VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
03 Temmuz 2013 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Kafka 130 yaşında
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kafka 130 yaşında

Çağdaş roman sanatının akla ilk gelen isimlerinden Franz Kafka, 130 yaşında. Eserleri hala tüm dünyada okunan ve dünya klasikleri arasına giren Kafka'nın tüm eserleri geçtiğimiz ay Sel Yayıncılık tarafından iki cilt olarak yayınlanmıştı. Vatankitap Kafka'yı sizler için yazdı.

Tekin BUDAKOĞLU tekinbudakoglu@hotmail.com


Dünyanın en iyi Kafka uzmanlarından kabul edilen Reiner Stach’ın yazdığı iki ciltlik Kafka biyografisini okuyunca görüyorsunuz ki, kendinden sonraki yazarları derinden etkileyen yazarın hayatı da tıpkı eserleri gibi bir imgeye dönüşmüş. Hatta yazara; “Benim edebiyat ilgim yok, tersine edebiyattan oluşuyorum” dedirtecek kadar.

Franz Kafka, çağdaş roman sanatının akla ilk gelen isimlerinden; bu açıdan bakıldığında edebi marka, bir kült. Onun önemi, daha sonraları benzerlerine ‘Kafkaesk’ yakıştırması yapılmasını sağlayan metinlerindeki kurmaca başarısının yanında, bu metinlerde belirli bir fikir işlemesinden ve o fikri etraflıca irdelemesinden ileri geliyor: İmge kullanır Kafka; fakat kimi kelime ve kavramlardan çok, onun metninin tümü bir imgedir ve bu imge etrafında çoğunlukla insanın yeryüzündeki varoluş sıkıntısını anlamaya, algılamaya çalışır.
Kuşku yok ki bu varoluş sıkıntısının başlangıç merkezi, öz yaşamı: Kendini huzursuz, katı, hastalıklı ve umutsuz olarak tanımlayan Kafka, kısa yaşamı süresince insanın ve elbette kendinin- dünyadaki yerini sorgular. Varoluşunu sorgulama biçimini, genellikle, ‘yaşamak zorunda olduğu’ ve ‘yaşamak istediği’ hayat denkleminde çözmeye çalışır. Gündüzleri sigorta kurumundaki işi, ailesiyle ve kadınlarla olan ilişkileri, kısacası rutin hayatı denklemin ‘zorunluluk’ ayağıdır; geceleri büyük bir istekle odasına kapanarak harıl harıl yazdığı ve mutlu olduğunu hissettiği edebiyatla geçen zaman dilimleri ise, ‘arzuladığı’ hayatı. Belli ki Kafka’nın uzunca bir süre bu ikilemde sürüklenen gelgitleri ve iç bunalımı sebebiyle Reiner Stach biyografinin ilk cildine, “Karar Yılları” ismini vermiş. Henüz bitirilememiş ve basılmamış olsa da üç önemli romanının omurgasını inşa ettiği döneme denk düşen “Karar Yılları”, Kafka’nın hayatının daha hareketli bir evresini oluşturuyor: Sözün gelişi Siyonist hareketlere katılıyor, kısa gezilere çıkıyor, Balkanlar’daki savaşlara bile üzüntü duyacak kadar dünyayla alakalı.



YABANCIDAN YABANCI

Daha sonra, varoluş sancısının derinliği belirginleşiyor: “Ailemle yaşıyorum, en iyi, sevecen insanların arasında bir yabancıdan daha yabancıyım” diyor Kafka, nişanlısı Felice’ye yazdığı mektupta. Ailesine, Felice’ye ve en çok da kendisine yabancı; zihnini gündelik yaşamın mecburiyetlerinden kurtarıp tam anlamıyla yazmaya, edebiyata veremiyor çünkü. Derken bir başka mektup: Bu kez, “Yazma için en büyük insani mutluluktan vazgeçme hevesi durmadan tüm kaslarımı ikiye biçiyor. Kendimi özgürleştiremiyorum.” En büyük insani mutluluktan kastı Felice’yle evlenmesi; özgürlük aynı zamanda, ‘zorunlu’ olduğu hayat. Oysa edebiyatı, özgür olmamayı, ‘istediği hayatı’ seçiyor Kafka. Böylece ilk romanının yazımına yoğunlaşıyor.
Üzerinde çalıştığı “Kayıp” romanına ara vererek, bir sabah hamam böceğine dönüşen Gregor Samsa’nın hikâyesini işlediği, akıllara kazınan başyapıtı “Dönüşüm”ü yazmaya başlar Kafka. Hikâye malum: Gregor Samsa hamam böceğine dönüşünce zamanla ailesi tarafından dışlanır, odasına kilitlenir ve kısa zaman sonra trajik biçimde ölür. İmgenin altında, yaşanılan hayata göndermeler yapıyordur Kafka, bir çeşit varoluşun amacına ulaşma çabası: İşe gidemeyen Gregor Samsa’nın böcekleşmesi metaforiktir: Özde, görevini ihmal ederek işe gitmediğinde, kendisine biçilen değerin bir çırpıda değişmesi, çarkların dışına çıkan insanın böcekten farkının olmadığının vurgusu. Böylece Samsa’nın nezdinde aileye, topluma ve düzene eleştiriler getirir Kafka: Görünürde böcekleşen Gregor Samsa’dır, içsel olarak ise ailesi, onu sistemin dışına iten kalıplar, gelenekler, toplum. Tıpkı Kafka’nın, ailesinin kurduğu asbest fabrikasında çalışmaya zorlanması hakkında, günlüğüne, “varoluşumun bütünüyle yok edilmesiydi” diye not düştüğü gibi. Asbest fabrikasında çalışmak değil, yazmaktır onun ‘asıl yaşamı’. Bu haliyle Gregor Samsa, “çoğu zaman, içimin en derinlerinde bir insan olmadığımın kuşkusunu sürekli hissediyorum” diye mektuplarına not düşen ve böylece insanlığını, varlığını sorgulayan Kafka’nın kurmacada yer edinmiş yansıması gibidir. Sigorta kurumundaki bürosuna gitmediği gün amirlerine yazdığı mektupta, Gregor Samsa gibi yataktan çıkamadığını anlatması da bu düşünceyi destekler nitelikte. Kaldı ki Reiner Stach da bu çerçeveyi genişletiyor ve asbest fabrikası konusu yüzünden küçük kardeşi Ottla’nın ona sırt çevirmesini şöyle açıklıyor: “Bu durumun dehşetli etkisi birkaç hafta sonra ‘Dönüşüm’de kardeş aforozu olarak yazılacaktı.”



DÜNYA İSİMLİ MAHKEME

Stach’ın anlattıklarından yola çıkarak Kafka’nın sıkıntılı, bunalımlı ruh yapısını bir diğer şaheseri “Dava”da da açıklıkla görmek mümkün. Kafka “Dava”da, bir sabah polisler tarafından tutuklanan fakat yargılama süreci boyunca suçunun bile ne olduğunu bilmeyen Josef K.’nın yaşadığı garip olayları, enteresan bir atmosferde anlatır. Fakat yaşananlar her ne kadar olağandışı olsa da Josef K., çevresindekilerin tavırlarından, olağan bir sürecin içinde olduğu inancına kapılır ve aklanmaya çalışır: Suçunun ne olduğunu bilmeyen, mahkemeye hiç benzemeyen mahkemelerde yargılanan bir adamın trajik öyküsü. Buradaki mahkemeler gerçekte yok gibidir, bir yönleriyle de gerçeğin ta merkezindedir: Öyle ki mahkeme kavramını dünyanın kendisi olarak konumlandırır Kafka; bu haliyle mahkemeden kurtulmak aslında yaşamdan kurtulmak, yani ölmek demektir. Mahkeme rahibine akıl danışan Josef K.’nın aldığı cevap, Kafka’nın bu varoluş çıkmazını da destekler nitelikte: “Mahkeme senden bir şey istemez” der rahip “geldiğin takdirde seni kabul eder ve gittiğin zaman da bırakır.” Böyle bir mahkeme, şüphesiz varoluşun kendisinden başkası değildir. Kafka’nın notlarından, tutuklanmayı bekleyen iç dünyasıyla ilgili belgeler döküyor Stach önümüze ve mahkemenin aslında her zaman ve her yerde olduğunu kanıtlıyor: “Her şey fantezi, aile, büro, dostlar, cadde, hepsi fantezi, uzak ve yakın, en yakınındaki kadın, doğru olan oysa, senin kafanı penceresiz ve kapısız bir hücrenin duvarına bastırman.”
Örnekler “Şato”, “Kayıp”, “Ceza Kolonisinde” gibi metinlerle çoğaltılabilir. Asıl amacım buradan yola çıkarak yaşam-metin izdüşümü oluşturmaya çalışmak değil; romanlarını bilen okurun, Kafka’nın umutsuzlukla bezeli dünyasını ve yaşantısını daha rahat anlayabileceğine dair inancım.



KADINLAR VE EVLİLİK

Siyah bir fonda, hafifçe gülümseyerek ayakta duran Franz Kafka, onun önünde sandalyede oturan Felice; mutlu bir poz olduğu düşünülebilir. Kitapta Kafka ve çevresindekilerle ilgili ulaşılabilen hemen hemen bütün fotoğraflara da yer veren Stach, özellikle bir not düşüyor bu fotoğraf için: Kafka ve Felice’nin birlikte göründüğü tek fotoğraf.
İki kez nişanlanmasına rağmen evlenemediği Felice, Kafka’nın uzunca bir dönemde hayatına adeta damga vuruyor. Biyografide Stach da bu ilişkinin adını net koyamıyor: Sallantılarla gidip gelen, kimi zaman edebiyatı seçen Kafka’nın bozduğu, kimi zaman da Felice’nin ayrılışı hızlandırdığı çalkantılı bir aşk öyküsü.
Üç kez nişanlanıyor Kafka; mektuplaşmaları sebebiyle çokça bilinen ve bu mektupların ölümünün ardından kitaplaştırıldığı Felice ve Milena dışında Julie ve Dora da Kafka’nın hayatındaki kadınlar. Oldukça ilginç: Tutkulu, mektuplarındaki ifadelerden anlaşılacağı üzere romantik bir adam Kafka; fakat yaşamı boyunca, belki de varlığın dinamiklerine belirli bir isim koyamadığı için hep içine kapanık, kırık ilişkilerle dolu, yapayalnız. Yalnızlığı ve umutsuzluğu ömrünün sonuna doğru doruklara ulaşmış olmalı ki son günlerinde en yakın dostu Max Brod’a bir mektup yazarak kendisinin dünyadaki varlığını kanıtlayan her şeyi; günceleri, manüskrileri, mektupları yakmasını istiyor. Bugün Kafka’yı okuyor oluşumuzdaki en büyük etken, Brod’un bu vasiyeti gerçekleştirmemesidir.
Bu koyu yalnızlığın içinde zor bir yaşam sürüyor Kafka: Baskıcı ve kendisini korkutan bir babanın yanında yazmak/varolmak mücadelesi şeklinde geçen; ne dostlarıyla, ne kadınlarla ne de bizzat kendisiyle işleri tam anlamıyla yoluna koyamayan bir yaşam, dünya savaşının insanlık dışı atmosferinden geçerek kırk bir yıl sonra verem yüzünden, acı biçimde son buluyor. Yine de Stach’ın hazırladığı biyografinin son sayfasını da çevirince bunlardan çok, Kafka’nın Felice’ye yazdığı mektuptaki cümleler dolaştı zihnimde, adeta soluk fotoğraflarından yükselen sesi kulağımda uğuldadı: “Benim edebiyat ilgim yok, tersine edebiyattan oluşuyorum, başkaca bir şey değilim, başkaca bir şey olamamÖ Edebiyat benim!”

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam