VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
12 Kasım 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Kaybettiğinize aldırmadım çoğunluk seçime katılmış asıl başarı bu
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kaybettiğinize aldırmadım çoğunluk seçime katılmış asıl başarı bu

Can Dündar, yeni kitabı ""Canım Erdal""ım-Sevgili Babacığım""da İsmet ve Erdal İnönü""nün mektuplarını topladı. Mektuplar demokrasiye geçişin belgeleri niteliğinde.

ALtan Öymen

Erdal İnönü: Bir haberde seçimlerin gayet muntazam geçtiğini, büyük bir çokluğun seçimlere katıldığını okudum, çok sevindim. Asıl başarı bu. Netice itibariyle memleketimizde demokrasi olduğunu dünyaya ispat edecek kesin olay, düzgün, hadisesiz bir iktidar partisi değişmesi geçirmekti. Bunu yapabilirsek, bu seçimlerin hakikatte en büyük zaferimizi ilan ettiği anlaşılacak. Gerisinin
ne ehemmiyeti var, canınız sağ olsun.


İsmet İnönü: Ne kadar iyi yürekli, filozofik ve ahlaklı yazıyorsun. Teşekkür ederim. Seninle bir daha iftihar ettim. Seçimi fena nispette kaybettik. 69 yer alıyoruz (487) içinde. Amma bu systeme majoritaire’in (çoğunluk sistemi) en aksi tecellisidir. Oya iştirak edenlerin yüzde 40’ını almış bulunuyoruz. Niçin kaybettik? İnsaflı, insafsız binbir sebebi var. Fakat en başta geleni değişiklik arzusudur.




Can Dündar adı, bana Türkçemizdeki “10 parmağında 10 marifet” deyişini hatırlatır. Gazetecilik, dergicilik, televizyonculuk, belgeselcilik, moderatörlük, metin yazarlığı, köşe yazarlığı, kitap yazarlığı... Medya alanında akla hangi alanlar gelirse, hepsinde çalışmış ve hepsinde başarılı sonuçlar almıştır.
Bu defa kitaplığımıza gene çok önemli bir eser kazandırdı. Yakın siyasi tarihimizin bir bölümünün aydınlanmasına yeni ışık tutan bir belgesel... 1947 ile 1952 arasında “iki İnönü” arasındaki “mektuplaşma”ları yansıtan ve değerlendiren bir çalışma...
İnönü’lerden biri, İsmet İnönü... Halk arasındaki adıyla İsmet Paşa... Mesleği askerlik. Balkan Savaşları’ndan başlayan Kurtuluş Savaşı’yla biten “10 yıllık savaş” döneminin tüm savaşlarına katılmış.
Savaştan sonra Cumhuriyet’in kurucu kadrosunda görev aldıktan sonra 13 yıla yakın başbakanlık yapıyor. Atatürk’ün vefatından sonra ise hep sivil görevler üstlenmiş. Dışişleri Bakanı olmuş. Lozan Antlaşması’nı imzalamış.
1938’den 1950’ye kadarki döneminde Atatürk’ün halefi, 12 yıl süreyle, Cumhurbaşkanımız... 1945’te çok partili süreci, o görevindeyken başlatıyor. 1950’deki demokratik seçimde iktidarı kaybedip muhalefet partisi liderliğine başlıyor. 1973’teki ölümüne kadar siyaset hayatımıza katkılarını sürdürüyor.
Dündar’ın kitabındaki “İkinci İnönü”, oğlu Erdal İnönü... Babasının cumhurbaşkanlığı sırasında, lise öğrenimini Ankara’da Gazi Lisesi’nde, yükseköğrenimini Fen Fakültesi’nde tamamlıyor. 1947’de Amerika’da doktora yapmaya gidiyor. Ve baba-oğul arasındaki mektuplaşmalar başlıyor.
İKİ İNÖNÜ, İKİ GÖREV
Can Dündar o mektupları, Erdal İnönü hayattayken, onunla yaptığı söyleşilerde öğrenmiş. Yayımlamak için izin almış. Daha sonra da, İnönü Vakfı’nın belgeleri arasından derlemiş. Dönemin siyasi gelişmelerini özetleyen notlarla sıraya koymuş, değerlendirmiş.
Okurken, biri Türkiye’nin yüksek devlet makamlarında görevli olan, öteki de gelecekte görev alacak olan iki İnönü’nün özelliklerinin örneklerini görüyorsunuz.
Şu anlaşılıyor: İkisinin de dikkatleri, o sırada üstlendikleri işlerle ilgili konular üzerinde yoğunlaşmış. Birbirlerine hal hatır sorarken de bir empati havası içinde- o konulara öncelik veriyorlar.
Oğul İnönü, babasının görev alanıyla ilgili olarak yurtdışındaki gelişmeleri anlatıyor. Türkiye’nin siyasi durumu üzerinde yabancı basında izleyebildiği yayınlardan söz ediyor.
Baba İnönü de oğluna, gerek öğrenim hayatı, gerekse mali durumuyla ilgili sorular soruyor. O arada baba İnönü’nün hesap-kitap konularında ne kadar dikkatli olduğunun yeni örnekleri de kayda geçmiş oluyor.)
Tabii, baba - oğul arasında ne kadar içtenlikli oldukları görülen- saygı ve sevgi ilişkileri de ilgi çekici... Dönemin gelenekleri içinde, aile içi ilişkiler açısından “herkese örnek” sayılabilecek nitelikte...
Dündar’ın kitabının başlığı da zaten mektupların “hitap” kısmındaki o ifadelerden alınmış: “Canım Erdal’ım-Sevgili Babacığım.”
DEMOKRASİYE GEÇİŞ
Evet, mektuplar arasında, baba oğul ilişkilerinin ilginç örnekleri var. O arada İsmet İnönü’nün, oğlunun Amerikalı bir kızla evlendiğine dair - sonradan yanlış çıkan- söylentiler üzerine kaygılandığı, ama oğluna güvendiği anlaşılıyor. Onu, öğrenimi başarıyla bitirdiğini öğrenince nasıl kutladığı da görülüyor.(“Sana çok teşekkür borcum var. İnşallah ilme ve insanlığa hizmetler edeceksin.”)
Fakat, kitaptaki mektuplardan bazıları siyasi tarihimizin “demokrasiye geçiş” bölümünün daha iyi anlaşılmasına da yardımcı olacak nitelikte...
O mektuplardan birkaçının bölümlerini buraya da alayım.
İnönü’nün cumhurbaşkanlığının son ayları. 1950 seçimine gidildiği aylar. İnönü’nün 26 Mart günü Amerika’daki Erdal İnönü’ye yazdığı mektup şöyle:
“Sevgili Erdalım,
Büyük Meclis yenileme kararı verdi. Ben seçim nutuklarımın ikincisini söyledim. Yarın Beypazarı’nda üçüncüsünü söyleyeceğim. Mayıs 14 Pazar günü oylar verilecek. Netice ne çıkarsa şeref bizimdir, kazansak da, kaybetsek de. Hiçbir endişem yok. Sıhhatimiz, neşemiz yerinde. Ömer burada, Özden İstanbul’da. (...)
Gözlerinden öperim sevgili Erdalım, canım evladım.”
Babasının o mektubu yazdığı gün Erdal İnönü de babasına mektup yazıyormuş. Amerika’da çıktığı bir geziyi özetledikten sonra, babasının daha önceki mektubuna cevap veriyor ve o da seçimden bahsediyor. Onun o bölümü de şöyle:
“Sevgili babacığım,
(...) Seçime gidiyormuşsunuz. İşlerinizin en sıkı zamanı. Allah kolaylık versin, muvaffakiyet versin. Ben de orada, yanınızda bulunmak isterdim. Uzaktan heyecanla seyretmekten başka elimden bir şey gelmeyecek. Acaba oyumu kullanmama imkân olacak mı?
Seçim Kanunu’nun Meclis’te konuşulduğu günlere ait Ulus’lar geldi. Merakla, hayretle ve zevkle okudum. Seçim emniyeti meselesi artık tarihe karışmış gibi görünüyordu. Bu güzel başlangıcın yarattığı iyi hava bütün seçim kampanyası boyunca devam eder umarım, ama herhalde bu mümkün değildir, ortalık gene kızışacaktır. Bu meşgul günlerinizde sizden gene her postayla bir mektup bekleyemeyeceğimi biliyorum. Belki annemle Özden seçim kampanyası hakkında bana arada tafsilat verirler. (...) Sevgilerle, özleyişle ellerinizden öperim canım babacığım!”

OPERAYA GİTMİŞSİN
İçinde para ve müzikle ilgili paragraflar da olsa, seçim konusuna da değinen bir diğer mektup İnönü’den. Tarihi 18 Nisan 1950.
“Sevgili Erdalım,
Bundan evvelki mektubumda yol masrafı için ne kadar paraya ihtiyacın olacağını sormuştum, ilk yazında bildirirsin. Biz hep iyiyiz. Seni düşünüyoruz, her an.
Bir operaya gitmişsin. Bizde de İngiliz-Türk müzik festivali var. İyi bir mezzosoprano ile bir genç şef d’orkestra gelmiş, ikisi de muktedir sanatkârlar.
Seçim içindeyiz. Seçim gününün 14 Mayıs olduğunu biliyorsun. Netice ne olursa, annen ve kardeşlerin iyi ve keyifli karşılamaya kendimizi tamamıyla hazırladık. Senin de tabii ve feylesofça karşılayacağına eminim. Gözlerinden öperiz. Her şeyden mühim olan senin muvaffak olmandır. Sağ ol, var ol. Sevgilerimiz daima seninle beraberdir.”
CANINIZ SAĞOLSUN
Ve CHP’nin seçimi kaybettiği, İnönü’nün cumhurbaşkanlığının sona erdiği 14 Mayıs gününden sonraki mektuplar:
İlk mektup Erdal İnönü’nün. Seçim sonucunu Ömer İnönü’nün çektiği telgraftan öğrenmiş, şöyle yazıyor:
“Sevgili Babacığım,
(...)Tafsilattan haberim yok tabii. Bir haberde seçimlerin gayet muntazam geçtiğini, büyük bir çokluğun seçimlere katıldığını okudum, çok sevindim. Asıl başarı bu. Netice itibariyle memleketimizde demokrasi olduğunu dünyaya ispat edecek kesin olay, düzgün, hadisesiz bir iktidar partisi değişmesi geçirmekti. Bunu yapabilirsek, bu seçimlerin hakikatte en büyük zaferimizi ilan ettiği anlaşılacak. Gerisinin ne ehemmiyeti var, canınız sağ olsun.
Ankara’dan kaybettiğinize (eğer doğruysa) de hiç aldırmadım. Büyük şehirlerin iktidarı tutmadıkları umumî kaide aşağı yukarı. Başka demokrasilerde liderlerin başşehirlerden seçildiklerini sanmıyorum.
Bir defa da muhalefet liderliğini tecrübe etmek mukaddermiş demek. Bunun da başka bir tadı olacak herhalde. Memlekete hayırlı olsun, inşallah Demokrat Parti iktidarı bir duraklama devresi olmaz, yürümekte olduğumuz ilerleme yolunda sendelemeyiz.
Yeni kamutay (meclis) ne zaman toplanıyor acaba; o zamana kadar sıkıntılarınız bitmeyecektir. Bir an evvel toplansa da dinlenecek hale gelseniz. Rahat rahat dinlendiğinizi, keyfinizin yerinde olduğunu duymaktan büyük sevinç duyacağım!
Sevgilerle özleyişle ellerinizden öperim canım babacığım!” (Erdal İnönü) Buna, İnönü’nün 22 Mayıs 1950 günkü cevabı şöyle:
“Sevgili Erdalım,
Şimdi (saat 14.00) 15 tarihli mektubunu aldık, ilk duyguların. Ne kadar iyi yürekli, filozofik ve ahlaklı yazıyorsun. Teşekkür ederim. Seninle bir daha iftihar ettim. Evimize taşındık, içinden hiç çıkmamış gibi bir rahatlık içindeyim. Bu mektubumu eski kütüphanemden yazıyorum. Annen bir haftadır taşınma için pek çok çalıştı. Yorgun olduğunu görüyorum. Amma sıhhati, neşesi yerinde çok şükür. Özden, Ömer, büyükannen herkes vaziyeti iyi ve tabii aldılar. Benim üzüntüye düşmemem için bütün hünerlerini kullandılar. Hepsinin kıymeti, gönlümde bir derece daha artmıştır, eğer buna imkân var ise...
Seçimi fena nispette kaybettik. 69 yer alıyoruz (487) içinde. Amma bu systeme majoritaire’in (çoğunluk sistemi) en aksi tecellisidir. Oya iştirak edenlerin yüzde 40’ını almış bulunuyoruz. Birçok illerde, 1000, 2000, 4000, 10.000 farkla, hatta 400, 500 farkla kaybettik. Nisp... temsilde 6/4 (yüzde 60’a karşı yüzde 40) yer alacaktık.
Niçin kaybettik? İnsaflı, insafsız binbir sebebi var. Fakat en başta geleni değişiklik arzusudur. Bu da milletlerin hem masum, hem tabii bir arzularıdır. En sıkıntılı zaman, kaybolmuş bir seçimden sonra geçen bir haftadır. Şimdi bu bitti, iki gün sonra yeni cumhurbaşkanı ve hükümet seçilecektir. Saat 18.30’da da ben yeni cumhurbaşkanını tebrik edeceğim. Bu bir hafta, çok şükür sarsıntısız geçmiştir.
Beş seneden beri, politikacılar benim için nasıl bir düşmanlık havası yaratmaya çalıştılar, bilirsin. Seçimin neticesini alır almaz her yerden bize karşı sempati duyulmaya çalıştı. Hatta yanlış bir şey yapıldığı hissinin halkta göründüğünü söyleyenler bile var. Bunların ehemmiyeti yalnız bir noktadadır:
O da İnönü ailesine karşı düşmanlık telkini muvaffak olmamıştır, itibarımız içeride, dışarıda artmıştır. Taşıdığınız adla haklı olarak iftihar edeceksiniz.
Bu seçim, memlekette yeni bir hayat tarzı kurmak için giriştiğimiz teşebbüste ne kadar ciddi ve samimi olduğumuzu ispat etmiştir. Memleket için, hepimiz için şeref olmuştur.
Hep iyiyiz. Gözlerinden öperiz. Gidip gelme biletini aldığımızı Ömer tafsilatı ile yazdı. Bileti aldığını bize bildir. Sağ ol, var ol, canım Erdalım.”
71 YIL SONRA OKURKEN...
Bugün, bu mektupları o günlerden 71 yıl sonra okurken, dünyanın başka bazı yerlerinde şu görülüyor:
40-50 yıl süren tek parti rejimlerinden çıkıp demokratik hayata geçilmesini isteyenler var. Ama bunun nasıl olacağı tartışmaları, birçok ülkede hâlâ bir sonuca bağlanamıyor.
Niçin? Galiba şu gerçek ortada:
O ülkelerin eski ve yeni siyasi liderleri arasında, bizimkiler gibi, demokrasiye geçme kararını samimiyetle alabilen ve o kararın sonuçlarına uymaya -aileleriyle birlikte- hazır olan kimse çıkmamış da onun için...
Can Dündar’ı, bu gerçeği de çok açık şekilde ortaya koyan kitabı için kutlarken, o kitapta mektuplarını okuduğum baba-oğul İnönü’leri saygı, sevgi ve şükranla anarım.

Paylaş