VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
30 Ekim 2013 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Kadınları hayvanlaştırmak, hayvanları dişilleştirmek
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kadınları hayvanlaştırmak, hayvanları dişilleştirmek

Kendini eko-feminist olarak tanımlayan Carol J. Adams’ın kaleme aldığı “Etin Cinsel Politikası”, feminist kurama yeni bir soluk getiriyor.

Emrah Güler



Carol J. Adams, 1970’lerin aktivist feministlerinden ve hayvan savunucularından. Kendisini bir eko-feminist olarak tanımlıyor. Aynı zamanda bir ilahiyatçı ve yazar. 1990 yılında yayımlanan ilk kitabı “Etin Cinsel Politikası: Feminist-Vejetaryen Eleştirel Kuram” ile feminist kurama yeni bir soluk getirerek, feminist ve vejetaryenlerin aynı güce, erkek egemen sisteme karşı savaşmaları gerektiğini savundu. Adams’a göre hayvanların “et”e, kadınların da cinsel nesnelere indirgenmeleri arasında pek bir fark yoktu.
Güray Tezcan ve Mehmet Emin Boyacıoğlu tarafından Ayrıntı Yayınları’nın İnceleme Dizisi için Türkçeye çevrilen 2010 baskısı, Adams’ın 20 küsur yıl öncesine dayanan görüşlerini ve bulgularını, günümüzün toplumsal cinsiyet ve tüketim kültürü anlayışlarından dokunuşlarla zenginleştiriyor.
Adams, “Etin cinsel politikası nedir?” sorusuna temelde şu sözcüklerle cevap veriyor: “Kadınları hayvanlaştıran, hayvanları da cinselleştirip dişilleştiren bir davranışlar bütünüdür.” Adams’a göre etin cinsel politikası aynı zamanda, “erkeklerin et yemeye ihtiyacı olduğu, hakkı olduğu ve et yemenin yiğitlikle alakalı bir erkek aktivitesi olduğu sanısıdır.”
Adams, et yemenin erkek egemen sistemle ilişkisini yıllar süren bir araştırmayla hâlâ geçerliliği olan, eko-feminist kuramın başlangıcı sayılabilecek tarihi ve kültürel bir çerçeveye oturtuyor. İki yüzyıl öncesinden günümüze uzanan bir araştırmaya dayanan, “et metinleri” olarak adlandırdığı okumalarla et yeme ve erkek egemen sistemin iç içe geçmiş yapısını açığa çıkarıyor.

KÖTÜ MUAMELELER BAĞLANTILI
Kadınların ve hayvanların toplumsal olarak benzer ve birbirlerine bağlı bir şekilde konumlandırıldıklarını savunan Adams, aslında tarih boyunca Batı Uygarlığı’nda “öteki”lere yapılan kötü muamelenin birbirleriyle bağlantılı olduğunu söylüyor. Bunu da “etin cinsel politikası” olarak adlandırıyor. Adams’a göre bu egemen politika; edebiyattan sinemaya, yemek kitaplarından reklamlara, felsefi ve ideolojik önermelere, toplumsal yaşamın birçok alanında karşımıza çıkıyor.
Adams, kuramını yapılandırırken birçok feminist ve vejetaryenin radikal özcü yaklaşımlarından uzak durmaya çalışıyor. Özcü bir beden ya da özcü bir kadın anlayışı bulunmuyor Adams’ın erkek egemen sisteme karşı yapılandırdığı eleştirilerinde. İnsan bedeninin vejetaryen olduğuna koşulsuz bir şekilde inanmıyor. Kadınların özlerinde erkeklerden daha şefkatli olduklarını ya da barış yanlısı bir bünyeye sahip olduklarını savunmuyor.

EŞİTLİK, FİKİR DEĞİL PRATİKTİR
“Etin Cinsel Politikası,” duyarlı, algısı açık, “öteki” tanımlanabilecek ya da “öteki”yle empati kurabilen insanların bile, bu erkek egemen politikanın sistematik olarak yeniden kurgulanışı ile kadına ve hayvana uygulanan benzer baskıyı gözden kaçırdığını savunuyor. Adams, bu sistemli yeniden kurgulanışa “kayıp gönderge sistemi” adını veriyor.
“Kayıp gönderge sistemi,” temelde masamıza gelen köftenin, sosisin nefes alan bir canlıdan gelmiş olduğunu görmezden gelmemizin arkasında yatan sistemi tanımlıyor. Erkek egemen sistemin, tüketici, market ve mezbaha üçlemesi arasındaki kültürel yalıtımdan, kaybolmuş bağlantılardan, kayıp göndergeden söz ediyor.
Kayıp gönderge sistemi içerisinde et ve süt ürünlerinin, vahşetten ve şiddetten uzaklaştırılmış bir şekilde üretildiklerinin düşünülmesi, hayvanların canlı varlıklar olarak algılanmamaları, dolayısıyla da hayvanların “kayıp” hale getirilmeleri gerekiyor. Bu sistemin ayakta kalması, tüketicinin algısını ve tüketim alışkanlıklarını kontrol eden endüstrilere ve kanunlarla sistemi pekiştiren devletlere kadar uzanıyor.
Adams, toplumsal cinsiyetin farklılıkla değil, tahakkümle ilgili olduğunu düşünüyor. “Biz ırkçı ve ataerkil patriyarkal bir dünyada, erkeklerin kamusal alanda da (iş alanında, siyasette), özel alanda da hâlâ kadınlar üzerinde iktidar sahibi olduğu bir dünyada yaşıyoruz.” (Kadına yönelik şiddet bu ülkede her gün dört kadının ölümüyle sonuçlanıyor.)
Toplumsal cinsiyetin yapılanışını erkeklerin kadınlar üzerinde iktidar sahibi olma biçimlerine bağlarken aynı zamanda da hayvanları, özellikle de tüketilen hayvanları görme biçimlerimizle de bağlantılı olduğunu söylüyor. “Uzun bir süre boyunca ‘insan’ kavramı beyaz erkeklerle sınırlıydı. İnsanlık ‘ne kadın ne hayvan’ şeklinde tanımlanıyor, kadınlar insanlığa dahil edilmiyordu, çünkü hem kadındı hem de hayvan.”
“Kadınlara ve insan olmayan hayvanlara yönelik tahakkümün birliğini gördüğüm için, feministlerin hayvanların yenmesi konusuna toplumsal cinsiyet meselelerinin de dahil olduğunu fark etmekteki basiretsizlikleri beni umutsuzluğa sürüklüyor,” diyor Adams. Bu noktada da vejetaryenliğin ve feminizmin iç içe var olmaları gerektiğini savunuyor.
Etin cinsel politikası kuramını ve kuramının gelişimini düzenli olarak ABD üniversitelerinde tanıtan Adams’a göre değişim hareketle başlıyor ve kuramın bir şeyleri değiştirebilmesi için eyleme geçilmesi gerekiyor. “Eşitlik bir fikir değil, bir pratiktir. Diğer insanlara ya da diğer hayvanlara nesne muamelesi yapmadığımızda onu pratiğe dökmüş oluruz.”

MÜDAHALE DEĞİŞTİRİR
1970’lerin radikal feministlerinin aktivist kimlikleri sayesinde kanun değişiklikleri, sığınma evleri, mağdurların korunması için sivil toplum bilinci gibi somut sonuçlara ulaşabildiklerine inanıyor Adams ve bu nedenle de aktivizmin birincil önemini sürekli hatırlatıyor. “Etin cinsel politikası aktivizm sayesinde var. O bir müdahil teori... Var olana duyulan öfkeden yükselen ve mümkün olanı tasavvur eden bir teori... Müdahil teori değişimi mümkün kılar.”
Adams’a göre müdahil teorinin, sorunları ifşa ettiği kadar çözümler de önermesi gerekiyor. Eti hayatımızdan çıkardığımız noktada erkek egemen sistemin sağlam ayaklarından birini de çökertmiş olabiliyoruz. Kitabın 1990’daki ilk baskısına yazdığı
önsözün ilk cümlesi hepimizin, ilk başta da yazarın kendisinin olası naifliğini net bir şekilde anlatıyor: “Vejetaryenliğimin feminist olmamla pek ilgisi yoktu; en azından ben öyle sanıyordum.” Adams, vejetaryenliği bir “sağlıklı beslenme meselesi”nden çok “etik bir mesele” olarak görüyor ve yazar Isaac Bashevis Singer’ın sözlerini hatırlatıyor: “Ben bu yolu kendi sağlığım için değil, tavukların sağlığı için seçtim.”

EDEBİYATIN BAKIŞ AÇISI
Adams, günlük hayatımızda sürekli karşılaştığımız, reklamlardan gazetelere, edebiyattan sinemaya çoğu metnin temelde “ataerkil et metni” olduğunu söylüyor. Bu “et metinleri,” insanların et yemek zorunda olduğunu ve hayvan tüketmeyi olumlayan önermelerini içeriyor. Adams, bunu da “et savunusu yapan kültürel söylemimizin ataerkil doğası”na bağlıyor ve “cinsiyet rolleri etin dağılımının belirleyicisidir,” diyor.
“Etin Cinsel Politikası,” son iki yüzyıldan edebiyat tarihi analizleri yapıyor, Mary Shelley’nin “Frankenstein”ından Margaret Atwood’un “The Edible Woman” romanına etin cinsel politikasına meydan okuyan metinleri inceliyor ve bu eserlerin ortak noktalarını belirlemeye çalışıyor. 1. Dünya Savaşı’ndan günümüze et yeme, erkek egemen sistem ve savaş çığırtkanlığı arasındaki bağları gösteren metinleri ayrıntılı bir şekilde inceliyor. Vejetaryen ya da eko-feminist bir yazı dilinin nasıl olabileceğinin de ipuçlarını veriyor: “Vejetaryen yazılar, bünyesinde dikkat çeken tekrarlı tema ve imgeleri barındıran, öz bilince sahip bir karşı çıkış geleneği içinde ortaya çıkar.”
“Etin Cinsel Politikası”nın Türkçe baskısında ise okuyucuyu bir sürpriz bekliyor, Carol J. Adams’ın özel olarak yazdığı önsöz. “Kitabım tüm dünyada ve tabii ki Türkiye’de geçerliliğini sürdürüyor; çünkü tahlil ettiği kültür değişmeye devam ediyor,” diyor ve Osmanlı İmparatorluğu’nun kültürel kalıntılarından, Türkçe’de etin cinsel politikasından ve doğurganlık üzerinde devlet politikalarından kısaca söz ediyor.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
22 Temmuz 2017 Yıl : 13
Sayı : 161