VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Mart 2014 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Kanada’nın Çehov’u
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kanada’nın Çehov’u

Bir öyküsever olarak Nobel Ödüllü Alice Munro ile tanışmam biraz geç oldu. Ancak, dönüp dönüp okunacak öyküleriyle “Firar” daha şimdiden tartışmasız, yılın en iyi kitaplarından biri benim için.

LEVENT TÜLEK

Yayıncılık endüstrisinin de pompalamasıyla roman türünün boğulduğu edebiyatın gizli kahramanlarıdır öyküler. Çok satanlar hep romanlar olur. Orta sınıf okuyucu günlük yaşamın hızı ve karmaşası içinde çok da kafasını karıştırmayacak, öykü örgüsünün değişmeyeceği, neresinden bıraksan başladığında ona yabancı gelmeyecek kitaplar ister. Endüstri oldukça geniş bir alıcı olan bu kitleye bol bol çok satar roman armağan eder ve sektör ayakta kalır. Ve gerçek, derinlikli, lezzetli, evrensel ve klasik edebiyat da buradan beslenerek ürünlerini çıkarır ortaya. Çok satar romanlara olumsuz bakışım olmadığını önceki yazılarımı okuyanlar bilir. Ben bunu sinemada Recep İvedik filmlerinin çok satması ve oradan gelen sinema sektörü payının yüksekliği ile desteklenen alternatif, sanatsal sinemanın beslenmesine benzetiyorum. Çok satar kitapları İvedik filmlerine benzetmemi lütfen kaba bir karşılaştırma olarak algılayın çünkü ben şahsen en kötü bestselleri okumayı o tarz filmler için sinemaya gitmeye yeğlerim. O filmler de televizyonda yayınlandığında izler “kötü de değilmiş aslında, hatta komik bile galiba” diyerek de kendimi kandırmaya çalışırım.
Efendim bu girizgahı yapmamın nedeni benim bir öyküsever olmam. Tiyatroculuk damarımdaki iştahı kabartan Çehov öyküleriyle başlayan bu aşkım Sabahattin Ali, Sait Faik, Nahid Sırrı Örik, Boris Vian, Kurt Vonnegut ve hatta Woody Allen’la devam etmiştir. Ne vakit iyi bir öykü kitabı bulsam bitmesin isterim. Ve işte utanarak söylüyorum pek de iyi tanımadığım Kanada edebiyatı ve Alice Munro’yla karşı karşıyayım şimdi de. Elbette Munro 2013 Nobel Edebiyat Ödülü aldığında ben de kendisi kadar şaşırdım. Onun şaşırması mütevazılıktan, benimki cahillikten. Daha önce Can Yayınları’ndan “Bazı Kadınlar” (Çev. Çem Alpan), “Çocuklar Kalıyor” (Çev. Cem Alpan) ve “Nefret, Arkadaşlık, Flört, Aşk, Evlilik” (Çev. Roza Hakmen) adlı kitapları bulunan Alice Munro’yu geç de olsa yeni çıkan “Firar” öykü kitabı ile tanıdım. Ama ne tanışma! Kanadalı eleştirmenlerin “Bizim Çehov’umuz” dedikleri kadar varmış. Karakter derinlikleri, incelikli mizahı ve yalın gibi görünen çarpıcı kurgusu ile onun yüzyılın edebiyat dahilerinden biri olarak adlandırılması abartı olmaz gerçekten. Evet, beni de okurken Nobel (!) manipüle etti. İyi bir yazar okuyorum diyerek başladım kitaba. Ama işin ilginç tarafı Nobel’in ağır kasıntı, küresel dertlere ve ağdalı bir klasizme önem veren (önyargı işte benimki) tavrıyla yalın, çıplak ayaklı, gülümseyen ve hatta bir uzaylı gibi şaşkın ve temiz bir yazı karşısındaki ödüllendirmesini pek bağdaştırmasam da pek sevindim. Çok mutlu oldum Munro’yla tanışmama. Bundan sonraki ilk işim onun diğer kitaplarını hatmetmek.
DÜZEN DIŞI KİŞİLERİN YALNIZLIĞI
Can Yayınları’ndan çıkan “Firar”ın çevirmeni Roza Hakmen. Diyecek hiçbir şey yok. Su gibi akıyor. Tertemiz, pırıl pırıl bir Türkçe. Kitaptaki öykülerse gri bir coğrafyanın soğuk ikliminden sıcak rüzgarlar gibi akıyor okuyucunun yüzüne. Tekinsiz, yalnız ve sağlam karakterler üzerine kurmuş tüm öykülerini yazar. Tekinsizlikleri ebeveynlerine, kocalarına, bu dünyaya, dinlere, sistemlere ve hatta kendilerine bile kapılmayan, uymayan düzen dışı insanlar olmalarından kaynaklanıyor. Yalnızlıkları ise onlara dayatılan yaşamları, işleri ve eşleri reddettikten sonra başlıyor. Tıpkı Çehov ya da Dostoyevski Rusya’sı gibi soğuk, neredeyse ıssız ve sert bir coğrafya yazarın Kanada’sı. Ama o coğrafyaya hiç takılmıyor. Ağır betimlemelerle boğmak yerine karakterlerine teslim ediyor öykülerini ve sizi kendi coğrafyalarınızla, kendinizle baş başa bırakıyor. Dilinin, sözünün evrenselliği de burada başlıyor işte. Hatta cinsiyetinizi bile unutuveriyorsunuz. Okurken kendimle özdeşleştirdim karakterleri ve öykülerini. Çok da kolay yaptım bunu.
TEKRAR TEKRAR OKUNACAK
Öykü türünün benim için bir güzelliği de dönüp dönüp tekrar okuyabilmeniz ve her okumanızdan ayrı tatlar alabilmenizdir. Alice Munro bu tadı size fazlasıyla verebilecek bir yazar. Klişe deyimle tam başucunda, kütüphanenin görünen yerinde olması gereken yazarlardan. Romanları tekrar okumak bir emekse öykü okumak biraz hoyratlık, güzellik ve zamansızlık benim için. Munro bunun için biçilmiş kaftan. Kitaptaki favori öyküm ise “Entrikalar”. Öykü taşrada yaşayan genç Robin’in her yaz trenle kırk beş dakikalık mesafedeki kente gelen tiyatro grubundan Shakespeare izlemesi ritüelini anlatıyor. Ama temel hikâye bu değil. Bir tiyatro seferinde ilginç bir göçmenle karşılaşıyor. Bir Karadağlıyla. Bu Balkan coğrafyasının garip insanı ile bir kere karşılaşıp bir akşam geçiriyor, o kadar. Ve bir hayat onunla geçiyor adeta. Gerisi kitapta, tadını kaçırmayayım. Sanırım ilerde tekrar tekrar kurcalanacak, kitap kulüplerinde favoriler arasına girecek, hatta okumayanlara biraz da küçümsenmeyle bakılacak bir yazarla karşı karşıyayız. Bizi kaleminin sağlamlığını test ettirecek bulmacalara ve dehlizlere sokmadan son derece müşfik bir şekilde özlenesi bir dille klasik bir tat bırakıyor belleklerde yazar. Kalem oynatmıyor, deneylere girmiyor, kendi bunalımının hıncını okurdan çıkarmıyor. Anlatıyor sadece o kadar. Bu da onun yüceliği ve bilgeliği diyelim.
Kitabın açılışındaki “Firar” da son derece çarpıcı, insan olmanın ağırlığını, külfetini bir kez daha duyumsatan lezzetli bir öykü. İyilik ve kötülük, doğru ve yanlış, erdem ve zaaflar üzerine insan olmanın hazin kırılganlığına şahane bir bakış. “Şans”, “Yakında” ve “Sessizlik” ise birbirine bağlı üç bağımsız öykü. Kahramanımız Juliet’in çocukluğundan yaşlılığına kadar süregelen insan olma (tüm öykülerin kahramanları kadın olmasına rağmen kadınlık dertlerinden ziyade insanlık olgusunu temel alıyor yazar), var olma, ayakta durma ve değişen dünyanın içinde nefes alma çabalarının soluk kesen öyküsünü okuyorsunuz. “Tutku”, “Hatalar” ve “Güçler” ise diğer lezzetli öyküler.
Alice Munro’nun “Firar”ı yılın en iyi kitaplarından biri. Bu sıkıntılı çağımızda, şu acayip günlerde bir kahveyle ve kendinizle baş başa kalıp edebiyatın sağaltıcı dünyasına bırakın kendinizi. İnanın pişman olmayacaksınız. İyi okumalar.

FirarFirar

Alice Munro

Detay için tıklayın

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam