VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
18 Haziran 2012 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Kennedy yaşasaydı ne olurdu?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kennedy yaşasaydı ne olurdu?

Zamanda yolculuk hikayelerini sevmeseniz bile “22/11/63”e mutlaka göz atın.

Nazlı Berivan Ak

Norman Mailer “Eciş büçüş bir adamın, tek başına, bir devi, hem de adamlarıyla, hayranlarıyla, limuzinlerle ve akıl almaz güvenlik önlemleriyle kuşatılmış bir devi devirişini bizim basit dimağlarımızın kavraması mümkün değildir. Dünyadaki en güçlü milletin lideri, böyle silik biri tarafından katledilebilmişse, içinde yaşadığımız dünyanın dengesizliğini kabullenmekten başka seçeneğimiz kalmaz ve anlamsız bir evrende yaşadığımız gerçeğiyle yüzleşmenin zamanı gelmiş demektir.” der Kennedy suikastı sonrası.
Kennedy suikastı Amerikan tarihi için bir kırılmadır.

Pearl Harbour ve 11 Eylül olayıyla beraber “Kennedy vurulduğunda neredeydin?” sorusu dolaşır durur uzun süre Amerikalılar arasında. Suikast kadar suikastın yaşandığı an, devamında gelişen olaylar, Kennedy’nin öldürüşünü bir popüler kültür malzemesi haline getirir.

Nitekim bu noktada “Haberi aldığımda, komik ama, bir cenaze arabasındaydım. Küçük bir kasabada öğrenciydim ve okuluma beni götürecek bir otobüs yoktu. Sonuçta kasabadaki veliler toplanmış ve eskiden cenaze arabası olarak kullanılan bir aracı servis haline getirmişlerdi. Her gün bu araçla yolculuk yapıyordum.

Haberi işte o günlerden birinde aldım, sürücü radyo dinliyordu ve Kennedy’nin vurulduğu anonsu yapıldı. Devamında ‘Başkanı vuran aşağılık herifi yakalayacaklar ve onu da biri öldürecek, bakın görün’ dedi,’ ve tam da olan bu oldu. Sanki geleceğe gitmiş, olacakları görmüş ve sürücü koltuğuna geri dönmüştü.” diyor Stephen King.

ZAPRUDER’IN ÖNEMİ
Zapruder kaydını bu noktada hatırlamakta fayda var. Kennedy’nin 22 Kasım 1963’de Dealey Plaza’dan limuzinle geçişini Abraham Zapruder el kamerasıyla kaydetmektedir ve bilmeden yüzyılın en önemli suikastını filme almış olur. Bu korkunç tesadüfü de aşan bir durum vardır, Kennedy’nin tam vurulma anında bir tabela görüntüsü girer kareye ve bu sebeple Kennedy’nin vurulduğu an görülmez ve kurşunun açısı da anlaşılamaz. Devamında asıl suikastçının Oswald olup olmadığı sorgulanır, türlü teoriler türetilir.

Hayat böyle şakalar yapar. Kaderi maşa olarak kullanır.

Ve devamında şu soruyu sormalı, o tabela olmasaydı ne olurdu? Kaydı temiz, kritik anın görüntüsünü bloke eden herhangi bir şey olmadan izleyebilseydik, tarih nasıl değişirdi?

Tabela oradaydı, gerçeğin yazık ki kurgusu yapılamıyor.

Ancak edebiyat, tek başına edebiyat her şeyi yapabilmemizi sağlıyor. Hele de ehil ellerde işlenirse, zamanı, insanı, mekanı aşıyor; bambaşka bir noktaya getiriyor. Stephen King daha farklı bir soruyla geliyor bu noktada, zamanda yolculuk yapabilseydik, Kennedy suikastını önleyebilseydik, nasıl değişirdi tarihin akışı?

Zamanda yolculuk hikayelerinde genelde büyük kahramanlıklar yapan olağanüstü karakterler olur. Bu sefer bir lise öğretmeni var başrolde, alkolik karısından boşanmış, için için hüznünü ve yasını yaşıyor. Zamanda yaptığı yolculukta da büyük kahramanlıklar, olağanüstü güçleriyle inanılmaz işler yapmayacak, yalnızca yaşayacak ve tarih yeniden bu şekilde yazılacak. Tarihi, tarihi değiştirme iddiasını dillendirmekten bile kaçınan bir karakter değiştirecek böylece. Stephen King bu bağlamda tarihi değiştirmenin büyük kahramanlıklar, can alıcı çıkışlar üzerinden olmayabileceğini anlatıyor aslında, bir yönüyle olağanüstülük kavramını da tartışmaya açıyor: 2000 yılında Amerikan seçimlerinin sonucunu değiştirmek aslında Florida seçimine iki yüz bin dolar harcamak kadar basitti. Gore ve Bush arasındaki oy farkı altı yüzden azdı. İki yüz bin dolarla seçim günü rahat rahat altı yüz oy satın alınabilirdi ve bugünün Amerika’sı da dünyası da tamamen farklı olabilirdi. Dahası kahraman olma şansının verilmesi de önemli. Bir işte iyi olmak ile o işin hayatınıza anlam katması farklı şeyler şüphesiz. Şimdi baş kahramanımıza yalnızca Amerika’nın değil dünya tarihinin en önemli karakterlerinden biri olma şansı veriliyor.

Üstelik bir şeyler ters gittiğinde her zaman geri dönme ve yeniden başlama şansı var.
Maine’de yaşayan 35 yaşında bir lise öğretmeni olan Jake Epping lezzetli olduğu kadar ucuza sattığı şişkoburgerleriyle tanınan arkadaşı Al Templeton’dan büyük bir sır öğrenir: Al’in yerinde başka bir zaman açılan bir dehliz, bir kapı vardır. Her defasında 9 Eylül 1958 tarihi, saat 11:58’e açılmaktadır yol, her defasında oradan başlamaktadır hikaye.

İNCELİKLİ VE TUTARLI
Al tarihin değişmesi gerektiğini düşünmektedir ve 22 Kasım 1963’de gerçekleşen Kennedy suikastını engellemesini istemektedir Jake’den. Neden mi rolünü çaldırmakta? Çünkü Al kanserdir ve çünkü Al’in yeri yakın zamanda el değiştirecektir, zamana açılan kapı da kapanmak üzeredir.
Ve Jake yeni bir zamanda yaşamaya başlar. Daha sözleri yazılmamış şarkıları mırıldanmakta, İngilizcede kullanılmayan deyimlerle konuşmaktadır. Cebinde henüz basılmamış paralarla gezmekte, modern dünyaya ait detayları nasıl saklayacağını hesaplamaya çalışmaktadır.
Kitabın en ayırt edici özelliklerinden biri olayın yaşandığı an değil ama anın öncesinden zamanda yolculuğun başlaması.

Stephen King’in “22/11/63” romanı tüm romanları arasında özel bir yere kondu ilk günden eleştirmenlerce, hem zamanda yolculuk fikri incelikli ve tutarlı işleniyor, hem 50’li yılların Amerika’sı kusursuz anlatılıyor, hem de güzel bir aşk öykünün bir parçası haline geliyor.
Stephen King birçok komplo teorisyenin aksine, Kennedy’i vuranın Oswald olduğuna inanıyor ve romanını bu bilgiyle kurguluyor. Röportajlarında sıkça karşılaştığı bir soru bu, komplo teorilerinden beslenen bunca yazar varken nasıl oluyor da King ilk bilgiyi doğru bilgi kabul ediyor.

Yanıtı net, gözden geçirdiği tüm araştırmalar, yaptığı tüm okumalar Oswald’ı işaret ediyor, dahası kitap bir araştırma değil roman.
“22/11/63” aslında ikinci deneme. 1971 yılında okulda öğretmenlik yaparken Stephen King hocalarla odada oturmaktaymış ve konu Kennedy suikastı. Aralarından biri “Ya Kennedy yaşasaydı ne olurdu?” diye istemsizce sorar ve devamında King’in aklına fikir düşer. Bir oda dolusu malzemeyle başbaşa uzun süre geçirir ancak istediği gibi bir hikaye yaratamayıp farklı romanlara döner. Yıllar sonra en baştan bir kez daha öyküyü ele alır ve bugün elimizde tuttuğumuz kitap karşımıza çıkar.
Geçmişle ilgili yazdıkça, geçmiş algısı daha açık bir hal alır. “Hipnoz altında olmak gibi,” diye açıklıyor zamanda yolculuğu, “Öylesine kaptırıyor ki insan kendini bu yolculuğa hatıraları, travmaları sayfalar ilerledikçe daha keskin ve berrak karşısına çıkıyor.”

Stephen King kendi zaman yolculuk hikayesini “Guliver’in Maceraları”na benzetiyor. “Swift’in durumunda, çevresindeki devlerin devliğinde, minik insanların cüceliğinde nasıl genetik bir mutasyon aramıyorsak, benim durumumda da zaman makinesi, dehlizi, kapısı önemli olmamalı. Gerçek hayatı anlamak, anlamlandırmak için zamanda yolculuk temasını kullanıyorum, hepsi bu.” diyor.

DİKKATLİ OLUN
Stephen King o yılları yazdıkça unuttuğunu zannettiği pek çok şeyi hatırlar olmuş. Herkesin sigara içtiği zamanlarda tiyatroların, sinema salonlarının kokusu, danslar, gündelik dil, kütüphanelerin biricik bilgi kaynağı olduğu zamanlar. Romanında bir noktada Jake bir karakterin peşine düşüyor, ‘googlelayarak’ saniyeler içerisinde bulabileceği bir bilgi için kütüphaneleri alt üst ediyor, sokakları arşınlıyor, insanları kovalıyor.

Stephen King’in romanı için hazırlanan web sayfası da mutlaka incelenmeli. 1963 ve 2011 olarak iki ayrı versiyonu var sitenin, 1963’de sizi eski model arabalar, binasız temiz bir fon karşılarken, 2011’de modern arabalar, restaurant yazısı ve yükselen binalar karşılıyor. Uyarı ise aynı: 1963 yılına dönüyorsunuz. Dikkatli olun. Geçmişteki varlığınız bugününüzü tamamen farklı bir yönde etkileyebilir.

Zamanda yolculuğu edebiyatla deneyimlemek, artık olgunluk çağında, ‘kendini kanıtlamış’ bir yazarın yazarlık sınırlarını başarıyla zorlama hikayesine tanıklık etmek ve aynı romanda iki Amerika’yı birden yaşamak için “22/11/63” Zeynep Heyzen Ateş’in başarılı ve yaratıcı tercümesiyle raflarda meraklısını bekliyor.



22/11/6322/11/63

Stephen King

Detay için tıklayın

Paylaş