VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Eylül 2013 Cuma | Anasayfa > Haberler > Karantina günlerimde aşk
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Karantina günlerimde aşk

Kral hastalık suçiçeği sayesinde Ray Bradbury’yi yakından tanıdım, fantastik edebiyatın büyülü dünyasında nice gezintiye çıktım.

Özlem Akalan


Suçiçeği geçirdiniz mi? “Hatırlamıyorum” diyorsanız geçirmemişsiniz demektir. Çünkü suçiçeği öyle kolay kolay unutulacak bir hastalık değildir. Benim gibi otuzlu yaşlarda suçiçeği olduysanız bu hastalık daha da unutulmazdır! Bulaşıcı hastalıkların kralıdır bence suçiçeği. Çünkü sadece kaşındığınız için iki hafta raporlusunuzdur!
























Üç ay kadar önce yine VatanKitap için yazdığım bir yazıda vebanın en edebi hastalık olduğunu iddia etmiş ve uzun uzun yazmıştım. Albert Camus’nun “Veba”sı; Rita Monaldi - Francesco Sorti çiftinin, “Imprimatur” romanı; Connie Williams’ın “Kıyamet Kitabı” ve elbette şu sıralar en çok konuşulan romanlardan olan Dan Brown’un “Cehennnem”i. Hepsinde veba başrolde.
Fantezi edebiyatına giden kapıları bana açtığı için, kendi “okuma tarihim” adına suçiçeği de benim en edebi hastalığım.

İki hafta eve kapanınca, birkaç günlük avareliğin sonunda kütüphaneyi karıştırmaya başladım. “Fahrenheit 451”ini okuduktan sonra hayran kaldığım ve bir Amerika gezisi sonrası kütüphane raflarıma dizip öylece bıraktığım Ray Bradbury’nin öykü kitaplarından birine gitti elim; “Bradbury - Classic Stories 1”. Sayfaları çevirip ilk öyküyü okumaya başladım: “Fog Horn - Sis Düdüğü”. Sekiz sayfalık, kısacık gibi “görünen”, çok “büyük” bir öyküydü bu.

Bir deniz feneri vardır bu hikâyede. Sisli gecelerde kırmızı-beyaz yanıp sönen ışıklarına geceyi yırtan sis düdüğünün eşlik ettiği. Her kasım ayında, yılın en sisli günlerinde bir ziyaretçisi olur deniz fenerinin. Okyanusun kilometrelerce derinliklerinden, bir ada gibi büyük cüssesi ve metrelerce uzunluktaki boynuyla denizden süzülerek çıkan, milyon yaşında bir dinozor. Tüm dostlarını yitirmiş, tek başına, kötülüklerden uzakta denizin derinlerinin derinlerinde yaşayan. Sis düdükleri onu çağırır. Karşılıklı konuşurlar; düdük çalar, yaratık cevap verir. Düdük çalar, yaratık cevap verir. Umutsuzca ve umutla ve elbette büyük bir özlem ve aşkla.

Hikâyenin ardından kitabı kapattım; takip eden öyküye geçmem uzun zaman aldı. Ateşim çıktığını, halüsinasyon gördüğümü, aslında böyle bir öykü okumuş olamayacağımı düşündüm önce. “Acaba her şeyi yanlış mı anladım” dedim sonra. Bir kez daha okudum; gözümde her anı canlandırarak. Deniz feneri oradaydı işte! Dinozor da! Üstelik ben de öykünün içine girmiş, onlarla birlikte içimden haykırıyordum umutsuzca ve umutla.

Bu, o kadar absürt ama aynı anda o kadar da gerçek bir öyküdür ki! Faunusunda yaşayıp türdeşlerini arayan, yitirdiklerine ağlayan ne çok kişiyizdir dünya üzerinde. Acılarımız ortaktır. Yazarının da dediği gibi “Tıpkı sis düdüğünün, onu duyan herkese sonsuzluğun hüznünü ve hayatın kısalığını hatırlatması gibi.”

“Sis Düdüğü”nün ardından, diğer öykülerine geldi sıra Bradbury’nin. Her birinin ardından derin bir iç çekip, okuduklarımı tekrar tekrar canlandırdım gözümde.

Her fotoğraf karesindeki gülen gözleri ve tombik vücuduyla, dâhi yazar Ray Bradbury’ye “Sis Düdüğü” öyküsüyle âşık oldum. Bir kızın, babasına duyduğu aşkla bağlandım ona. Her kitabına sahip olmak, her öyküsünü ezbere tekrarlamak istedim. Hayal dünyamı genişletsin, bana yol göstersin istedim. On beş gün boyunca onunla yatıp onunla kalktım, hayalimde karşılıklı oturup öykülerini tartıştık.

“Benim babam Edgar Allen Poe” der Bradbury her fırsatta. Sonra da ekler; “Yıllar geçtikçe başka babalarım da oldu: L. Frank Baum, H. G. Wells, Jules Verne. Annelerim de öyle: Emily Dickinson, Willa Cather ve Eudora Welty. Ve bir de ebelerim: Shakespeare ve İncil.”

Biz de onun ve daha pek çok yazarın çocuklarıyız aslında. Bradbury sayesinde ben de H. G. Wells, Neil Gaiman, Kurt Vonnegut, Robert Jordan, Frank Herbert, Margaret Atwood ve daha niceleriyle tanıştım. Jules Verne’i, Poe’yu tekrar tekrar okudum. Babil Kitaplığı serisini eksiksiz tamamladım.

Ray Bradbury’yi dev bir ağaç gibi hayal ediyorum şimdi; kökleri toprağın en derinine inen. Her bir dalı farklı bir yazara uzanıyor; her bir yaprağı bir başka okur; bir başka çocuğu.
Kral hastalık suçiçeği sayesinde Ray Bradbury’yi yakından tanıdım, fantastik edebiyatın büyülü dünyasında nice gezintiye çıktım.

Aradan geçen yıllardan sonra, bugün bile yeni bir fantastik romana başlarken, Ray Bradbury’nin “Sis Düdüğü”nü okurum önce. Yitip gidenleri, belki de hiç kavuşulamayacak olanları tekrar hatırlayarak. İçimde bir kasım akşamı hüznü ama kitabı elime aldığımda keşfedeceğim güzelliklerin umuduyla.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163