VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
09 Şubat 2011 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Kentin, sarayın ve halkın “muhteşem yüzyılı”
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kentin, sarayın ve halkın “muhteşem yüzyılı”

Metin And gibi titiz ve dürüst bir araştırmacının kaleminden 16 yüzyıl Osmanlısını okumak Osmanlı’nın muhteşem yüzyılını tanımak için iyi bir fırsat...

Atom Damalı

Dış politikadaki eksen kaymasına ilişkin tartışmalar, tarih programları, haremle
ilgili diziler Osmanlı tarihini günlük hayatımızın doğal bir parçası haline getirdi.
Özellikle “Muhteşem Yüzyıl” dizisinin yarattığı tartışmalar ve reyting rekorları
kırması bu ilgiyi çok daha belirgin kıldı... Muhteşem sıfatı ile tanımlanan 16. yüzyıl
Osmanlısına olan ilginin daha artacağını tahmin etmekse hiç zor değil.
İşte tam bu sırada Prof. Metin And’ın “16. Yüzyılda İstanbul” kitabının yayımlanmış
olması sevindirici bir tesadüf oldu. Böylece meraklıları bu dönemi en doğru
kaynaklardan birinden okuyabilir...
Metin And yapıtında kaynak olarak sadece o yüzyılda tarihe tanıklık etmiş yazarların
eserlerini kullanmış. Söz konusu bilgiler seyahatnameler, günlükler, gezginler ve
diplomatların mektupları... Osmanlı’nın muhteşem yüzyılını daha ileri yıllarda
yorumlayan tarihçilerin eserlerine yer vermemiş. Bu şekilde dönemin gerçeklerine
daha yakın olmayı başarabilmiş...
Kitap üç ana bölümden oluşmakta. Önce “Kent”. Bu bölüm panoramik görüntelerle
anlatılan anıtları, surları, yolları, evleri, camileri, hamamları, su kanallarıyla
İstanbul’un üç temel bölgesini betimlemekte: Galata, Pera ve Üsküdar’ı. Yangın,
kıtlık, deprem ve salgın hastalıklar gibi afetler yanında, düzenin sağlanması, kamu
sağlığının korunması ve kentin temizliği gibi ilginç bilgileri de içermekte.
İkinci bölüm ise “Saray”a ayrılmış. Eser, Topkapı Sarayı ile hanedan üyelerinin ve
devlet ileri gelenlerinin diğer sarayları hakkında detaylı bilgiler kapsıyor. Bunun
yanında Sultanın, halkın içerisine nasıl çıktığı, nasıl av partileri düzenlendiği, hanedan
kayıklarıyla eğlenceler, şenlik ve yemekler düzenleyişi minyatür ve gravürlerle
okuyucuya sunuluyor.
“Halk”ı inceleyen son kısım ise kitabın ana bölümünü oluşturuyor. Değişik ırk, dil,
din ve adetlerle bezenmiş insanların giyimleri, evlilik adetleri, yemeleri, içmeleri,
denizlerindeki balıkları, halkın ödemek zorunda olduğu fiyatlar, kadınların yaşamları,
toplumsal normlar, cezalar, fahişeler, uyuşturucu kullananlar, batıl inançlar... Her biri farklı yönleriyle ve ayrıntılı olarak kaleme alınmış.
Osmanlı İmparatorluğu’nun zirvede olduğu bu yüzyıl, öyle zengin ve renkli
ki, özellikle İstanbul’un tüm renklerini ve kozmopolit yaşamını tek bir eserde
bulabilmek, tanımlayabilmek mümkün değil.
Ancak o döneme tanıklık etmiş yazarlardan toplanılan bilgileri, Metin And gibi titiz
ve dürüst bir araştırmacının kaleminden okumak, Osmanlı’nın muhteşem yüzyılını
tanıyabilmek için de iyi bir fırsat.

DEĞİŞMEYEN SORUNLAR
“16. Yüzyılda İstanbul” kitabını okurken fark ettim ki, İstanbul’un bazı önemli
sorunları 500 yıldır devam etmekte. Bunların başında da “İstanbul’un taşı toprağı
altın” inancıyla İstanbul’a yapılan göçler geliyor.
1567 yılında alınmış bir Divan kararına benzer bir karar belki şehir sağlığı açısından
bugün dahi uygulanabilir. Bu karara göre Rumeli ve Anadolu’dan İstanbul’a
gelen halkın başıboş dolaşmaması için kayıt altına alınmaları ve yerli halk olarak benimsenebilmeleri için kentte en az beş yıl yaşamış olmaları gerekmekteydi.
Bugün İstanbul kedi ve köpek gibi hayvanların başıboş dolaştığı ender dünya
şehirlerinden biri. Metin And’ın eserinden 500 yıl önce de aynı sorunlara çözüm
arandığını okuyoruz. Mesela o yıllarda İstanbul sokaklarında “köpeğe et”, “kediye et”
diye bağırarak et satan satıcılar dolaşıyor. Bunlardan yiyecek satın alanlar sokaklarda
başıboş gezen sayısız hayvanı besliyor. Önemli sağlık sorunları yaratabilecek bu
konuyu hem hayvan hakları, hem de insan haklarına zarar vermeden çözen belediye
başkanımızın tarihe geçeceği kesin.
Topluma kendini güvende hissettirecek en önemli kurumlar hukuk ve adelet ile ilgili
olanlardır. Osmanlı düzeninde adalet kadılar vasıtası ile sağlanmaktaydı. Bu düzende
verilen cezalar zaman zaman istikrarlı olmaktan uzaktı. Örneğin, zina için verilen
ceza kadına ve erkeğe ayrı biçimde uygulanıyordu. Erkek birkaç ay hapis yattıktan
sonra para cezası ödeyerek çıkarken, aynı suçtan cezalandırılan kadın ise, başına
bir öküzün iç organları dolandırıldıktan sonra at sırtında sokak sokak dolaştırılarak,
çevredekiler tarafından taşlanır ve kırbaçlanırdı. Müslüman kadın bir Hıristiyan erkek ile zina yaparsa, her ikisinin de cezası ölümdü.
Oysa Müslüman erkek Hıristiyan bir kadınla yakalanırsa ölüm cezası verilmezdi.
Dini bayram günleri cinsel temas hayat kadınları için bile yasaktı. Bu günlerde cinsel
temasta
bulundukları için pek çok hayat kadınının diri diri çuvallara sokulup çuvalın ağzı
dikildikten sonra Boğaz’ın
sularına atılarak boğuldukları anlatılmaktadır.

***
ZİNA CEZASI
Osmanlı saraylarında belli bir düzen dahilinde cinsel hayatta serbestiyet
olmakla beraber, toplumda cinsellik aşırı bir şekilde baskı altına alınmaktaydı.

***
SİHİRBAZLIK

Sevgili editörümüz Buket Aşçı’nın, Vatan Kitap’ın bu ayki sayısında yazmam için
önerdiği listede Metin And’ın “16. Yüzyılda İstanbul” kitabını görünce gençlik
yıllarımdaki Ankara yaşamı canlandı. 70’li yıllarda kayınvalidem Sakine Turan’ın
dönemin diplomat, gazeteci ve öğretim üyelerinin katıldığı davetleri Ankara
gecelerine renk katardı. Bu davetlerde görmeye alıştığımız Taha Toros, Osman
Okyar, Orhan Alisbah, İlhan Çevik, Kasım Gülek, Enver Ziya Karal, Metin And
gibi birçok Türk aydını farklı konularda görüşlerini birbirleriyle paylaşırlardı. Tabii
ki Metin And’ın bu gecelerde yaptığı sihirbazlık gösterileri herkesin en keyif aldığı
eğlencelerin başında gelmekteydi. Şimdi birçoğu aramızda olmayan bu kıymetli
dostları bir kere daha anarken, Metin And’ın eserini bu güzel günleri hatırlayarak
incelediğimi de eklemek isterim.

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam