VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Nisan 2012 Pazar | Anasayfa > Haberler > Kalıcı sorunlarımız korkularımızla besleniyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kalıcı sorunlarımız korkularımızla besleniyor

Arif Nihat Dursun, yeni kitabı “Bir Ermeniyi Öldürmek”te yıllardır bir türlü çözüme ulaşamayan bir konuyu, Ermeni meselesini konu ediniyor.

Canan Hatiboğlu

Sizin de bildiğiniz gibi Ermeni sorunu hassas bir konu... Neden bu konuda bir roman kaleme aldınız?

Sorunuzu bizim taraftan yani Türk tarafından bakarak sordunuz sanırım. Aslında sanmıyorum, biliyorum ki siz de en az benim kadar Türksünüz ve Ermenilere yani karşı tarafa, bizden olmayan, ötekilerden bahsettiğiniz için sorunuzu bu şekilde sordunuz. Öbür tarafta olsaydınız Türk sorunu diye soracaktınız. Birden çok açıdan haklısınız da, Türk bir yazar tarafından Türkçe yazılmış bir romanda üstelik adı da “Bir Ermeniyi Öldürmek” olursa ne beklenebilir ki?
Bana göre hassas bir konu değil bu mesele. Tam tersine bir an önce halledilmesi gereken, siyasilerin ve bu konuyla simbiyoz yaşayan kişi ve kurumların bertaraf edilmesi için öncelikle gündemimize alınıp, bir hal yoluna konularak her iki ulusun da yoluna devam etmesi için deşilmesi icap eden bir yaradır. Hassaslık dönemini çoktan geçmiştir.
Fakat siz hassasiyetten “dokunma, cız!” diye kutsanmış bir korkuyu kastediyorsanız, ki üç aşağı beş yukarı bunun tanımı böyledir, bu durumun da bende bir karşılığı yok. Sorunlarımız korkularımızdan beslenir ve gün geçtikçe devleşir, o büyüdükçe biz küçülürüz. Ermeni meselesi de tam anlamıyla böyle bir şeydir. İşte tam da bu noktada karşımızda duran bu koca deve meydan okuyan bir cüce gibi davranmak, minik ısırıklar veya tekmelerle onu alt etmeye çalışmak için bu romanı yazdım.

BASMAKALIP SLOGANLAR
Bu konuda bir roman yazmak beraberinde yanlış anlaşılma riskini de beraberinde getirmiyor mu?

Romanı yazarken “yanlış anlaşılma” korkusu ensemde duran bir gizli el göz davranmak istedi, ama çoğu zaman onu alt etmeyi başardım. Yer yer yenildiğim de oldu, ama çok şükür bunların sayısı ihmal edilecek sayıdadır. Mesajının güçlü olması nedeniyle ilk bölümde akıcı bir dil kulandım, oysa böylesi bir konuda her sözcük günlerce düşünülüp taşınılarak yerine yerleştirilebilirdi. Bunun yerine duyguya yoğunlaştım, çevresel tasvirlerle uğraşmadım.

Kitapta da bunun yansımaları görülüyor, Ermeni sorunu layıkıyla konuşamayışımızın bugün sebepleri ve bedelleri ne?

Kaçıyoruz; korkularımızdan, vicdanımızdan, hatta insanlığımızdan. Bunu her iki taraf için de söyleyebiliriz. Ama bizim muhatabımız birinci elden Türk tarafı olmalı. Konuşalım, zalimliğin çelik bir zırh gibi ruhumuzu kuşatıp gün geçtikçe yaşam alanımızı daraltmasına izin vermeyelim.
Sustukça kelimelerimiz azalıyor, onları kaybettikten sonra nasıl anlaşacağız? Üzüntümüzü dile getirmek, karşılıklı bağışlamak, sevgi sunmak, özür dilemek için bu kelimelere muhtacız; oysa biz susmayı tercih ettikçe papağanlaşıyoruz ve birkaç nefret sözcüğü her iki tarafı da esareti altına alıyor.

Sizce neden konuşamıyoruz?

Dinlemediğimiz için konuşamıyoruz. Dinlemediğimiz için yanlış anlıyoruz, yanlış anlama korku ve nefretimizi büyütüyor. Devasa cesameti bizleri farklı kamplara ayırıyor, bu kez konuşmuyor bağrışıyoruz, slogan atıp duruyoruz. Basmakalıp sloganları dinlemenin kime faydası olacak ki? İşte böylesine fasit bir dairenin içinde dönüp duruyoruz.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163