VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Şubat 2012 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Kaptan pilotunuz yazıyor!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kaptan pilotunuz yazıyor!

Richard Bach’ın yeni kitabı “Aforizmalar” zaman zaman naif bir dünyadan sesleniyormuş gibi görünebilir.

Çocukken rüyamda uçtuğumu görürdüm. Öyle romantik bir uçuş değildi benimki. Koordinatları belliydi. Küçükyalı’daki evimizin balkonundan Adalar’a uçardım. Bir gün Kınalı’nın üzerinden geçersem, diğer gün Sedef’in üstünden uçardım. Şu anda anımsadığım en net hayal parçası ise balkon demirlerinden ayağımın havalanması ve düşmekle uçmak arasında bocalayan bedenimin uçmayı tercih ettiği andaki heyecandan ve mutluluktan nefesimin kesildiğiydi. Hiçbir rüya tabiri kaynağına başvurmadan özgürlüğüne ve kuşlara imrenen bir çocuk olduğumu anlardım çaktırmadan. Çaktırmadan diyorum çünkü uyanık geçen anlarımda arsalarda top oynayan, mahalle savaşları yapan ve demiryolu kenarında bisikletle dolaşan bir çocuğu oynuyordum ilk oyunculuk hayatımın başlangıcında. Uçma rüyaları topraktan, kavgalardan, anlaşılmaz dünyevi çabalardan ve kötülükten koparıyordu beni. Uçma hayali uçtukça dünyayı küçültüyor, dünyayı küçülttükçe sevdiriyordu bana. Denizleri, adaları, ormanları, statları, istasyonları ve köprüleri sevdiriyorduÖ Uçtukça ve yükseldikçe hepsini daha derli toplu görüp daha iyi anlayabiliyordum. Tıpkı tiyatro gibi. Tıpkı kitap gibi.
BACH’LA TANIŞMAM
İşte Richard Bach’la tanışmam bu heyecanları yaşadığım çocukluğumun ortalarından birkaç yıl sonrasına rastladı. Ardından da St. Exupery’le. İkisi de pilottu ve ikisi de uçmakla kafayı bozmuş bu adamların bir de ortak tutkusu vardı elbette: Yazmak. “Martı” ve “Küçük Prens”in benzerlikleri başka bir yazının konusu olsa da ikisinin de dünyayla, savaşla, iyilikle, erdemle ve insanlarla olan dertlerini bir pilot aracılığı ile dillendirdiklerini biliyoruz.
Çok daha küçükken okuduğum “Küçük Kara Balık”ın verdiği hazzın fazlasını -belki de babası taşrada memur olarak yaşamış bir evlat olarak denizle çok sonralar kurduğum ilişkinin yabaniliğinden olsa gerek- “Martı” ve “Küçük Prens”ten daha çok aldım. Uçmakla derdi olan insanların bilgeliği belki de göğe yükseldiklerinde dünyanın vizör olarak küçüldüğü ana denk gelen sofistike arınma ve ulvi ıssızlaşmanın duru hissiyatı olarak algılanabilir. Bir çokları bunu farklı adlandırabilir. Kimilerine göre bu sufizmdir, kimilerine göre nirvana... Ama bana kalırsa (rüyalarında az da olsa bu duyguyu yaşamış biri olarak deneyimlerime dayanarak söylüyorum) sadece ve sadece görmektir. Görmek ve farkına varmak. Tıpkı Bach gibi. Gelelim April Yayıncılık’tan çıkan Richard Bach’ın “Aforizmalar”ına. Daha önce Richard Bach’ın “Meraklılar”ını yazarken de çocuksu ve duru bilgeliğin kıskanılacak parlak ışığını ve sıcaklığını hissetmiştim. Şimdi elime geçen aforizmalar kitabı ise yazarın tüm kurgu kitaplarının sağlamasının yaptığı bir bitirme tezi gibi sanki... Uçarak geleceğine inanılan bir Mesih’in uçarak dünyamıza pike yapan pilotla karşılaşma parodisi gibi geldi kitabın orijinal adı: “Messiah’s Handbook.” Hayır, inceden bir eleştiri değil tam tersi son derece muzipçe ve ince tasarlanmış bir ad olduğunu düşünüyorum. Tam da Bach’a yakışır bir ironi: Bir Mesih ve bir pilot. Sonucunda dünyayı uzaktan duru bir şekilde gören ama tam kalbinde yaşayan bir yazarın aforizmaları...
Yeni kuşak için aforizma Twitter ya da Facebook’a yazılacak ve çokça paylaşılacak parlak sözler yığını. Ben konuya iyi taraftan bakanlardanım. Sosyal medya olmasaydı yeni kuşağın (x, y, z jenerasyonlarının) aforizmadan ve bunları yazan büyük edebiyatçılardan haberleri olmayacaktı. Oscar Wilde’ı, Mark Twain’i, Tolstoy’u kremalı kahve eşliğinde kapağı açılmış notebooklar’ından keyifle paylaştıkları aforizmalardan tanıdı bu neslin bir çok genci. Eh bu da az bir kazanım değil diye düşünüyorum. Şimdi sıra Bach’ta... Hoş, onun meşhur: “Tırtılın dünyanın sonu dediği şeye, usta kelebek der” gibi çok bilinen aforizmaları ufaktan da olsa dönüyor sanal alemin ışık hızıyla çoğalan ağlarında. “Aforizmalar” ise kitap kurtlarının kitaplıklarından başka sanal alemin de koyu muhabbetli girdaplarında dönüp duracak gibi. Ne güzel. Dönsün tabi. Her şeyin içi içe geçtiği magazinin politikleştirildiği, politikanın geyikleştirildiği, geyik muhabbetinin felsefe haline getirildiği tuhaflıklar dünyasından birileri sözü geçen yazarları merak edip de kitaplarını alıp okur belki de.
BAŞTAN SONA YA DA
ATLAYA ZIPLAYA
Richard Bach’ın bu kitabı tüm aforizma kitapları gibi neresinden başlarsanız başlayın rahatlıkla okunabilecek bir kitap. Ama benim izlenimime göre “Aforizmalar”, sanki kendi içinde zamanı olmayan gizli bir kurgusal sıra takip ediyor... İlk sayfadan başlayıp ilerlediğinizde atlayıp diğer sayfalara geçmek istemiyorsunuz. Adeta bir öykü sıralaması takip eder gibi kaptırıyorsunuz kendinizi...
Zaman zaman Bach’ın kendi aynasından yansıyor aforizmalar. Aynadan çaktırmadan onun hayatını, evini, içini görüyorsunuz, hissediyorsunuz. Bu macerasever, çocuksu, optimist (miş gibi görünen), hayalperest, masal anlatıcısı ihtiyarın yazdığı kitabın her sayfasında farklı bir pencerenin önünde durup farklı bir dünyaya bakıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Okumanın lezzetine varıyorsunuz. Zaman zaman size abartılı naif başka bir dünyadan sesleniyormuş gibi görünse de böyle kuşku duyduğunuz için utanca kapılıyorsunuz. En azından ben böyle algıladım bazen.
Az bulunan yaşamsal bir iksir gibi damıtılmış değerli aforizmaları okurken şüphe duydum bazen... “Global kriz, savaşlar, çevre kirliliği, her türlü terör ve yozlaşmanın kaosunda neredeyse insanlıktan çıkmaya ramak kalmış günümüz insanına mı yazmış bunları yani?” diye sordum ukalaca... “Yoksa bizimle kafa mı buluyor?...” dedim bazı sayfalarda... Gerçekten bir Mesih’in el kitabı ise bu yanlış bir gezegene gelmiş olmalı diye düşündüm çoğu yerde... Ama bütününe baktığımda anladım ki Bach günümüz insanını çok iyi tanıyor ve ona bir yılkı atına yaklaşır gibi yaklaşmayı pek iyi biliyor. Onu ürkütmüyor, usulca ve yumuşakça yaklaşıyor, onu seviyor, güzel sözler fısıldıyor, şeker veriyor ve sakinleştirdikten sonra hikâyesini bir güzel anlatıveriyor.
“Bulutlar denize düşmekten korkmaz/ çünkü (a) zaten düşemezler/ ya da (b) düşseler de batmazlar./ Ama düşebileceklerine inanmakta özgürdürler/ ve isterlerse bundan korku da duyabilirler.” diye başlıyor “Aforizmalar.” Tam da bulutlardan süzülüp gelen bir Mesih’in (pilotun) dünyaya süzüldüğü yerden bakarak... Sonra “Tanrı gözlerinizin içine bakıp/ ‘Bu dünyada yaşadığın sürece mutlu olmanı emrediyorum’/ deseydi, ne yapardınız?” diye sorarak devam ediyor, ilerleyen sayfalarda. Yani pilotunuz, sizi bu kez büyülü sözcüklerden oluşan cenetten bir adaya götürüyor. Ve bence bu keyifli yolculuğu kaçırmayın.

BU KİTAPTAN ÇOK TWEET ATILACAK

- Herkes dünyaya kendine ait bir “Kişisel Gelecek Tasarlama Seti” ile gelmiştir. Ancak o seti nereye koyduğunu herkes hatırlayamaz.
- Hayat size hiçbir şey söylemez,
ancak her şeyi gösterir.
- Korktuğunuz her dönemeç korkunç bir cehennem
kılığına girmiş bir hava boşluğundan ibarettir.
- Sorunsuz bir gelecek mi istiyorsunuz? Sorun istemiyorsanız neden uzay-zamanda boy gösteriyorsunuz?
- Bu dünyanın gerçek olmadığını hatırlayın. Burası görüntülerden oluşan bir oyun alanı, siz de sahip olduğunuz bilgiyle gerçeğe benzer o görüntülerin üstesinden gelme pratiği yapıyorsunuz.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163