VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
06 Kasım 2015 Cuma | Anasayfa > Haberler > Kentin masum yalnızları
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kentin masum yalnızları

2007’de kaybettiğimiz Erhan Bener’in “Yalnızlar” romanı bir distopya. Erhan Bener, mekân değiştirerek daha küçük ortamlarda yaşamaya çalışan kent aydının bunalımlarını, varoluş sancılarını kendine has, arınmış dili ve özgün üslubuyla yansıtmış.

TEKİN BUDAKOĞLU



Benim de kurşun kalemle yazma serüvenim, 1952 yılında Hesap Uzman Yardımcısı oluncaya kadar sürdü. Şiirlerimi, ilk öykülerimi öyle yazdım. O dönemden, sağ elimin işaret parmağının yanında kocaman bir nasır kaldı anı olarak. Birçok hekim dostumun, şunu alıverelim demelerine aldırış etmedim.

Yalnız arada kaşınıyor, ben de farkında olmadan kaşıyorum, görenler para sayma tikim olduğunu sanıyor.”
Edebiyatımızın en üretken, saygın isimlerinden Erhan Bener, ölümünden bir yıl kadar önce yaptığı bir söyleşide elindeki nasırı böyle anlatmıştı. O nasırın acısından ancak, devlet görevi için kendisine tahsis edilen daktiloya kavuşunca kurtulmuş ve daktiloyla ilk romanı “Acemiler” ve “Gordium”u yazmıştı.

BÜLENT ECEVİT KEŞFETMİŞTİ

İlk baskısı 1956 yılında yapılan “Gordium”un ilginç bir yayınlanma hikâyesi var: o dönem Ulus Gazetesi’nin genel yayın yönetmeni olan Bülent Ecevit, romanı çok beğenir ve arka kapak yazısını da o yazar. İki cilt halinde yayınlanması düşünülen kitabın birinci cildi yayınlanır fakat ikinci cilt dizilip ciltlenmek üzere matbaaya gönderildiği sırada büyük bir aksilik yaşanır ve matbaayı su basar. İkinci cilt yok olup gitmiştir. Duruma çok üzülen Bülent Ecevit, araya girerek kitabın Ulus’ta tefrika edilmesini sağlar. Bener çok sevinmiştir. Fakat romanın ilk cildi “Gordium” adıyla çıktığı için adını “Yalnızlar”a çevirir. Tefrika olacağına göre, bir kere daha gözden geçirmek gerekecektir; Bener, romanı adeta yeniden yazar.

“Yalnızlar”ın, Erhan Bener külliyatında her yönüyle apayrı bir yeri vardır: öyle ki “Yalnızlar”, roman kahramanlarıyla yazarın izdüşümü gibidir. İlkgençlik yıllarını, hastalığı dolayısıyla ailesinin yanından ayrı, ağabeyi Vüs’at O. Bener’in yanında geçirir Erhan Bener. Ruhu kırılmış, hüzünlüdür. Bu hüznün yanına, II. Dünya Savaşı‘nın bunaltısı da eklenir. Tayinler, yer değiştirmeler ve sürekli artan yalnızlık. Erhan Bener’in sanatının temellerini bu yıllar oluşturur.
“Yalnızlar”, hayatına verdiği yönle de Erhan Bener için bir kırılma noktasıdır. Uzun yıllar şevkle sürdürdüğü memuriyet hayatı boyunca Anadolu’yu köşe bucak gezen Bener, kendi isteğiyle emekli olduktan iki yıl sonra “Yalnızlar”ı tekrar yazar ve uzunca süren edebi suskunluğu da sona ermiş olur. “Yalnızlar”, Bener’in edebiyata, bir daha hiç kopmamak üzere bağlanmasının simgesi sayılabilir.
1977’de “Yalnızlar”ı yeniden yazarak yayımladıktan sonra kendini sadece edebiyata veren Erhan Bener, 2007 yılında son yolculuğuna uğurlanırken, oğlu Yiğit Bener’in girişimiyle tabutunun üstüne “Yalnızlar”ın kapağının basılı olduğu bir bez örtülerek bu romanın, yazarın yaşamındaki dönüştürücü rolü simgesel olarak vurgulanır.

GORDION DÜĞÜMÜ

Erhan Bener, “Yalnızlar”ın yayımlanan her yeni baskısında önceki baskılarda olmayan değişiklikler/düzenlemeler yapar. Öyle ki Bener, romanı gerek yapısal, gerekse de tematik açıdan geliştirir. Kitabın önsözünden: “Özellikle 1977 baskısında romana, merkezî kişi Nevzat’ın gemi yolculuğunu kapsayan dış zaman çerçevesinin yanı sıra ikincil derecedeki kişilerin çevresinde vaka halkaları ve ele alınan sorunsallarına ilişkin ayrıntılı yorumlar eklenmiştir. Bunlara daha sonraki baskılarda eklenen dil ve üslup değişimlerini de eklersek, “Yalnızlar”ın her baskısında yenilenen bir roman olduğunu söyleyebiliriz. Bener, sadece “Yalnızlar”ı değil, tüm eserlerini yeni baskılarında yeniden ele alıp düzenler.”
Kimi zaman bu tutumu nedeniyle eleştirilse de aslında bu yönü, onun mütevazı ruhunun da bir göstergesidir: hiçbir zaman kusursuz yazmadığını düşünen Bener, bunda bir sakınca görmez. Çünkü değişen zamanla birlikte yazar değiştiğine göre, metinde de değişiklikler yapılabilir.

Bener’in romana ilk olarak “Gordium” ismini seçmesi tesadüf değil. “Yalnızlar”ın ilk baskısının adı olarak kullandığı Gordium kelimesi, içinden çıkılması güç durumlar için kullanılan ‘Gordion düğümü‘ söylencesine yapılan bir göndermedir. “Anadolu’ya ilerleyip Frigya’nın başkenti Gordion’a ulaşan Büyük İskender’e kentin kurucusu Gordios’un arabası gösterilir. İnanışa göre, arabanın bağlı olduğu kızılcık dallarından yapılmış görünmez düğümü çözen kişi, Asya’nın fatihi olacaktır. Sabırsız davranan Büyük İskender düğümü kılıcıyla çözer.
Gordium düğümü, “Yalnızlar” romanında anlam arayışı ve var olma kaygıları içinde bunalan bir grup gencin içinde bulunduğu durumu simgeler. Büyük kentten Edremit’e gelen doktor Nevzat, Fransızca öğretmeni Necati, müzik öğretmeni Nermin, üsteğmen Galip ve savcı Şevket burada ortak bir yalnızlığı paylaşan aydın gençlerdir. Olayların akışına kendi istedikleri yönü verebilecek gücü olmayan kendi içlerine gömülen ve bunalımlarını hep birlikte sürekli çoğaltan bu gençlerin oluşturduğu düğüm, ölümler ve ayrılıklarla yavaş yavaş çözülür. Düğümü kılıçla açmayı tercih eden iki kişi vardır: Galip ve Necati. Her ikisi de yaşamın acılarından kaçmak için ölümü bir kurtuluş yolu olarak görür.”

“Yalnızlar”, romanın başkahramanı Nevzat’ın Erdemit’ten İstanbul’a yolculuğuyla başlar. Bu yolculuk aynı zamanda bir kaçıştır. Görev yaptığı Edremit’e, üç yıl önce sürgün olarak gelen Nevzat doktordur: roman, bu üç yıl öncesi ve sonrası olmak üzere, iki ana zaman diliminde akar. Askerlik sonrası, memleketi İstanbul?a dönmek yerine Erdemit’te kalmayı seçen Nevzat, Türk romanında ellili yıllarda sıkça kullanılan yalnız aydın tipinin karşılığıdır.

Edremit’te kendisi gibi memur, aydın insanların arasında kendine yer bulur. Bu aydın çevre, belirsiz bir anlam boşluğunda savrulan ve boşluğu içki alemleriyle doldurmaya çalışan bir gruptur. Nevzat içten içe bu çevre ve yaşam düzeninin gerçeklerden bir tür kaçış olduğunu bilse de hayatın anlamsızlığını başka türlü dolduracak güce de sahip değildir: “Zaman zaman bir odaya kapanıp dünyayla bütün ilişkilerini kesmek geçiyordu içinden. Bunun çaresizlikten başka bir şey olmadığını da biliyordu.

İçmek de, umutsuzluğun bir görüntüsüydü. İçtikçe başlangıçta gülümseyen yüzler kararır; sözde dostlukların yılışıklığı, aşkın, şiirin, içtenliğin üstüne kapkara bir ölüm gibi çökerdi. Çabaladıkça batardı insan. Mahmurlaşan bakışlarla birlikte, en üstün yetenekler birer birer silinir, yerini korkunç bir boşluğa bırakırdı.”
ARKADAŞININ AŞKI
Roman, aynı zamanda onun ve çevresindekilerin yalnızlığı kadar, bu anlam arayışlarını da sembolize eder. Fakat ne yaparsa yapsınlar buna bir çare bulamaz ve ruhları oradan oraya savrulup durur. Nevzat için kırılma noktası: Bursa’nın tanınmış ailelerinden birine mensup olan Macide’yle tanışır. Bulduğu ilk fırsatta yaşadığı anlam belirsizliğine bir çare bulmaya çalışan Nevzat, Macide’yle evlense de bir süre sonra bunun da çözüm olmadığını görür. Oradan oraya savrulmaktadır Nevzat. Macide’yle nişanlıyken, arkadaşı Galip’in karısı Nermin’e aşık olur. (Nermin karakteri, Erhan Bener’in ağabeyi Vüs’at O. Bener’in eski sevgilisi Neriman Ündeğer’in romana yansımış halidir. )
İkisi de daha önceki evliliklerinde mutluluğu bulamayan çift, bu kez şeytanın bacağını kıracaklarına inanırlar. Ancak Nevzat evli bir adamdır. “Nevzat içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmak için Macide’den ayrılmaya karar verir. A

ncak Macide’ye ayrılık kararını açıkladığı gece onu dış gebelik sonucu oluşan kanamadan kaybeder. Doktor olduğu halde karısını kurtaramayışı onu suçluluk duyguları içinde bırakır. Nermin’le Nevzat’ın aşkı da önce gizliliğin ve sosyal baskıların sonra da Macide’nin ölümünün ardında bıraktığı ağır suçluluk duygularının etkisiyle çözülür. Baudelaire’in ‘Karım öldü, artık özgürüm/İçebilirim bütün susuzluğumla’ dizeleri ile karısı Macide’nin ölümünü karşılayan Nevzat, zamanla karısının ölümün dayanılmaz vicdanî muhasebesine yenilir.”

“Yalnızlar”ın ilk baskısına ön ayak olan Bülent Ecevit, arka kapak yazısında romanı şöyle tanıtır: “Sonu gelmeyen bir arayış, kendilerini tek bir yöne götürdüğü için birbirini çeken, fakat yakınlaştıkça huzursuzlukları arttığı için birbirinden kaçmaya uğraşan üç insanın, kendi içlerindeki, aralarındaki ve dünya ile aralarındaki mücadele… Ustaca yazılmış, sağlam kuruluşlu bir roman.”

“Yalnızlar”ın başarısı, usta eleştirmen Fethi Naci’nin de dikkatinden kaçmaz: “Erhan Bener’in başarısı,” der Fethi Naci “öyle sanıyorum, romancının aslî görevinin ne olduğunu iyi bilmesinden kaynaklanıyor: Bireyleri anlatmak. Erhan Bener, bireyleri anlatırken, belirli bir tarihsel dönemin (1945-1946 yılları; çok partili dönemin başlangıcı) kasaba gerçekliğini, bu kasabadaki büyük kent kökenli küçük burjuva aydınlarının çıkmazlarını da anlatmış oluyor; bu gerçekliği, bu çıkmazları somutlaştırmak için kişilere söylev çektirmesine gerek kalmıyor.

Bireyi anlatmayı başlıca amaç belleyince romanı psikolojik gerçekliği olan insanlar dolduruyor; her biri kendi özel yaşamlarıyla, sorunlarıyla, dünyaya ve insanlara bakış açılarıyla yaşayan insanlar. Bu, Nevzat gibi, Macide gibi, Necati gibi, Nermin gibi, terzi Nuri gibi önemli kişileri için ne kadar doğruysa Macide’nin annesi ve ağabeyi gibi şöyle bir görünüp kaybolan kişiler için de o kadar doğrudur. Yalnızlar’da Türk romanında az rastladığımız ustalıkta psikolojik saptamalar var.”“Yalnızlar”, başarılı ruh çözümlemeleriyle, iyi kurgulanmış bir psikolojik roman niteliğinde.

Erhan Bener, mekân değiştirerek daha küçük ortamlarda yaşamaya çalışan kent aydının bunalımlarını, varoluş sancılarını kendine has, arınmış dili ve özgün üslubuyla anlatıyor.

Paylaş