VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Kasım 2017 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Karma olmadan dharma!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Karma olmadan dharma!

Bilimkurgu edebiyatının ustaları arasında gösterilen Ursula K. Le Guin’in ödüllü kitabı “Anlatış”, ABD’li yazarın çoğu eserinde olduğu gibi ötekilik ve iletişim gibi temalara eğilerek önyargılarımıza ayna tutuyor.

OYLUM YILMAZ




Bilinmeyen bir geçmişte ya da gelecekte, muhtemelen zamanımızdan yüz bin yıllar önce Hain adlı bir gezegenin insanları, içinde bizim dünyamızın da olduğu onlarca gezegeni kolonize ederler. Söz konusu gezegenlerde yaşayanlar, bazıları genetik mühendislik ürünü olmakla beraber çoğunlukla birbirleriyle iletişim kurabilen, çiftleşebilen insansı türlerdir. Seksen küsur gezegenden oluşan bu birliğe Ekumen adı verilir. Ancak Hainliler’in kurduğu bu birlik gün gelir dağılır. Ve Ekumen’e bağlı gezegenler, tıpkı bizim dünyamızda da olduğu gibi, başka dünyalarda kendilerine benzeyen canlılar olduğunu sonsuza kadar unuturlar. Ta ki Ursula K. Le Guin adında dünyalı bir yazar gelip de bize hatırlatıncaya kadar!

Ursula K. Le Guin’in “Hain Döngüsü” adı verilen serisinin Ekumen kitapları işte bu unutuş ve hatırlayış üzerine kuruludur temelde. Ancak Hain Döngüsüne tam olarak seri dememiz de mümkün değildir, yazar birbirini kurgusal, zamansal ve mekânsal olarak takip etmeyen kitaplar yazarak bazı soruların ve temaların etrafında bir seri oluşturmuştur aslında: “Farklı gezegenlerde, farklı zamanlarda yaşayan insanlar birbirleriyle nasıl ilişkiler kurup nasıl iletişime geçerlerdi? Gerçek bir anarşist ütopya nasıl gerçekleşebilirdi? Cinsiyetsiz bir dünya, cinsiyetsiz bir insan nasıl olurdu? Peki toplumsal cinsiyetin hükmü altında yaşayan biz, cinsiyetsiz ya da çift cinsiyetli bir dünyaya gitseydik neler yaşardık?” gibi sorular ve anarşizm, feminizm, içinde tanrı olmayan din düşüncesi gibi çeşitli temalar Hain Döngüsü içinde yazılan kitapların temel izleklerini oluştururlar. Bu döngü içinde yer alan her bir kitap başlı başına bir bilimkurgu başyapıtıdır.

Ekolojik bir felaket
“Karanlığın Sol Eli”, “Yanılsamalar Şehri”, “Sürgün Gezegeni”, “Dünyaya Orman Denir”, “Racannon’un Dünyası”, “Ekumen” kitaplarının dilimize çevrilen örnekleri. Ve şimdi hem bu kitapların sonuncusu, hem bu uzun girişin sebebi hem de Le Guin’in yazdığı son bilimkurgu eseri olan “Anlatış”la nihayet baş başayız.

“Anlatış” için, ömrünü “Başka bir dünya nasıl mümkün olur?” sorusuna yanıt niteliğinde kitaplar yazarak geçiren büyük bir yazarın, hem düşünsel hem edebi olarak ulaştığı son noktalardan biri, diyebilirim. Hikâyemiz, ekolojik bir felaketin ardından bilimden ve akıldan kopup dine saplanmış olan Dünya gezegeninden Hain’e gözlemci olarak gelen Sutty’nin macerasına odaklanıyor. Bir dilbilimci olarak Ekumen’in isteği üzerine bu gezegene gönderilen Sutty’yi gezegenler arası seyahatin cilvelerinden biri olan zaman sıçraması nedeniyle Dünya’nın tam tersi bir ortam bekliyor. Kendini dini düşünce kapatmış, teknolojik bir şirket tarafından yönetilen bir gezegen! Peki bu iki dünya gerçekten de farklı mıdır? Sutty zaman geçtikçe din ya da bilim adına yasaklanan her türlü yönelimin nihayetinde aynı yerde birleştiğini fark edecektir: İnsan zihninin özgürlüğü!

Sonsuzluk sürekliliktir
Özgürlüğün yitimi üzerine iktidarını kuran bu uzak gezegende kapılar bir bir Sutty’nin yüzüne kapanmakta, kitapların yasaklı olması da onun uzmanlık alanını giderek devre dışı bırakmaktayken Ekumen kendisine Şirket’ten bağımsız özel bir görev verir. Sutty gezegenin taşra bölgelerine giderek Şirket’in dokunamadığı yerlerdeki bir takım geleneksel kültürleri ve inançları araştıracaktır. Umutsuzlukla başladığı bu görev onu yavaş yavaş yeniden çok sevdiği işine ve insanlara bağlarken o güne kadar hiç karşılaşmadığı bir düşünce sisteminin de içine çeker. Tam burada Ursula K. Le Guin’in de bilimkurgu çerçevesinde ele aldığı düşünce sisteminin doruk noktasını okumaya başlarız: “Onların nezdinde yaratıcı değil, yaratılışın kendisidir önem taşıyan. Kullarını mükâfatlandıracak ya da cezalandıracak, haksızlığı haklı çıkaracak, gaddarlığı emretmekle kalmayıp üstüne bir de takdir edecek, tebaasına kurtuluş yolu sunacak edebi bir baba figürüne rastlanmaz. Sonsuzluk onların gözünde bir son nokta değil, bir sürekliliktir. Maddesellik ya da ruhsallık arasındaki temel ayrım, iki ayrı şeyin tekmiş gibi algılanabilmesi veya bir şeyin iki farklı görünüş taşıyabilmesi kadardır. Doğal olan ile doğaüstü olan arasında herhangi bir hiyerarşi yoktur. Karanlık/Aydınlık, Kötü/İyi veya Beden/Ruh gibisinden ikilemeler yoktur. Ölümden sonraki yaşam, yeniden doğma, bedenden ayrılmış ölümsüz ruh ya da yeniden dünyaya dönmüş ruh gibi kavramlar yoktur. Cennet ve cehennem yoktur. Doğru eylemin amacı kendisidir. Karma olmadan dharma.”

Sutty Şirket tarafından yasaklanan bu dinin, zamanla, bir din olmadığını anlar, felsefe kelimesi de aynı şekilde yersiz kalacaktır onun yanında. Bunun üzerine bir süre Büyük Sistem der ona. Sonraları Orman der, bir süre geçince Dağ adının daha uygun olduğunu düşünür hatta. Nihayetinde verdiği isim ise Anlatış olur. Çünkü bu düşüncenin aktarıldığı kimselerin ona inanması değil sadece dinlemesi beklenirdi… Anlatış, kutsallık derecesinde yüksekti ama kutsallık içermiyordu, sınıfsızdı kesinlikle, maddi değerlerle, zenginlik ve yoksullukla ilgilenmiyordu. Hiçbir kurala tabi değildi. Ve en önemlisi “ötekilik” kavramını tanımıyordu.
Sutty’nin yolu din tanımayan teröristler ile tapınmadan duramayan teröristler arasındaki iki mutlak dünyaya verilen alternatif bir cevaba çıkar: Hikâye anlatıcılığı… Ve hikâyenin okuru götürdüğü yer olan, dilden dile yayılan zihinsel özgürlük ve yaratıcılık Ursula K. Le Guin’in bize, dünyanın çıkışsızlığına dair verdiği edebi bir cevaba dönüşür.

Kısacası “Anlatış”ı okumadan olmaz, okuyunuz…



Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam