VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Eylül 2012 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Kanser hâlâ çok gizemli ama artık bir yüzü var
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kanser hâlâ çok gizemli ama artık bir yüzü var

“Tüm Hastalıkların Şahı”, kansere dair çok özel bir hastalık biyografisi.

Yonca Boztunalı

Kanserin hikâyesi aslında insan çabasının, azminin ve dayanıklılığının da hikâyesi... Bir diğer yandan da kibrin, paternalizmin ve yanlış algılamanın da... Mukherjee, hastalığın süre geldiği asırlar üzerinden pek çok keşifte bulunmuş, araştırmalar yapmış, kazanılan zaferler ve ölümleri incelemiş. Bu yüzden “Tüm Hastalıkların Şahı”, edebi bir şekilde kanserle girilen şavaşı da anlatmakta...
Kanserle ilgili bu inanılmaz çalışma bize şunu söylüyor; tüm medikal avantajlara rağmen bizim başka bir versiyonumuz olan hastalığı yenemeyiz.
New York’ta yaşayan onkolog yazar Siddhartha Mukherjee, üç bölümden oluşan bu kanser biyografisinde kendi laboratuarından karmaşık ve anlaşılmaz bir sahneyi işliyor. Başka biri tarafından bu konu ele alınmış olsaydı, konu hakkında uzman olmayan kişiler için sıkıcı ve dayanılmaz olabilirdi. Ancak Mukherjee, anlatmak istediklerini çok basit bilimsel anlarla örneklendirmiş mikroskopla bakarken. Mercekten gördüğü insanlığın gizemi ya da insan karşıtı bir yaşamın gizeminden başka bir şey değil. Çünkü incelediği lösemi hücreleri, 30 yıl önce ölmüş bir kadına aitti ancak bu hücreler evsahibi oldukları bedenin aksine hala canlıydı ve dahası ölümsüzdü.
Mukherjee, sadece gördüklerini değil aynı zamanda hissettikleriden de bahsediyor kitabında: Hücreler şişmiş ve grotesk görünüyor, genişlemiş bir çekirdek, ince kenarlı bir stoplazma, patalojik olarak bölünmek ve parçalanmak üzere olan bir hücrenin belirtilerini sergiliyor.
“Tüm Hastalıkların Şahı”, bilimsel bir araştırmayı anlatmaktan çok edebi olarak da ileri giderek bazı gerçekleri açıklıyor: “Normal hücreler görüldüğü gibi normal; ancak tümörlü hücreler pek çok açıdan bozulmaya devam eder bir haldeydi.”
Mukherjee, bu güzel kitabı bir tarih kitabından çok biyografi olarak nitelendiriyor. Çünkü okuyucularının bu konuyu bir hastalık olarak görmekten çok bilimsel bir sorun, sosyal bir durum ama bir karakter hikayesi olarak insanoğlunun biyolojik dünyasını anlattığını vurguluyor.
MODERN ÇAĞ VURGUSU
Geçmişi ve hikayesi yıllar öncesine dayansa da kanser, modern çağın hastalığı olarak tanımlandıktan sonra dikkat çekmeye başladı. Kanserin günümüzde birincil ölüm sebebi olması sadece ileri endüstri ve gelişmiş dünyanın bir sonucu değil ama aynı zamanda onu fark edecek ve alt etmek isteyecek kadar çok yaşamaya başlamamızın da bir sonucu. Mukherjee göre, böylece “tümürün gelişmesine ve büyümesine izin verecek bir zaman vermiş olduk.”
Kanserle mücadele bilimsel, politik ve insani bir mücadeledir. Mukherjee’ye göre antik çağlardan günümüze incelemelerde bulunmuş ve ilk göğüs ameliyatının M.Ö. Pers kraliçesine uzanmakta... İnanılmaz ameliyat teknikleri ve şaşırtıcı tıbbi buluşlar da kitabın bir diğer dikkat çekici özelliği. Mesela en etkileyici kanser çalışmaları 1940’larda Amerikan sosyalist Mary Lasker ve kemoterapinin yaratıcılarından olan Sidney Farber ile başlamış. Mukherjee, onları, ikiye ayrılmış bir haritanın birer parçasını ellerinde tutan iki gezgin olarak tanımlıyor. Haritanın ortasındaki savaş alanı ise Washington DC’dir ve politik anlaşmayı sağlayacak olan kişi de Richard Nixon’dır. 1971’e gelindiğinde ise kanser artık tüm hastalıkların en büyüğü olarak tanımlanmaktadır.
Ancak Mukherjee’nin anlatımı ile kanser oldukça kompleks ve derin bir karakter çizerken, kanser savaşları giderek anlamsızlaşıyor. Çünkü mücadele edenler bir düşmanla savaşmaları gerektiğini düşünüyor. Ama bilim ve Mukherjee’nin araştırmaları bir keşifin çok etesinde çünkü bu kaybetmenin ve başarısızlığın keşfinden başka bir şey değil. Operasyonlar, ameliyatlar, radyasyon ve kemoterapi... Kanserin mekanizmasını anlamadan onu zaptetmeye, kontrol etmeye çalışıyor.
Sihirli ve öldürücü bir silah arayan mücadeleciler ki buna Farber da dahil; genetik araştırmaları, korunmanın önemini veya hastalara bakımı önemsemezken pek çok uzman da hastalarını korumak adına aslında onları ölümün kıyısına sürüklüyor ve bunu akademik bir çalışma olarak görüyordu. Ve sonra akademsiyenler sürenin dolduğunu belirtiyordu.
NİTELİKLİ BAŞARISIZLIK
1986 yılında John Bailar ve Elaine Smith, New England Journal of Medicne’da kanser ve yıllara göre ölüm oranları ile ilgili ciddi bir değerlendirme yayınladı. Buna göre; bir şey ortaya apaçık çıkmıştı; “nitelikli başarısızlık”. 1962 ile 1985 yılları arasında bazı alanlarda iyileşme olsa da kanser nedenli ölümlerde % 8.7’lik bir artış vardı. Sigaraya bağlı akciğer kanseri ile ilgili söylemlere rağmen Mukherjee, bu sonuçları “onkoloji dünyası kendi kökleri üzerinde sarsıldı” diye anlatıyor.
İşte tam burada Mukherjee’nin yapmak istediği ortaya apaçık ortaya çıkıyor. O tarihsel dramasının final bölümünde tıbbi gelişmelerden, bilimsel buluşlardan ve insanoğlunun acılarından daha fazla bir şey yapıyor. Kitabının yapısal dinamiği aslında tüm bu sürecin bilinmez, anlaşılmaz hali, nedenleri ile hastalığa ve kaosa uzanan bir bilim... Ve hatta bu modern hayatın en büyük projesi olmakla birlikte aslında hiçbir zaman tam anlamıyla alt edilemeyecek bir başarısızlık.
Daha derinlere inildiğinde Mukherjee, kanserle savaş konusundaki değerlendirme şeklini değiştirerek “nitelikli başarısızlıktan”, “nitelikli başarıya” geçer. Bunun da ancak amaçların değiştirilerek yapılabileceğini savunur. Ütopik bir şekilde ölümleri ortadan kaldırmak yerine yaşamı uzatma arzusunu tetiklemenin öneminden bahseder. Yani tıp biliminin “statik” yerine daha “dinamik” bir dengede var olacağını ifade etmekte.
Eğer kanser hücreleri bizim birer kopyamız ise; Mukherjee şunu vurguluyor; “İçimizdeki kanserden kurtulabiliriz” fakat bunu ancak ve ancak “içimizdeki yaşlanmaya, yenilenmeye, iyileşmeye ve üremeye bağlı olan psikolojik” sürecin dışına çıkarsak başarabiliriz.

Konuşmak için sebebimiz var

- Mukherjee 250 sayfa bitirdiğinde yayıncılara gider. Yorumlar çok zıt ve iki taraflıdır. Bazıları “Kimse kanser hakkında okumak istemez” derken bir kısmı; “Nasıl olur da böyle bir kitap daha önce yayınlanmadı?” der. Bazıları kanserin okuyucularını ürküteceği endişesini taşır. Mukherjee ise şöyle der: “Bence bu yanlış bir düşünceydi. Eğer insanlar korkuyorsa, o zaman bu konuyu konuşmak için daha çok sebebimiz var”
- “Belki” diyor yazar, “Bazı kanser hücrelerinin davranışını değiştirebilecek mucizevi şeyler vardır. Ama geçmiş bu konuda şüpheci olmamızı öneriyor zira, çözüm bu kadar kolay olsaydı çok çok zaman önce şifa bulunmuştu.”
- Kanser, insan vücudundaki trilyonlarca hücreden bir tanesinin kontrol dışı büyümesiyle başlıyor. Hücre büyümesi yaşamın da gizemi aslında, yenilenmenin, uyum sağlamanın, iyileşmenin... Kanser hücreleri ise diğer hücrelerimizi yarış dışarı bırakmaya çalışan isyancılar gibi. Bu noktada Mukherjee şöyle diyor; “Eğer ölümsüzlüğü arıyorsak; işte bunu ters bir şekilde kötü huylu olarak kanser hücresi yapıyor.”
- Mukherjee kanserin tarihçesi ile ilgili yazmaya ölümcül bir hastası “tam olarak ne ile savaşıyorum?” diye sorduğunda karar vermiş. Ancak Mukherjee araştırdıkça hastalık karşısında karakteristik özellikler belirdi ve onun tarihini yazmak isterken, biyografisini anlatan biri oluverdi.
- İnsanlar Mukherjee’ye “kanserden korunmak için yapmamız gereken beş şey nedir?” dediğinde şu cevabı veriyor: “Sigarayı bırakın, sigarayı bırakın, sigarayı bırakın, sigarayı bırakın, sigarayı bırakın.”
- “Bu kitabı konusunda uzman biri olarak yazmamak benim için çok önemliydi.” diyor yazar; “Çünkü bir konu hakkında uzman diliyle yazmak çok tehlikeli bir süreç, içinde yapacağınız keşiflerin ve yeniliklerin kalitesini yok eder. Bu sebeple bir şeyi çok iyi bildiğim zaman onu bilmiyormuş gibi yaparım, böylece yeni şeyler öğrenirim.”

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163