VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ekim 2017 Pazar | Anasayfa > Haberler > Kayıp bir şehrin rehberi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kayıp bir şehrin rehberi

Hakan Bıçakcı, “Uyku Sersemi”nde hızla değişen-dönüşen bir şehirde yaşayan ve değişimin içinde hapsolmuş bir bireyin akıl ve ruh sağlığına yakından bakıyor. Hakan Bıçakcı’ya “Uyku Sersemi”ni sorduk

CANER ALMAZ




Gündelik hayatımızda, farkında olmadan kabullendiğimiz bir sürü şey oluyor: Zamanın durmadan akması gibi, yaşlanmamız gibi, yaşamların sona ermesi gibi, insanların değişmesi gibi. Kontrolümüzde olmayan durumlara karşı verdiğimiz tepkiler, genellikle monotonlaşan bir sistematiğe sahip. Fakat öyle şeyler vardır ki, onlara alışmak ve kabullenmek zordur. Mesela içinde yaşadığınız şehrin günden güne değişmesi buna örnek olabilir. Sürekli gittiğiniz mekânlar, bir gün ansızın kaybolur. Kentin dönüşümü adı altında, koskoca uygarlıklara ev sahipliği yapmış şehrin belleği temizlenmeye, terbiye edilmeye ve hatta yok edilmeye çalışılıyorsa, bunu kabullenmeniz hiç de kolay değildir. Psikolojisi bilerek bozulan bir kentte ve ülkede yaşamak, kendi psikolojinizin bozulması için yeterli ve güzel bir sebeptir.

Hakan Bıçakcı, “Uyku Sersemi”nde hızla değişen-dönüşen bir şehirde yaşayan ve değişimin içinde hapsolmuş bir bireyin akıl ve ruh sağlığına yakından bakıyor.

Değişimin peşinde
Kitabın ana karakteri Kahraman, İstanbul’la ilgili farklı bir şehir rehberi hazırlamaktadır. İçeriği, kentte gidilmesi, görülmesi, ziyaret edilmesi gerekli mekânlar ve bu mekân sahipleriyle yapılmış söyleşilerle oluşturulacaktır. Bu kitapla ilgili olarak yayınevine görüşmeye gider; yayınevi editörleri fikri beğenmiştir ve Kahraman’dan çok daha kapsamlı, birçok dile çevrilip basılabilecek, turistlere rehber olabilecek bir kitap hazırlamasını isterler. Kahraman, çalışmaya başlayınca yıllar önce aldığı notların güncel olmadığını, bazı mekânların kapandığını, kapanmak durumunda kaldığını ziyaretlerinde görür. Kahraman, zaman geçtikçe, söyleşileri biriktirdikçe, konuştuğu bazı mekânların kapandığını, kapanacak olduğunu öğrenmeye başlar. Bu süreçte, bu mekânların yerine başkalarını koyar. Sürekli değişen kent gibi, kitabı da her mekânda biraz daha dönüşmektedir.

Kahraman, aynı zamanda uyku sorunu yaşayan birisidir. Geceleri çok az uyuyabildiği için, gündüzleri inşaat gürültüsü içerisinde sürekli uyuklamaktadır. Bu uykular sırasında da birçok, içiçe geçmiş rüyalar görmektedir. Bir akşamüstü, uykudayken kız arkadaşı Elif fotoğraflarını çekmeye başlar. Uyandığında Elif’in çektiği fotoğrafları gören Kahraman, fotoğraftaki adamın kendisi olmadığını fark eder. Büyük bir huzursuzlukla beraber, o günden sonra düşünceleri ve hareketleri iyice karmaşıklaşır. Elif de çektiği fotoğraflarda aynı şeyi görür ama bunu Kahraman’a söyleyemez. Bir süre sonra şahit olduğu bu durum nedeniyle Kahraman’la konuşur ve ayrılmaya karar verirler.

Kahraman’ın çalışmaları şehir tarafından sürekli baltalanır. Kent sürekli değişmektedir. Söyleşi yaptığı yerler bir bir kapanır. Uzadıkça uzayan çalışmalar sonrasında yayıneviyle yeniden görüşür. Kitabın içeriğinin değişmesine karar verirler. Artık bir kent rehberi hazırlamayacaktır. İstanbul’da kapanan mekâlara dair bir kitap hazırlaması istenir, ki zaten çoğunu farkında olmadan hazırlamıştır bile.
Hakan Bıçakcı, İstanbul’un hızla değişen ve dönüşen yüzünü, “Uyku Sersemi”ne konuk ediyor. Kentin dönüşümünün şehrin sakinleri üzerinde nasıl bir yabancılaşmaya dönüştüğünü, kahramanının yüzünü tanıyamaması üzerinden aktarmaya çalışıyor. Kendisine baktığında yüzünü tanıyamayan bir karakter, sokaklarına, binalarına, insanlarına baktığınızda tanıyamadığınız bir şehrin hikâyesini anlatıyor. “Uyku Sersemi” ile günümüz İstanbul’una ve hızla dönüşen şehirde sıkışıp kalan, bunalan, kaybolan kahramanlara yakından bakıyor Hakan Bıçakcı. Tanıdığınızı sandığınız bir kentin hızla yabancı bir hal almasını, gerçekçi ve sarsıcı bir dille aktarıyor.

“Tüm bu değişim, gerçekle kurduğumuz ilişkiyi zedeleyecektir”

*Yeni kitabınız “Uyku Sersemi”nde İstanbul için oldukça güncel ve herkes için geçerli bir probleme parmak basıyorsunuz. Dönüşen ve değişen kentin birey yaşamına etkisi kitabın esas meselelerinden birisi. Şehir değiştikçe, başkalaştıkça bizler ne denli etkileniyoruz?
Konu sonradan başka yerlere gitse de, işin içine duygular, alâkasız yan hikâyeler katılsa da, hep bir düşünceden yola çıkarım en başta. Bu seferki çıkış noktam etrafımızdaki turbo kentsel dönüşümdü. Şehirdeki tüm bu baş döndüren değişim, geçmişten sürekli kopuş hali, kimliksizleşme, izole olma durumu bir noktadan sonra içinde yaşayanları etkileyecektir, gerçeklikle kurduğumuz ilişkiyi zedeleyecektir, hatta belki de bizi delirtecektir diye düşünüyorum. Bu fikirden yola çıktım ama yalnızca bunu anlatmak istemedim. Yine de esas mesele bu dediğiniz gibi.

*Kitaptaki ana karakteriniz Kahraman, şehrin dönüşümüne yetişemiyor ve bir yabancılaşmanın içerisinde kalıyor. Kahraman’ın kendi yüzünü tanıyamaması, şehrin değişen görünümüyle ne kadar ilintili? Şehir değiştikçe insanları da değişir mi?
Belki biraz abartmayı tercih ettim, belki Kahraman biraz fazla hassas bir karakter ama evet, şehirdeki bu anormal değişim, içinde yaşayanları da yavaş yavaş değiştirecektir.

*Kitapta birçok rüyayla başbaşa kalıyoruz. Öyle ki, hangi anın gerçek anlatı, hangi kısmın rüyaya dahil olduğu konusunda çelişkiye düşüyoruz. Bu “uyku sersemi” hali bir nevi gerçekten kaçma hissiyatını doğuruyor. İstanbul’da “Keşke rüya olsaydı da bunu yaşamasaydık,” dediğiniz neler var?
İstanbul’da neler değişmemeliydi?

Saymakla bitmez. Emek Sineması yerinde kalmalıydı mesela. Her şeyi kâr-zarar hesabına indirgersek kendimizi bir beton çölünde buluruz. Rüya bölümleri kitabın ana meselesi dışında, karakterin dünyasıyla ilgili daha çok. Bu bölümler hem kentsel dönüşümün delirtici boyutuna işaret ediyor hem de karakterin iç dünyasına tanık olmamızı sağlıyor.

*“Uyku Sersemi”nde karakteriniz Kahraman, her şeyden ve herkesten kendini yalıtarak iyileşeceğini düşünüyor. Yaşamın, kentin değişimi ve dönüşümünden kaçarak kurtulabilir miyiz?
Kahraman, melankoliden beslenen, tipik bir kaybeden değil aslında. Planlı programlı, çalışkan bir genç. Gerçekten çabalıyor, bir şeyler yapmak istiyor ama elinden bir şey gelmiyor. Kaçmayı da tam olarak seçmiyor aslında, etrafındaki hiçbir şeyi kendi seçemediği gibi.


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163