlemeye gerek duymayan Oscar Wilde’ın hayatı hapishaneye girmesiyle altüst olacak ve yoksulluk içinde Paris’te bir otel odasında sonlanacaktı.
Yazdıklarından çok yaşantısıyla unutulmazlar arasına giren Wilde’ın hayatı bu yazıda da yazdıklarının önüne geçti gördüğünüz gibi…



Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163