VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Eylül 2016 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Kim, kimin köpeği
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kim, kimin köpeği

Paul Nizon’un “Köpek-Öğle Vakti Günah Çıkartma” isimli romanında Paris sokaklarının tekdüzeliği anlatının derininde bir çökelti gibi yoğun ve kıvamlı hâliyle duruyor. Herkese göre değil. Buna rağmen okuyanı yazı ve hayat üzerine düşündürecek ipuçları sunan bir kitap.

ÖZEN YULA


Paul Nizon 1929 doğumlu İsviçreli sanat tarihçisi ve yazar. Almancanın yaşayan en büyük yazarlarından olduğu yazılıyor. Yaşı ileri, haliyle dünyayı iyi tanımış, serinyüreklilikle kavramış bir adam. “Köpek-Öğle Vakti Günah Çıkartma” adlı yapıtı 1998’de Paris’te basılmış. Yapısı gereği o yılların karmaşıklığını, konformizm anlayışını, aile içi ve toplumsal şiddet kıvılcımlarını içeren ve derin bir anlatıya dönüştürmeyi başaran bir roman ya da romansı.

Kısa, kunt ve felsefi
Kısa, ama yer yer yorucu ve üzerinde düşünmeyi gerektiren bir anlatım tarzı var. Cümlenin ve anlatılanın hakkını veren bir yazar. Araya gazete haberlerini ve onlarla ilgili yorumlarını katıyor. Dolayısıyla haberlerden, söylentilerden, anılardan ve bugünkü yaşam lekelerinden kurulu kısa, kunt, felsefi boyutu ağır basan bir anlatı var karşımızda. Bazı kısımlarda, sıradan bir dolaşma sırasında kahramanın hem içinde yaşadığı zaman dilimine hem de geçmişe yönelik anlatıları iç içe geçiyor. Kısa geliş gidişler daha da dikkatli olmaya zorluyor okuru.

Kitabın alt başlığı “Öğle Vakti Günah Çıkartma” da olsa, aslında sayıklamaların doğurup büyüttüğü bir anlatı durumu söz konusu. Her anlatılan anlamlı bir sayıklamaya dönüşür. Ama bununla da sınırlı kalmaz. Her sayıklama aforizma, anı, gazete haberi, kimi zaman da bir edebî metin olarak belirir sayfalarda.
Sokak serserisi diyebileceğimiz bir adamın aslında nitelikli, felsefi ve entelektüel özellikler taşıyan bir adam olduğuna tanık oluruz. Ancak gerçek bir sokak serserisinin kalenderliği yoktur onda. Sürekli düşünen, hatırlayan ve anlam arayan bir adamla karşı karşıyayız. Paris sokaklarında köpeğiyle dolaşan bu adam, aynı zamanda eski hayatından kesitleri, hayatının belli dönemlerinde onunla olan bir köpeği, aile yaşantısını ve çocukluğunu da okurla paylaşır.

Çocukluğu bir otelde geçmiştir. Otele gelen müşterilere ailece hizmet vermişlerdir. Kendisini oraya ait hissedememiştir. Hatta o zamanki köpeğini gezdirmeye çıkardığında ara sokaklara girip çıkarak kendisine hikâyeler aramıştır. Hep birilerini misafir etmişler, onların keyfine göre yaşamışlardır o otelde. Dolayısıyla anlatıcının çocukluğu da insanların konup göçtüğü o mekâna göre şekillenmiştir.
Birinci tekil şahıstan dinlediğimiz hikâyede yazar kimi zaman kendi özelliklerini köpeğinin özellikleriyle karşılaştırır. Bağlandığı Hannelore’yi tanırız. Sonra köpeğini. Daha önceki köpeklerini. Hayat, anlatıcının kaçmaya çalıştığı bir devamlılık arz etmektedir. Arada Alexander Soljenitsin de çıkar karşımıza. Bir dönem yaşadığı şehirde başka insanların gözünden görürüz yazarı. Hayatın sürgünlerindendir o da. Bizim anlatıcımız da kendi kendini sürgün etmiştir sokaklara. Ama ondan önce İtalya üzerinden Afrika’ya gitmiş, farklı yerleri gezmiştir.

Arada okurla paylaştığı gazete haberleri genellikle şiddet yüklü, suç ve ceza ağırlıklı haberlerdir. Kahramanımız dışarının şiddetiyle okuduğu gazete haberleri aracılığıyla karşılaşır. Onun karşılaştığı durumlar ise genelde yok sayılmaya, adeta çevresi tarafından görünmezlik zırhıyla kuşatılmasına dair durumlardır. Arada bir, köpeğinin özellikleriyle kendi hayatı arasında birtakım koşutluklar kurduğu durumlar olur. Köpeğinin sincaplar karşısındaki tutumu, kendisinin kadınlarla kurduğu ilişkinin temelindeki durumdur.

Handke ve Bernhard gibi
Handke, Bernhard gibi yazarlarda alıştığımız tutumun farklı bir yansımasını da Nizon’un “Köpek” adlı yapıtında görmek de mümkün. Bu anlatım tarzında soğuk, dışarıdan bakarak anlatılan olaylardan ziyade, kişinin o olaylar karşısında düşünsel boyutta kurguladıkları önem kazanır. Dolayısıyla hissedilen kesif bir yabancılaşma okurda da yaratılmış olur. Eldeki metne karşı yaratılan yabancılaştırma sonucunda da uzak bakış açısıyla modernist dönemden postmodernist döneme geçişin ipuçları okur tarafından değerlendirilir. Ancak bu noktada kelime seçimleri önem kazanır. Hele ki çeviride!

Çevirmen Feza Şişman iyi bir çeviri yapmış. Ancak kelime seçimleri bir daha gözden geçirilmeli diye düşünüyorum. “İhtiram” kelimesinin birkaç defa kullanılması ilginç. “Levanten riyakâr haller”, “şayia”, “namevcut”, “şecere”, “mücahit”, “maziye meftun” gibi kelime seçimleri bu çeviri için ilginç olmuş. Ama arada “akredite”, “jest”, “zinhar” gibi kelimeler de var. Elbette çevirmen ve editör, seçimlerini istedikleri gibi değerlendirebilirler. Ancak metnin gerekliliği ve kelime seçiminin neticede hangi amaca hizmet ettiği unutulmamalı. Demem o ki, Paris sokaklarında gezen bir Osmanlı münevveri anlatılmıyor bu romanda. Neticede karşımızdaki vasat hayatını geride bırakan duyarlı bir sokak serserisi. Bu göz ardı edilmemeli.

Evet, anlatıcımızla arada bir karşılaştığı, düşündüğü, belki kurduğu yazar imgesi üst üste gelip katlanıyor. Sokak serserisinin entelektüel bir anlatıcı olarak bize anlattığı bir dizi hikâyeyi görüyoruz. Veya tam tersi, usta bir yazarın sokak serserisi olarak anlattığı bir yapıya tanık oluyoruz. Ancak, Arapça kelimeler bu anlamda da destek değil köstek oluyor. En yalın hâliyle, bir zamanlar çarkın bir dişlisi konumundaki bir adamın günün birinde, gündelik hayatın prangalarından kurtulmaya karar vermesi ve kendisini sokaklara atmasının hikâyesi söz konusu. Okur açısından Arapça kelimeler bu yapıda kendi başlarına yabancılaştırma etmeni oluyorlar. Bu da yer yer sabırlı bir okuma gerektiren kısacık kitabı daha uzak kılıyor okura. Çeviride bunları da düşünmekte fayda var.

Eski kelime kullanımından söz ederken, “Sevgi kale alınmıyor” (s.70) cümlesindeki kelime “kaale” olmalı.
Özünde usta işi bir anlatı var. Sakin akan anlatı, şiddetli ya da şaşırtıcı olayların katkısıyla renklendiriliyor. Doksanların Yugoslav göçmenleri, varoşların hareketliliği gibi durumlar satır aralarında işleniyor. Ama Paris sokaklarının tekdüzeliği anlatının derininde bir çökelti gibi yoğun ve kıvamlı hâliyle duruyor. Herkese göre değil. Buna rağmen okuyanı yazı ve hayat üzerine düşündürecek ipuçları sunan bir kitap. Kâh bir yazarla kâh köpeğiyle özdeşleşen bir sokak serserisi ilginizi çeker belki de.


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163