VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
10 Nisan 2011 Pazar | Anasayfa > Haberler > Kaybedenler edebiyatı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kaybedenler edebiyatı

Kadıköy sokaklarında yürüdüğünüzde duvarlardaki stencillerde şöyle yazar: “Altıkırkbeş Yayınları / Şehrin Kötü Çocuklarına...” Geçtiğimiz günlerde oldukça büyük tantanalarla gösterime giren “Kaybedenler Kulübü”ne de ilham veren Kaan Çaydamlı ve tayfasının marifeti olan 6.45’in “Bahama Kuşkusu” adlı yeni kitap serisinin filmle aynı anda çıkması belli ki tesadüf... Ya da değil... Ya da böyle bir reklamla çıkılsın istenmiş. Ne olur ki? Onları sevenlerin, okuyucularının, takip edenlerin birçoğu, yeraltının çıkış mazgallarının magazin koridorlarına bağlanmasından rahatsız. Olsun! Ne olur ki! Bunların hiçbiri 6.45 edebiyatının değerini kaybettirmez gibi görünüyor. Çünkü edebiyat hep kaybedenleri sever.

Levent Tülek

Mahallenizde bazı tipler vardır. Gariptirler. Çoğunlukla garipsenirler ama merak edilirler. Daha çok çocuklar ve gençler sever onları. Bir kavga çıktığında abiniz ve babanızdan önce sizi dövenlere ilk dalacaklar onlardır. Karanlıktırlar. Tekinsiz ama eğlencelidirler. Eğlenceleri de tehliklelidir. Gergindirler. Her an saldırabilirler. Onların silahı farklıdır. Onların silahı radyodur, şiirdir, kurgudur. Sesleri, yazıları vardır ama kendileri görünmezdir. Yer altı, kayıp, karşı, beat, anarşist, avant-garde vs. ne derseniz deyin onlar sizin onları böyle yaftalamanızdan da rahatsız olacaklar ve yapacakları ani manevralarla o yaftaları münasip bir çöpe yollayacaklardır.

Onlar Kadıköy’ün çocuklarıdır. Kadıköy’ün sokaklarını yazılarıyla kurtarmışlardır. Onların TAZ’ı (Temprorary Autonomous Zone) Anadolu yakasının bu dingin, memur, sakin yeridir. Kadıköy sokaklarında yürüdüğünüzde duvarlardaki stencillerde şöyle yazar: “Altıkırkbeş Yayınları / Şehrin Kötü Çocuklarına”

Ben pek kötü bir çocuk sayılmam onlar için. Hatta onlardan çok farklıyım. Ancak 70’lerden beri Anadolu yakasında ve Kadıköy’de yaşayan bir kitapsever olarak onları fark etmem Boris Vian yayınlamaları ile oldu. Gençliğimin bayrak kitaplarından “Pekin’de Sonbahar” 6.45’te yayınlandıktan sonra edebiyata ilgi duyan herkes gibi ben de onların sıkı bir takipçisi oldum.

Onlar gibi bir okur olmaya başladım. Kitaplarına bir fan gibi yaklaşmadım, mesafeli durdum. Aynı tekinsizliği ben de yaşadım. Yayınların bazıları beni rahatsız etti, bazılarını sevmedim, kimilerinin çevirilerinden bunaldım bazen başlamadan bir kenara fırlattım. Ama tuhaf bir şekilde Kadıköy Çarşı’daki kitapçıları gezerken yeni bir 6.45 var mı diye bakmadan, kaşınmadan alamadım kendimi.

Çok aralıklı ve düzensiz yayınlarla zaman zaman uzaklaştılar okuyucudan ama birden bir kitap patlatıp tekrar karıştırdılar ortalığı. Manifestolarında hep karanlık, gece, ölüm ve uçurumların kenarları vardı. Onları bilenler için bu gayet normaldi. Çünkü onlar radyoda gece konuşup, Kadife Sokak barlarında gece dolaşıp, geçe içip, gece yaşayıp, gece yazdılar... geceyazdılar. Kimseye yaranamadılar, kimse de onlardan vazgeçmedi. Kadıköy artık Osmanlılar’dan beri ikametgahında bulundurduğu, aydınların, sanatçıların, yazarların, düşünürlerin yanında aynı uğraşılarda bulunan ama hiç de haleflerine benzemeyen, bu garip adamlarla da anılmaya başlandı.

KADIKÖY’ÜN YENİ JENERASYON EDEBİYATÇILARI

6.45 ekibinin yeni dizisi “(bu ne perhiz bu ne) BAHAMA KUŞKUSU”nun ilk dört kitabı elime geldi ve ben bir solukta okuyup bitirdim hiç de yabancısı olmadığım bu adamların yazılarını. Bu serinin 002 no’lu kitabı, Kaan Çaydamlı’nın “KTN: Kişisel Toplantı Notları”, Çaydamlı’nın aynı zamanda kurucusu ve halen yayıncısı olduğu 6.45 kitaplarına yazdığı bir nevi ön sözlerin (pek önsöz de denemez aslında, küçük birer deneme niteliğindeki düzyazılar) restorasyondan geçmiş hali aslında. Kaan Çaydamlı’nın kendine özgü yalın ama sert, iğneleyici ama kanatıcı, sessiz ama brütal metinlerinden oluşuyor bu kitap. Bir diğer kitap ise “Veronica Pompa İstiyor-Bir Kadıköy Western’i” başlıklı Mehmet Ada Öztekin’in romanı. Kadıköy ‘underground’unun, tüm bu yayınevinin dili ve ruhuyla bütünleşmiş özetini geçmiş adeta Öztekin. Türkiye’de 80 sonrası gelişen yeraltı edebiyatının en sıkı metinlerinden biri olmuş kitap. Şenol Erdoğan’ın “Füg: İntihar Notları” ise yine karanlıkta çarpıştığınız kör adam gibi. O karanlığı görüyor ve size anlatıyor. Üstelik “Füg”de Kaan Çaydamlı’nın metni bütünleyen hatta ona yol veren fotoğrafları da övgüye değer.

Beni en çok etkileyen kitapsa serinin 004 no’lu kitabı “Gregor” oldu. Devrim Altıkulaç’ın yazdığı şiirsel metinler uzun zamandır okuduğum en parlak işlerden. Hadi onların dilinden söyleyeyim: Yağ gibi akan, kaymak gibi okunan, kan gibi fışkıran ve kapı aralığında durup karanlığın içinde bir gergedanın gözlerinden akan yaşların parıltısı kadar hüzünlü ve parlak bir kitap “Gregor.” Seri sağlam ancak “Gregor”, dilinin sağlamlığı, anlatım gücü ve imge lezzetiyle dimağımızda enfes bir tat bırakıyor.


İstanbul’un Anadolu yakası, sakinliği ve Avrupa yakasına göre daha düzenli haliyle yazan-çizen, üreten insanlar için adeta bir liman. Bahariye’de Melih Cevdet’le karşılaştığım, bir zamanların Vagon Kıraathanesinde Fazıl Hüsnü’yle tavla oynadığım, Hatay Restaurant’ta Turgay’ların (Kantürk) masasındaki Cemal Süreya’ya hayran baktığım, vapurunda Haldun Taner’le sahanlıkta karşılaştığım, Mühürdar’da Arif Damar’la “Pelinsu” muhabbeti yaptığım Kadıköy şimdi yeni jenerasyonun edebiyatçılarına, ressamlarına, müzisyenlerine, sinemacılarına ve tiyatrocularına mekan olmakta. Yıllar önce düşündüğüm ancak tembellikten ertelediğim bir yazıyı bir gazete köşe yazarı yazdı çok benzer haliyle. Tam anımsamıyorum onun yazdıklarını ancak benimki şöyleydi: Biz Karşı’ya ‘Karşı’ deriz Anadolu yakasında oturanlar. Oysa bilmeyiz biz de onlara karşıyızdır.

Geçtiğimiz günlerde oldukça büyük tantanalarla gösterime giren “Kaybedenler Kulübü”ne de ilham veren Kaan Çaydamlı ve tayfasının marifeti olan 6.45’in yeni serisinin filmle aynı anda çıkması belli ki tesadüf... Ya da değil... Ya da böyle bir reklamla çıkılsın istenmiş. Ne olur ki? Onları sevenlerin, okuyucularının, takip edenlerin bir çoğu, yeraltının çıkış mazgallarının magazin koridorlarına bağlanmasından rahatsız. Olsun! Ne olur ki! Bunların hiç biri 6.45 edebiyatının değerini kaybettirmez gibi görünüyor. Çünkü edebiyat hep kaybedenleri sever. Dostoyevski’nin kumarda kaybettiklerinin acısını Kaan’lar çıkarsınlar. Ne olur ki? Sonuçta yine Kadıköy’de ezecekler kazandıklarını. Kazandıkları onları hep rahatsız edecek. Bar açacaklar, tiyatro kuracaklar, yayınevini taşıyacaklar. Sonuçta kaybetmek için önce kazanmak lazım. Ve edebiyat lazım.

Paylaş