VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Kasım 2016 Cuma | Anasayfa > Haberler > Karanlıktan çıkabilmek için yüzleşmeliyiz
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Karanlıktan çıkabilmek için yüzleşmeliyiz

Yekta Kopan on iki öyküden oluşan yeni kitabı “Sakın Oraya Gitme” için “Öykülerimin temel varlık nedeni, unutmanın karanlık konforuna sığınmayın, hatırlayın ve yüzleşin diyebilmek” diyor.

İPEK CEYLAN ÜNALAN



Kitabınızın ismine de ilham kaynağı olan ilk öykü, Alzheimer’a yakalanan annenize dair. O öyküde “Sen hafızanı kaybettin, ben çocukluğumu anne” diye insanın bam telini titreten bir cümleniz var. Nasıl ortaya çıktı bu öykü, ilk öykü tamamen sizin hayatınızdan bir kesit diyebilir miyiz?
Aslında kitabın adı bu öyküdeki vurgusundan daha öte bir duyguyla ortaya çıktı. “Sakın oraya gitme” cümlesi son yıllarda gündelik hayatımıza sızan bir cümle. Kimi koruma içgüdüsüyle, kimi yasaklama dürtüsüyle kullanıyor bu cümleyi. Ama hep gidilmemesi gereken yerlerden, paylaşılmaması gereken duygulardan, yazılmaması gereken yazılardan söz ediliyor. Zamanında Füsun Akatlı “Kültürsüzlüğümüzün Kışı” demişti. Şimdi olsa, bu tanımlamasına bir de “Özgürlüğümüzün Kışı” tanımını eklerdi belki. İlk öyküdeki vurgu, hafızanın kaybolduğu bir noktayla ilgili. Çocukluğumuz anne-babalarınızın anlattıklarından oluşur. Hatırlamamızın olanaksız olduğu anılar, onların anlatımıyla kişisel tarihimizi oluşturur. Onların hafızaları silindiğinde, biz de çocukluğumuzu yitirmiş oluruz bir anlamda. Haklısınız, kişisel hikâyemde de böyle bir durum var. Ama hep söylediğimi, bu öykü için de söyleyeceğim: Kurmaca bir metin var karşımızda. Hayatımdan izdüşümler olan kurmaca bir metin.
Figüran olmayı kabul etmemeliyiz

“Sakın Oraya Gitme”de kıyısından köşesinden bize de bir şekilde etki eden ya da çevremizde rastlayabileceğimiz hayatları işliyorsunuz. Metnin oluşum sürecinden söz edecek olursak nasıl örüldü bu on iki hikâye?
Öykülerin kimileri yıllar içinde yazıldı. Kimileri daha yakın zamanda, bu kitap bütünü oluşurken kaleme alındı. Ama hepsi, benzer meselelerin çevresinde örüldü. Son yıllar tanıdığımız-tanımadığımız insanların kayıplarıyla ve bu kayıpları unutturmak isteyen bir evrende geçti. Toplumsal olarak şiddetli bir hafıza yitimi yaşıyoruz. Hatta yaşadığımız acılara dayanabilmek için, neredeyse razıyız bu unutma haline. Edebiyat ve tüm sanatlar, hem toplumsal hem de bireysel belleği uyanık tutabilmemiz, hafızanın koridorlarına gömmeye çalıştıklarımızla yüzleşebilmemiz için sorular sorar. Bu kitaptaki öykülerin de temel varlık nedeni, okurlarına sorular sorabilmek. Onlara “Sakın unutmanın karanlık konforuna sığınmayın, hatırlayın ve yüzleşin!” diyebilmek. Yeniden umut dolu olabilmek için öncelikle hatırlamamız ve yüzleşmemiz gerektiğine inanıyorum çünkü.

“Sakın Oraya Gitme”de her şeye rağmen geleceğe umutla bakan bir anlatım görüyoruz. Yaşanan talihsizliklere karşı yılmayış, geleceğe karşı umut... Ruh halinizin yansımalarından izler var mı öykülerinizde?
Talihe, kadere, kısmete inanmam pek. Yaşadıklarımıza talihsizlik değil, dünyayı paylaşmaya çalışan egemen güçlerin rezil oyunları diyebilirim ancak. Üstelik oyuncularını bildiğimiz, kurallarını ezberlediğimiz oyunlar bunlar. Dün de oynandılar, yarın da oynanacaklar. İnsanlığın, bu kadar ‘farkında’ olduğu bir oyunun piyonu olmayacağına inanıyorum hâlâ. Savaşlar, iktidar kavgaları, ötekileştirme, ırkçılık ve hırs dolu oyun kurucuların hikâyesinde figüran olmayı kabul etmeyeceğimize inanıyorum. Bu vahşet cangılında ayakta kalabilmek için ilk adımı atmaya cesaretimiz olmalı. O ilk adımın adı da “umut”.

Herkes ikiyüzlülüğün farkında

Kitapta bir evladın annesinin Alzheimer’a yakalanması sonucu yaşadığı duygusal travmayı da anlatıyorsunuz, kitaplar nedeniyle hapse atılan gencin hikâyesini de, bir diktatörün amansız güç sarhoşluğunu da… Kitapta yer alan öyküler için aile, iktidar, toplum, birey, anne-baba-evlat olmak veya olamamakla birer yüzleşme denilebilir mi?

Genel olarak yüzleşme demek doğru olacaktır. En azından bu kitabı yazarken temel meselelerimden biri bu oldu. Az önce sözünü ettiğimiz karanlıktan çıkabilmek için yüzleşmeli ve hesaplaşmalıyız. Bu ‘karanlık’ aynadaki yansımamızı görmemize de engel oluyor. Kendimizi görmeden bir sonraki güne uyanmak işimize geliyor. Hesaplaşmaktan kaçmanın yolunu ikiyüzlülükte buluyoruz. Üstelik hepimiz, daha doğrusu birazcık vicdanı olan herkes, bu ikiyüzlülüğün de farkında. Giderek bağımlısı haline geliyoruz bu ikiyüzlü yaşamın. Küçük çıkarlarımız karşılık buldukça, bir günü daha “yaşandı, bitti” hanesine yazınca mutlu oluyoruz. Bizden uzakta olduğu için görmezden gelebileceğimize inandığımız dertler, kapımızı çaldığında bile ikiyüzlü davranabiliyoruz. “Ben yapmadım, onlar yaptı” bahanesine sığınıyoruz. Oysa biliyoruz ki, insanlık tarihi yüzleşmeyi başarabilenlerin hikâyeleriyle yazılıyor.

Peşinde koştuğunuz bir hikâye var mı, henüz yazmadığınız ve yazmayı düşlediğiniz?
Henüz yazmadığım, yazmayı istediğim pek çok öykü var. Yazabilir miyim, ömrüm ya da kalemimin gücü yeter mi bilmiyorum. Ama yayımlansın ya da yayımlanmasın, yazmaktan vazgeçmeyeceğimi biliyorum. Bu dünyayı anlayabilmek ve anladığım kadarını da anlatabilmek için yazıyorum çünkü.


Samimi olmaya çalışıyorum

“Yazarken sadece samimi olmaya çalışıyorum. Seçtiğim konulara, kullandığım dile, kurgu yapıma aynı samimiyetle yaklaşmak istiyorum. Karakterlerimin hepsine eşit mesafede durmak, hepsine göz seviyesinden bakmak, hepsini anlamak istiyorum. Karakterlerimi içine yerleştirdiğim olay örgüsünün heyecanına kapılmadan, anlamaya çalışarak ilerlemek istiyorum. Bunlar, yapmaya çalıştıklarım. Ama daha ötesi için ben bir şey diyemem. Öykücülüğümü tanımlamak gerekirse, bunu iki değişken belirleyecektir: Okurlar ve zaman.”


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163