VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Şubat 2017 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Kendini bırakma, belki mucizeye iki saniye kalmıştır
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kendini bırakma, belki mucizeye iki saniye kalmıştır

Sıra dışı tesadüflerin, büyük bir acının, mutluluğun ve tükenmeyen umutların romanı. Fransız yazar Agnès Ledig’in ikinci romanı “Mutluluğa Bir Kala”, ajitasyon yapmadan okuru samimi ve hüzünlü duygularla yüzleştiriyor.

ÖZLEM AKALAN



Julie, 20 yaşında, bekar bir annedir. Markette kasiyer olarak çalışmakta ve tacizci patronundan ölesiye nefret etmektedir. Yine azar işittiği ve tehditlere göğüs germek zorunda olduğu bir gün, Paul ile tanışır. 50 yaşında bir mühendis olan Paul karısı tarafından terk edilmiş ve yeni bir hayata uyum sağlamaya çalışmaktadır. Kariyer ile müşteri arasındaki sıradan market sohbeti bir hafta sonra öğle yemeği ile devam eder. Julie’nin zorlu yaşam şartlarına karşısın gözlerindeki parlaklığı fark eden Paul ona sıra dışı bir teklif yapar: Doktor oğlu Jerome ile çıkacakları tatile Julie ve oğlu Ludovic’i de davet eder. Denizi hiç görmemiş olan Julie için rüya gibi bir tekliftir bu.

Uzun süredir kalbinin buz tutmuş köşeleri Julie sayesinde canlanan Paul, kızı yaşındaki bu genç kadına içten bir bağlılık duyar. Aşk ya da acıma değildir bu hissettikleri; saf sevgi ve şefkat. Birlikte çıktıkları seyahatte oğlu Jerome önceleri bu ilişkiyi anlamlandırmaya çalışır. Julie’yi para avcısı, basit bir kız olarak görür. İlerleyen günlerde ise bu kez genç ikili arasında bir bağ kurulur.

Birkaç ay evvel intihar eden karısı yüzünden suçluluk duyan, acı çeken Jerome, Julie ve küçük oğlu sayesinde gülümsemeye başlar. Doktoru bu sıkıntılı dönemde hayata bağlayan biri daha vardır: Muayenehanesini vekaleten devralan tecrübesiz doktor Caroline. Endişe ve panik içinde her vakada Jerome’u arayan Caroline, bundan sonraki hayatında da üzüntülü doktora eşlik edecektir. Herkes için harika geçen iki-üç haftalık tatilin ardından artık dönüş vakti gelmiştir. Pek çok yara sarılmış, üç yetişkin ve bir çocuk arasında sağlam bir dostluk kurulmuştur. Ta ki dönüş yolundaki feci kazaya kadar. Kazanın ardından, artık bu tuhaf grubu bambaşka bir hayat beklemektedir.

Gündüz ebe, gece yazar
Agnès Ledig’in 2013 yılında yayınlanan ikinci romanı “Mutluluğa Bir Kala”, samimi anlatımı ile okuru daha ilk satırlarda kıskıvrak yakalıyor. Esprili ve zeki diyaloglar romanın ilk bölümüne damgasını vururken, kazanın ardından hikâye bambaşka bir yöne evriliyor. Ancak Ledig burada da okuru kasvetli bir ruh haline sokmuyor; umut ve mucize beklentisi satırlarından eksik olmuyor. Zaten kahramanların sıkça birbirlerine fısıldadıkları Arap atasözü “Kendini bırakma, belki de mucizeye yalnızca iki saniye kalmıştır”, romanın özü gibi. Beklenen mucize gerçekleşmese bile hayata tutunmanın, yoluna devam etmenin nasıl bir his olduğunu yazar bizzat tecrübelerine dayanarak aktarıyor okura.

İlk kez 2005 yılında yazmaya başlamış Agnès Ledig; oğlu lösemiye yakalanınca, akrabalarına ve yakın çevresine oğlunun sağlık durumuyla ilgili bilgi notları yollamak için. “Sayfalar dolusu yazıyordum” diyor Ledig; “Umut, gözyaşları, paylaşılan küçük mutluluklar ve 5 yaşında bir çocuğun cesareti üzerine.”

Ebe olan, gündüzleri mesleğine devam edip geceleri Tracy Chapman’ın şarkıları eşliğinde yazan Ledig, “Bunlar bir çekmecede durmamalı, gün yüzüne çıkmalı” diyen doktor arkadaşlarının tavsiyelerini dinlemiş. İlk romanı “Marie d’en haut”, 2011’de yayınlanmış ve büyük ilgi çekmiş. “Mutluluğa Bir Kala” ise oğlu Nathanael’in ölümünden hemen sonra…

“O gittiğinde, tıpkı ona söz verdiğim gibi tekrar hayata tutunabilmem gerekiyordu. Bunun için de yazmak zorundaydım. Ben de kalbimin derinliklerindekileri yazdım. Yazmak bana yardımcı oldu, hâlâ da oluyor. Neredeyse hayati bir ihtiyaç benim için, hava gibi. Yazmak, bir bakıma yüksek sesle ‘hayat devam ediyor’ diyebilmek” diyor Ledig.

Roman, benzer kayıplar yaşamış okurların asla küllenmeyen acılarını gün yüzüne çıkarabilir, ancak bu hikâyeyi insanların duygularıyla oynamaya çalışan bir yazarın değil de benzer bir tecrübeyi yaşamış bir kadının yazdığını bilmek, çıkış yolu arayanlara da yardımcı olabilir.


Bu kitap terapi oldu

“Mutluluğa Bir Kala”nın ardından iki romanı daha yayımlanan Agnès Ledig, bir İspanyol gazetesine verdiği röportajda “Hayatın içinden konular seçiyorum. Herkesin hissettiği şeyleri yazıyorum çünkü bu duygular evrensel. Neşe, üzüntü ve umut kültür, statü gözetmeksizin her insanın bir parçası” diyor.
Oğlunun ölümünden sonra yayınlanan bu romanı yazar için bir tür terapi olmuş. Hayatındaki değişikliklere uyum sağlama ve acısından biraz olsun sıyrılmak için yazan Ledig, “Kendime gelebilmem ve hayattan tekrar zevk alabilmem iki yıl sürdü. Hayal kurmak ilerlememi ve gelişmemi sağladı.” diyor.

“Mutluluğa Bir Kala”da yarattığı karakterlerde kendinden parçalar olduğunu söyleyen Ledig, en fazla Julie ile özdeşleştiğini söylüyor.
“Onun en çok esnekliğini seviyorum; yeni ve zor durumlara uyum sağlayabilme yeteneğini.”


KİTAPTAN...

Julie’nin büyük acısı

Çocuk annesine baktı, belli belirsiz gülümsedi. Julie artık Julie değildi. Kendi kendine bir havai fişeğe dönüşmüş, tutuşuyor, patlıyor, parıldıyordu. Ne kadar güzeldi. Bu ne güzel bir andı. Ludovic’in gözünün kenarından aşağıya küçücük bir damla yaş süzüldü. Gözlerini açmayalı öyle uzun zaman olmuştu ki. Julie’deyse yanaklarından aşağıya seller boşanıyordu. Oğlunun içini rahatlatmak istedi, ona her şeyin yoluna gireceğini, burada ona bakacaklarını, yakında her şeyin çok güzel olacağını söyledi.
(…)

İçindeki bütün kederin patlamasına izin verdi. Kollarının, bacaklarının, yüreğinin ve geri kalan her şeyinin yerini almış olan kederin. Çeyrek saatten fazla bir süre ağladı. Gözyaşları fırtına gibi sel olup aktı, sanki hiç kesilmeyecekmiş gibi
(…)

Masalarının başında oturan hemşireler bu andan nefret ederlerdi. Çocuğun kalbi atmaya devam ettiği halde ebeveynlerin artık her şeyin bitmiş olduğunun farkına vardıkları an. Önüne geçilemez hale geldiği için serbest bıraktıkları acılarının patlak verdiği an. Bu anın hiçbir zaman uzun sürmediğini, yürek ikiye bölünmüş, açık yara halinde kalsa bile bedenin er geç kendini topladığını biliyorlardı. Ama hayır, çığlıkların bütün servisi doldurduğu bu ana asla alışmayacaklardı.



Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163