VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
06 Temmuz 2018 Cuma | Anasayfa > Haberler > Kadının elinden tutan bir kitap: ''Sen Gittin Ya Ben Çok Güzelleştim'' üzerine bir söyleşi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kadının elinden tutan bir kitap: 'Sen Gittin Ya Ben Çok Güzelleştim' üzerine bir söyleşi

Nilgün Bodur, yılların kurumsal iletişimcisi,aynı zamanda aşk, kalp kırıklıkları, parasızlık gibi birçok şey hakkında içindekileri samimi bir dille yazdığı 'Sen Gittin Ya Ben Çok Güzelleştim' kitabı çıktığı andan itibaren çok satılanlarda zirvelerde yerini aldı.

Ece EROL



Öncelikle kitabın çok fazla ilgi çeken isminin ortaya çıkış hikâyesiyle başlayalım. “Sen Gittin Ya Ben Çok Güzelleştim” Nedir bu ismin çıkış noktası?
Hayatımızdan giden her insan acı bırakmaz. Sevgili, dost, patron, komşu bazen giderlerken yüklerini de alıp götürürler ve bu sebeple terk edemediğimiz her terk eden kendimizle baş başa kalıp, muhakeme yapmamızı sağlar. Ayakta kalabilmek için sadece iki ayak lazım. Geriye kalan sadece kuru gürültü. Bir ayrılık sonrası kaleme aldım hislerimi. Ama sadece bir erkek olmadı giden.

Bir bakıma oldukça da iddialı bir cümle bu.
İddialı olacak ki ruha işlesin. Güç versin. Herkes o kitabı okumayacak belki ama okumasa da raflarda adını okuduğunda kendini iyi hissedecek birçok insan.

“İçindeki küçük kızın saçını okşamayı unutmuş her kadın” diyerek başlıyorsunuz kitapta bölümlerden birine. Nasıl bu duruma geldik peki?
Çünkü biz kendimiz dışında herkesi şımartıyoruz ve yorulup yorulup içimizdeki küçük kızı güvensiz, neşesiz, kuruntulu, yorgun bir kadına devşiriyoruz. Oysaki en çok onun okşanmaya ihtiyacı var.

Bir de kitabınızda ilişkileri ‘menkul kıymetler borsası’na benzetiyorsunuz, bu günümüz ilişkilerine bir gönderme mi, yoksa ilişkilerin matematiği mi bu?
Tüm ilişkilerin matematiği bu. Yatırım yaparsın. Azalırsa belki artar diye daha çok yatırım yaparsın. Kardan zarar ederken çıkmak istemezsin ama en sonunda anaparayı bile kurtaramazsın.

Kitapta ‘Gözgöze bakmanın verdiği hazzı grup selfieleriyle takas ederek yalnızlaştık’ diyorsunuz, insanlar kalabalık çevrelerde daha mı çok yalnızlaştı? Neden?
Tabii ki yapayalnızız. Kalabalık bizim için sosyal çevremizi göstermeye yarayan grup selfilerinin çekildiği an oradaki konukların yüzünü güldürecek fazla şey kalmaz. İkinci bir selfieye kadar...

Kitapta çok ilginç bir öğütte bulunuyorsunuz “Umutsuz olduğumuzda evdeki tuvalet kağıtlarını sayın diye”. Neden?
Umutsuz hissedince bir bakın çevrenize, ne kadar çok gelecek yatırımı yapmışız. Tuvalet kağıtları, çamaşır suları, okunmamış kitaplar. İzlenmemiş filmler, giyilmemiş elbiseler, kullanılmamış tabaklar. Hepsi o güzel günü bekler. İşte bunun adı: umut.

Kitapta yer alanlar sizin kendi yaşamınızda deneyimledikleriniz mi? Bu öğütleri hayatınızda uygulayabiliyor musunuz?
Kendime öğüt verirken bir diğerine de veriyorum sanırım ama bir şeyi kırk kez söylersen olurmuş. Oluyor valla. İşe yarıyor.

Mutlu olmaz için illa üzülmemiz mi gerekiyor? Üzülmeden mutluluğu yaşayamaz mıyız?
Mutluluğu üzülmeden yaşarız da, ne yaşadığımızı anlamayız. Tadına varamayız. Siyahı görmesek, beyaz bu kadar temiz gelir miydi bize?

İçimizdeki küçük kız çocuğunu nasıl küstürmeyeceğiz?
Elinden tutup parka götüreceğiz arada. Yükler yükleyip omuzlarını yorgun düşürmeyeceğiz. Oyunlar oynamasına da ağıtlar yakmasına izin verdiğimiz kadar izin vereceğiz.

Kadın kadının elinden tutmadığında bozulur dünya diyorsunuz, her şey kadında mı başlayıp bitiyor?
Her şey kadında, evet. Eleştirilmekten en çok korkan ama sürekli eleştirendir kadın. Hemcinsleri konusunda ise çok acımazsızdır. Kadın hakkındaki birçok tabu yine kadın tarafından oluşturuluyor.

Son olarak markaların iletişim direktörlüğünü yaparken kitap yazma fikri nasıl gelişti?
Yazma fikri hep vardı. Aslında o fikir varken ben nasıl iletişim direktörlüğü yaptım. Şaka bir yana yaptığım her şeyi severek yaptım. Ama yazmak bambaşka. Hep bir dinleyeniniz oluyor. En azından kendiniz.

Paylaş