VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
29 Ekim 2009 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Kim bilir belki de bu Bihter intihar etmez!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kim bilir belki de bu Bihter intihar etmez!

Halid Ziya Uşaklıgil ""Yasak Aşk""ın bu kadar uzun süreli, bu kadar canlı bir şekilde hayatını sürdüreceğini o da pek tahmin edemezdi. Hele Bihter""in ölüp ölüp kuşaklar boyu yeniden dirileceğini ve 21. Yüzyıl""da Türk toplumunu gamzeli gülüşü ile esir alacağını…

Kerem Çalışkan

"Aşk-ı Memnu" üzerine yazmadan önce küçük bir test yaptım. 23 yaşında, yeni üniversite mezunu oğluma diziyi sordum. Evet, izliyordu.
- En çok ilgini çeken?
Biraz muzipçe güldü: "Bihter!"
Ben de muzipçe güldüm. "Biliyorsundur" dedim, "Bihter sonunda intihar ediyor!"
Suratı karıştı. Karşılıklı minik bir kültür-şoku yaşadık. O bana, yeni okumaya başladığı güzel bir cinayet romanındaki katili baştan söyleyen "dallama bir arkadaş"a bakar gibi baktı. "Şimdi dizinin bütün karizmasını çizdin…" dedi. Ben ona bakarak "Aşk-ı Memnu, yazılalı 110 yıl oldu. Arada bir yerde bunu duyduğunu sanıyordum" diyecektim, vazgeçtim… Uzlaşma noktası olarak Bihter gerçeğine döndük.
Dizi hayatımızı fazlasıyla kuşatmıştı. Hatta "Kurtlar Vadisi"nden bile fazla… Zaten reytinglerde "Vadi"yi sollaması da bir alarmdı.
Halid Ziya Uşaklıgil "40 Yıl" adlı nerdeyse bin sayfalık hatıratında "Eser yazılıp basılınca, sizin olmaktan çıkar, kendi hayatını yaşamaya başlar" diyordu. Ama sanırım "Yasak Aşk"ın bu kadar uzun süreli, bu kadar canlı bir şekilde hayatını sürdüreceğini o da pek tahmin edemezdi. Hele Bihter"in ölüp ölüp, kuşaklar boyu yeniden dirileceğini ve 21. Yüzyıl"da Türk toplumunu gamzeli gülüşü ile esir alacağını…

BİHTER"İN ŞUH GÜLÜŞÜ

Nasıl anlatıyordu onu Halid Ziya?
"Bu kadın gözlerinin derinliklerinde bir çift şuh çocuk gözü kimsenin haberi olmaksızın size sevincinin manasıyla bakıyor zannolunurdu…Ta sağ kaşının altından başlayarak dudağına kadar inen bir çizgi, sanki bir tel saç üstünde yatmaktan gelen bir ince hat vardı ki son noktasında, sağ dudağının ta köşesinde sabit bir tebessümle titremeye hazır bir mini mini çukur bırakırdı. Bihter gülmek üzere iken gözlerinde akan bir neşe o ince çizgiyi takip ederek burada, dudağının köşesindeki küçük bir girdap teşkil ettikten sonra artık taşardı…"
Bak sen!… Halid Ziya, Beren Saat"i mi görmüş anlatırken?...
Oğlumla konuşurken, Bihter"in gülüşü araya girince, kendi bildiklerimden kuşkuya düştüm. Ve birden kafamda bir ışık yandı: Evet, Bihter intihar etmeyebilirdi. Daha doğrusu bu Bihter intihar etmeyebilir! Evet reklamlarda "Halid Ziya"nın ölümsüz eseri…" deniyor, ama asıl ölümsüz olan Bihter!
Tamam Müjde Ar, 1974 TRT dizisinde bütün cilveli seksiliğine rağmen Halid Ziya"ya sadakatini ispat etmek için romanın sonuna uymuştu.
Ya Beren Saat? Ondan kuşkuluyum!
Çünkü bu Bihter, her ne kadar Halid Ziya"nın romanından fırlamış olsa da, sevgilisine SMS çeken, 4x4 jeep kullanan iddialı, muhteşem bir kadın. Ve oldukça sosyal!
Yani intihar etmeyip, kocasını terk edip çekip gitse Türk medyası kendisine öyle bir sahip çıkar ki, Adnan Bey toplum içinde gezinemez, Reina"ya, Lucca"ya bile gidemez olur!
Öyleyse Bihter yaşıyor! Ölümsüz Bihter!
Sonra "Aşk-ı Memnu"nun "Resmi Web Sitesi"ne bakıyorum. Adı hakikaten böyle! Orada Azerbaycan"dan yazan bir Banu var. Sürekli yazıyor. Son maillerden birinde "Ölmicek, ölmicek işte…" yazmıştı Bihter için… Zaten Halid Ziya"nın rüyasında görse hayra yormayacağı bir gerçek ile yüz yüzeyiz.

ORTADOĞUYU SARSAN AŞK!

Bihter ile Behlül"ün aşkı Türkiye sınırlarını aşıp tüm Ortadoğu"ya, Kafkasya"ya, Balkanlar"a, hatta Orta Asya"ya uzanmış vaziyette…
Yani Behlül romanın sonundaki gibi masum ve rakik Nihal"i kirli pençesine (!) düşüremedi, ama Kıvanç Tatlıtuğ"un şahsında neredeyse bütün eski Osmanlı coğrafyasının genç kızlarını, kadınlarını esir aldı, aşkına ram etti, büyüledi, baştan çıkardı… Yani Türk TV"lerinin ulaştığı en geniş coğrafyada artık Behlül rüzgarı esiyor. Özellikle Arap dünyası kadınları Behlül"e tapıyor. Size bir şey daha fısıldayayım; Halid Ziya"nın Behlül"ü çok daha hoppa, uçarı, çok daha güvenilmez, çok daha züppe, şıpsevdi bir tipti. Oysa Tatlıtuğ-Behlül çok daha karakterli bir delikanlı havası sergiliyor. İhanet edip gidecek gibi durmuyor. Adeta Halid Ziya"nın es geçtiği büyük ve tutkulu bir aşkı oynuyor…
Belki biraz da bu yüzden, şimdi on binlerce genç kız, genç kadın kimi kocasının, kimi sevgilisinin yanında, onunla gizli gizli Aşk-ı Memnu yaşıyorlar! Yasak aşk sanal dünyanın Halid Ziya"nın deyimiyle "en sahih" gerçeği haline geldi.
Ne romanmış ama!

KİTAP SATIŞI MERAKTAN PATLADI!

Şimdi bu dizinin hayranlarına, fanatiklerine, tutkunlarına "Halid Ziya"nın romanını da bir okusanız" demenin bir anlamı var mı? Bence yok!
Çünkü, okudukları zaman dizideki rengarenk alemi bulamayıp, hayal kırıklığına uğrayabilirler. Kendi döneminde okurlarına rengarenk bir dünya sunan roman, günümüz televizyon dünyasının, dizi dünyasının görkemli gerçeği karşısında, oldukça eski, hatta soluk bir tiyatro eserine, bir hayal perdesine dönmüş olabilir.
Yine de dizilerle birlikte "Aşk- ı Memnu" dahil kitap satışlarında patlama yaşandığını sevinçli bir haber olarak kaydedelim. İddiaya göre, dizilerin sonunu merak edenler kitapları alıyormuş!
Peki ya edebiyat?
Edebiyat hala yaşıyor mu? Hala edebiyat denen şeyden zevk alanlar var mı? Duygu ve düşünce dünyasını "ölümsüz eserlerin" satırlarında şekillenen sözcüklerle yıkayan bileyen, okşayan var mı?
Varsa, onlar bu heyecanlı dizide asla göremeyecekleri anların, duyguların ve anlatımların peşine bir dedektif hassasiyeti ile düşebilirler. Ve romanın en umulmadık yerlerinde Halid Ziya"dan yalnızca kendilerine miras kalmış bir "altın anahtar" bulmuş gibi sevinebilirler.
Bu "altın anahtar", kimi zaman fetişist bir betimleme, kimi zaman bir tasvir, ama hiçbir zaman ekranlara yansımayacak bir "iç dünya fırtınası" olabilir.
Mesela şöyle:
"Behlül"le bu aşk aynıyla Adnan Bey"le izdivaç kabilinden başlamıştı. Melih Bey takımının bütün soyaçekim mirasına sahip olarak doğan bu kadına seçkin bir evlilik lazımdı, bu evlilik ki altından küçük bir anahtarla gelsin. Bu evlilik ancak bir Adnan Bey"le mümkün olabilirdi: başka hiçbir şey düşünmemiş, Adnan Bey"e elini uzatmıştı. Fakat anlamakta gecikmemiş idi ki, elini uzatmakla kalbini vermiş olmuyor. O mini mini altın anahtar bütün emellerinin önünde kapıları açmış idi, fakat o emellerin demir kapılarını en hafif temasıyla boyun eğmeye mecbur eden altın parçasının karşısında kalbi, kendi kalbi kapalı kalmış idi. O zaman bu evlilik ile boş kalan gönül boşluğunu, o aşksızlıktan kaynaklanan boşluğu doldurmak için evliliğinin yanında bir aşk hayatı icat etmek lazım gelmiş idi. Bunu uzaklarda aramak icap etmiyordu. Eteklerinin etrafında arzularla dolu gözlerle kendisini kucaklayan biri vardı, bir adım atmış idi ve kendisini Behlül"ün kollarına vermiş idi. Yalnız bir adım, fakat bu adımın altında bir uçurumun ağzı gizli idi…"
Neredeyse romanın özeti gibi müthiş bir paragraf.

SEVMEK, İHANET VE İHTİRAS ROMANI

Evet, Halid Ziya"nın romanındaki gizli ayrıntılarda hala yaşayan, belki diziye o tadı veren ama ekrana gelmeyen ne çok duygu var.
Çünkü romanın tümü aslında sevme, sevilme, nefret, intikam ve hesaplaşma fırtınalarıyla yüklü. Günümüzde de sürüp giden fırtınalar… İnsanların, fırtınalı iç dünyası…
Ana-kız, baba-kız, karı-koca, kardeşlik ve aşk ilişkileri… Emeller, ihtiraslar, tutkular…Başkasını kandırmalar, kendini kandırmalar… Bir anda bir haberle bir uçtan bir uca savrulan iç dünyalarımız… Halid Ziya bütün bunları olağanüstü bir zenginlik ve derinlikle anlatır.
Bihter, annesi Firdevs Hanım"dan nefret eder. Annesi kendi gençliğini çaldıklarını düşündüğü kızları, Peyker ve özellikle rakibi gibi gördüğü Bihter"den nefret eder. Roman ana-kız arasında müthiş bir çatışma ile başlar ve yine müthiş bir çatışma sahnesiyle sona erer. Adeta diğer tüm çatışmalar hatta aşklar, bu temel çatışmanın gölgesinde kalır. Bihter, ihanetinin sorumluluğunu bile annesinin "genetik mirası"na (ırsi-soyaçekim) yükler.


DİZİLERDE ALTERNATİF FİNALLER OLABİLİR

Burada bence heyecan verici bir şey var. Çağımız dizilerinde bilindiği gibi pek çok yapımcı, değişik finaller, sonlar çekerek bunları halkın oyuna sunarlar. Alternatifli sonlar heyecan verir. "Aşk-ı Memnu"nun gidişatı böyle sürprizlere çok uygun. Günümüz Bihter"i zaten pek çok şeyden ipini koparmış bulunuyor. Varsın Halid Ziya"nın kendisine biçtiği sona da isyan etsin, ipini koparıp kendi hayatına doğru yelken açsın.
Ama roman, diye itiraz ettiğinizi duyar gibiyim… Peki, elinizi vicdanınıza koyup söyleyin. Günümüzün "Aşk-ı Memnu"ları, yani yasak aşkları 110 yıl öncesinin yasak aşklarına benziyor mu? Yani, yasak aşk yaşayan eşlerin, kadının intiharı sosyal bir zorunluluk mu?
Tabii ki değil! Öyleyse milyonların merakla izlediği Bihter"i, ölüm cezasının bile kaldırıldığı 21. Yüzyıl Türkiye"sinde neden ölüme mahkum edelim?
Terbiye ve ahlak için mi? Gençlere kötü örnek olmamak için mi? Yoksa Halid Ziya"nın eseri, gerçekten ahlaki ve terbiyevi nedenlerle yazdığını mı düşünüyorsunuz? Dizinin sonunda Bihter ölürse, çok ses çıkmaz. Ama ölmemesi durumu, başta edebiyat tutkunları ve ahlakçıları olmak üzere birçok kesimi ayağa kaldırır. Ama bu sinema ve dizi dünyasını Bihter-II veya Bihter-Reloaded benzeri bir devam çekmekten de alıkoyamaz.
Halid Ziya"nın bugün yaşasa, Bihter"i aynı şekilde öldürüp öldürmeyeceği de kuşkuludur. Kendisi ölmeden önce1939"da yaptığı son Aşk-ı Memnu baskısında dilini baştan aşağı düzeltip sadeleştirmişti. Yaşasaydı, bakarsınız Yasak Aşk"ın sonunu da günümüze uygun şekilde sadeleştirebilirdi…
Not: "Aşk-ı Memnu"yu ve Halid Ziya"nın tüm eserlerini yeniden basan Özgür Yayınları"nı kutluyorum. Dili parantez yöntemiyle sadeleştirerek basma yöntemi, hem yeni kuşaklara okuma kolaylığı veren, hem de eski sözcükleri atmayarak koruyan bir uygulama. Ama Özgür Yayınları"nı özellikle 2009"da yayımladıkları Halid Ziya"nın "Nesl-i Ahir"i için kutlarım. 1908 tarihlerinde Sabah gazetesinde tefrika olarak yayımlanan bu eser kitap olarak 100 yıl sonra ilk kez basıldı. Özgür Yayınları övgüye değer bir çabayla, eseri üç ayrı kütüphaneden eski gazete nüshalarından toplayıp, sadeleştirerek tamamını yayımladı.

Ciğerleri söken ateşli öpüşme

Halid Ziya"nın "Aşk-ı Memnu" romanı 1900"de dönemin ünlü edebiyat dergisi Servet-i Fünun"da yayınlanır. Ancak hemen bir yıl sonra Abdülhamit sansürü dergiyi kapatır ve Halid Ziya da II. Meşrutiyet"te yani 1908"e kadar artık bir şey yazmaz. Gelelim günümüze… RTÜK"ün dizide sinirlendiği Bihter-Behlül öpüşme sahnesi gerçekten çok mu ateşliydi? Bence RTÜK haklı! Bakın Halid Ziya o sahneyi romanda nasıl anlatıyor: "Dudaklarıyla genç kadının dudaklarını araştırıyor, beklenen cevabı oradan dudaklarıyla toplamak istiyordu. Uzun ve bu defa ruhlarının bütün ateşleriyle ciğerlerini söken bir buse içinde dudakları birleşti." Yapımcı ve oyunculara kızmayın. Onlar en azından bu sahnede romanın hakkını vermişler!

Bihter"in ayağı şuh bir edayla sallanıyor

Dizide yoktu, ama Halid Ziya"nın kaleminden çıkan şu sahne romanda gizli, şahane bölümlerden birisi: "Şimdi Bihter yatağının içinde, hakikatle huylanın arasında cibinliğinin tül duvarını çekerek yatıyor, odanın sükununda bir uyku nefesi uçmaya başlıyordu. Yalnız-ufuklardan bir parça güneş istemek için yuvasının kenarında bekleyen beyaz bir güvercin yavrusu gibi-yataktan,cibinliğin arasından küçük beyaz, tombul bir ayak sarkıyor; asabi bir hırçınlıkla sallanarak şuh, çapkın bir davet manasıyla güya bu emel yatığına takım takım huylalar çağırıyor; "Evet" diyordu. "Buraya geliniz görkemli yalılar, beyaz kikler, maun sandallar, arabalar, kumaşlar, mücevherler, bütün o güzel şeyler, bütün o yaldızlı emeller…Siz, hepiniz, buraya geliniz…"

Nihal"in kanayan kalbi

Halid Ziya"nın romandaki baş karakterlerinden biri Nihal"dir. Bu küçük, rakik (ince, kırılgan) kızın giderek Bihter"in rakibesine dönüşmesi, esere başka bir dinamizm verir. Nihal, o kadar kaçtığı, kızdığı ve atıştığı Behlül"ün kandırıcı sözlerine kapılıp, adada ona evlenmek için "evet" der. Hemen sonra Bihter"le olan aşkını öğrenir ve adadan İstanbul"a yalıya koşar. Halid Ziya bu gidiş sırasında Nihal"in ruh halini şu satırlarla anlatıyor: "Bu adam, daha dün gece onu onu uyuşturan bir ezginin kanatlarıyla yeni açılan parlak bir ufka götüren Behlül, demek sakınılacak bir yırtıcı mahluk idi ki onun biçare masum kalbini yırtmak, son damlasına kadar onun kanını içmek istemişti. Ve bu canavarı Nihal sevmişti. Sahih sevmiş mişdi? Kendi kendisine "Hayır, aksine" diyordu;"şimdi ona düşmanlık ediyorum".

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam