VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Aralık 2013 Cuma | Anasayfa > Haberler > Karanlıklar prensi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Karanlıklar prensi

Savaşların, sefaletin ayyuka çıktığı bir yüzyılın şahidi yazarımız, 1900 yılında doğmuş, 1998’de ölmüş. Amerikalı olmasına rağmen Fransa’da doğup büyümüş, ancak Güney Amerika’nın batıl, kötücül ve karanlık hikâyeleriyle beslenmiş.

Kötülük tutkuyla kardeştir. Suç da cezayla.Kurgu edebiyatın varoluşundan beri kötülük ve suç temalı yüzlerce kitap okumuşuzdur. Hem de kimlerden. Gerek klasik edebiyatın baş ucu eserlerinden gerekse de çağdaş romanın yeraltı koridorlarında gezen insanoğlunun varoluşunun karanlık dehlizlerini lime lime eden yazarlarından. Okuyucuyu her zaman cezbedense biz zavallı insan türünün bir türlü dizginlenemeyen, ahlakla, devletle, düzenle nizama gelmeyen başkaldırı, öfke, şiddet ve vahşeti barındıran naturamızın tuhaf cazibesi olduğu yadsınamaz. İyilik ve doğruluk önermelerinin toplumsal ahlakın ikiyüzlülüğü ile karşılaşınca kısa devre yapması kaçınılmazdır ve edebiyatçılar için konu alınacak muazzam bir nimettir. Elimizdeki tam da bu atmosferi yakalayan sürükleyici, kaygı verici ve yukardaki argümanları didik didik ederek okuyucusuna servis eden bir roman: “Leviathan”.

Julien Green 20. yüzyılın tamamında yaşamış bir yazar. 1900 yılında doğmuş ve milenyuma iki yıl kala 1998’de ölmüş. Savaşların, sefaletin, soykırımların, kötülük adına ne varsa artık ayyuka çıktığı bir yüzyılın şahidi yazarımız. 1. ve 2. Dünya Savaşları’na aktif olarak katılmış, ailesi Amerikalı olmasına rağmen Fransa’da doğup büyümüş, ancak Güney Amerika’nın batıl, kötücül ve karanlık karakterleri ve hikâyeleriyle beslenmiş bir yazar. Edebiyatındaki temel izlekleri de bu karanlığın içerdiği tüm materyalleri kapsıyor. Bizde pek bilinmeyen bir yazar olan Green aslında batı edebiyatında post-yeraltı tarzıyla Kafka’yla ve hatta Dostoyevski’yle kıyaslanmaktadır. Ancak Julien Green en basitinden Dostoyevski gibi suçun cezalandırılması veya kötülüğün er geç karşılığının bulunması önermesi ile değil, bu kötülüklerin nedenlerinin, maraza ve tekinsiz karakterlerinin insani taraflarının ve hatta ileri gidelim, neredeyse haklılıklarının peşine düşmüş bir yazar olarak dikkatleri çekiyor. Ve bu yönüyle de 1929’da, henüz 28 yaşındayken yazdığı bu roman son derece yenilikçi ve devrimci bir yeraltı suç romanı olarak parıldıyor.

KÖTÜCÜL KASABA
Adını Tevrat’ta geçen şeytanın isimlerinden biri olan “Leviathan”dan alan kitap Fransa’nın neredeyse gotik betimlenmiş rutin hayatı ve sıkıntılı karakterleriyle dolu küçük bir kasabasında geçiyor. Sıradan insanların birer caniye dönüşmesini sanki yaşadığımız hayatın doğal bir sonucuymuş gibi sunan yazar, evladından tiksinmeyi tutun da sübyancılığa kadar varan bir sürü marazayı anlattığı dünyayı sıradan ve sırdan çıkmış karanlık bir natürmort olarak resmetmiş. Ve bunu o kadar şahane yapmış ki, sayfaları çevirirken, betimlediği bu küçük kasabanın her sokağında, her kaldırımında, gergin ve huzursuz akşamlarında gezerken buluyorsunuz kendinizi. Ve tabii dışarıdan şirin, turistik bile görünebilecek bir coğrafyada keyifle salınırken, suratı parçalanmış âşık olunan genç kızlar, çamaşırhane ve lokantasını bir nevi randevuevine çevirmiş yaşlı kadınlar ve de birbirinden nefret eden burjuva evlerdeki karı kocalara kadar bir sürü bu dünyanın gerçekleriyle (kötülükleriyle) yüzleşiyorsunuz “Leviathan”da. Genel geçer ahlakı olan her toplumda direkt suçlanacak, taşlanacak ve tecrit edilecek suçların aslında nasıl en masum insanın içinde uyanmamış kötü huylu bir ur gibi sinsice beklediğini de düşünürken bulacaksınız ve kendinizden bir kez daha şüphe edeceksiniz. Yüzlerce yıldır kurgu edebiyatın beslendiği cinayet, işkence ve kötülük gibi insanın en temel ahlak dışı davranışlarının ahlaklı olanlarınkiyle kıyaslandığında nasıl bir iki yüzlülükle terazilerin kefeleriyle oynanıp hile yapıldığını bir kez daha düşünüp tartmak zorunda kalacaksınız.

İşte “Leviathan” erken yeraltı suç edebiyatının en sağlam kurgu öykülerinden birini sunuyor okuyucusuna. Zaman zaman ve hatta sık sık “Suç ve Ceza”yı anımsayacağınız karakterler ve olaylar, tıpkı Dostoyevski’nin Petersburg’unda olduğu gibi soğuk bir iklimde geçiyor. İnsana âşık olduğunda ya da suç işlediğinde basan ateş ya da titreme gibi, soğuk ve kar bir ceza gibi yağdırılıyor ulvi bir güçle hikâyenin üstüne. Asla açıkça yazmadığı ve betimlemediği tuhaf bir cinsel dünya da kitabın bir diğer sırrı. Küçük burjuvaların ahlaksızca ve umarsızca yaşadıkları cinselliğin, burjuvalardaki karşılığında gizlenmiş hardcore’la inceden inceye de dalga geçiyor Leviathan’da Julien Green. Bazen Poe’dan da esintiler taşıyan parizyen naiflikler ve ölçülü mizahıyla rahat bir okuma sağlıyor okuyucusuna yazar.

Burjuva bir aile olan Grosgeorge’ların sevimsiz küçük oğullarına ders veren, başarısız, evliliğinde mutsuz bir adam olan Gueret, parayla erkeklerle buluşan Angele adlı genç kıza tutulur. Hem de ne tutulma. Kendini bir türlü bu aşka layık göremeyen anti kahramanımız hem Angele’in hem kendinin hem de kendine değip geçtiği tüm insanların hayatını kabusa çevirecektir. Tamamen insani zaaflarının şeffaflaştığı bir kopuş noktası yaşayan kahramanımız içindeki bastırılmış, rutine binmiş ve toplumun ona dayattığı bütün kalıpları kırmak adına yanlış bir yol seçip çok büyük suçlar işlemeye başlar. Onun yarattığı vahşet kasabadaki herkesin kendini sorgulamasına, silkinmesine, korkmasına ve düzeninin bozulmasına yol açar. Gueret aslında bir nevi herkestir. Evinden mutsuzdur, eşinden mutsuzdur, işinden mutsuzdur ama en önemlisi kendinden mutsuzdur. Ve tüm sıradan insanlar gibi bunu kabul edip sıradan hayatını yaşamak yerine tüm bunlara sırt çevirir ve bir nevi bu başkaldırısının cezasını trajediye dönen bir hayatla öder.

SÜRPRİZ BİR KİTAP
Sinemacısından ressamına dünya sanatını etkilemiş bohemlerin yatağı olan 19. yy sonu, 20. yy başı Paris’inin havasından nasibini almış bir yazar Julien Green. Bu dönemde ortaya çıkan her türlü klasik dışı disiplinden etkilendiği görülmekte. Ancak köklerinin bulunduğu Amerika’nın ruhundan da kopmadığı çok açık. Fransızca yazan edebiyatçının İngilizce kaleme aldığı tek romansa 1942’de yazdığı “Memories of Happy Days”. Everest Yayınları’ndan çıkan Leviathan’ın çevirisi Işın Gürbüz’e ait. Kitap, daha önce “Yeryüzünde Bir Yolcu” adıyla yayınlanmıştı. Ancak internette araştırırken bulduğum ilginç bir Julien Green kitabı daha var. Bulabilirsem hemen okumak isteyeceğim bir kitap: 1964 yılında M.E.B. tarafından yayınlanmış ve Sabiha Rıfat tarafından çevrilmiş “Adrienne Mesurat”.
Sözün özü “Leviathan”, yeni yıla girerken hediye gibi bir sürpriz oldu. Karlı ve kasvetli havalara döndüğümüz şu günlerde atmosfere en yakışan işlerden biri “Leviathan”. Hele hele nitelikli klasik cinayet romanı okumak isteyenler için bire bir.


Kitabı almak için tıklayınız



Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163