VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Eylül 2014 Pazar | Anasayfa > Haberler > Kimse cehenneme yardımsız gidemez
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kimse cehenneme yardımsız gidemez

Karen Russell ilk romanı “Timsah Park”ta, bataklıklarla dolu bir adada yaşayan, hayatını timsah gösterileriyle kazanan bir ailenin hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Russell, bu romanıyla Pulitzer’e aday gösterilmişti.

MURAT CAN AŞLAK


Steve Irwin’i hatırlarsınız. Her daim ütülü, haki gömlek ve şort takımıyla timsah timsaha zıplayan, sarı lepiska saçlı, tombul yanaklarını daha da şişiren içten gülümsemesiyle mutluluk ve neşe abidesi ünlü Timsah Avcısı’nı. Bu coğrafyada timsah güreşi ve timsah terbiyesi denince Krokodil Dundee ile beraber en tanıdık şey rahmetli Irvin ve sarı mutluluğu. “Timsah Park” uzaktan, bilinçaltımıza işlemiş Irwin yüzünden maceracı ve hızlı akan bir iyi hisset romanı gibi durabilir. Açıkçası, elimizdeki roman rengi ve hedefine aldığı duygular açısından Irwin’in 2006 yılında bir vatozun kuyruğundaki iğnenin kalbini parçaladığı an ile son nefesini verdiği ana kadar yaşadıklarının genişletilmiş haliyle karşılaştırılabilir ancak.

Aslında hikaye Florida bataklıklarında bir adada pek de kara bulutların dolanmadığı bir sahnede perde açıyor. Judy Garland adında bir boz ayısı, Burma-Afrika pitonları, cins cins kara kurbağaları, kırmızı karınlı kara kaplumbağaları, bataklık faunasına özgü türlü türlü bitkileri ve parka adını veren 98 tutsak timsahıyla yüz hektarlık bir adaya kurulu Timsah Park (Swamplandia!) romanın sıfır noktasının dekoru. Timsah Park’ın içini, aslen Ohio’lu olan ama Amerikan yerlisi numarası yaparak işleten, timsah güreşleri ve yine timsahların buzul sarkıtları gibi sivri dişlerinin yarattığı tehdidi kullanan şovlarla ile adayı çekim merkezine dönüştüren Bigtree ailesi dolduruyor.

Normal seyrinde” hali, Bigtree ailesinin annesi ve Timsah Park şovlarının yıldızı Hilola’nın aniden kanser olup ölmesi ve Timsah Park’ın baş edemeyeceği Karanlıklar Alem’i adlı ultra-modern bir rakip tema parkının anakarada kuruluşuyla dağılıyor. Dengenin bir anda altüst olduğu ve ailenin topyekun bir çözülme riskinin belirdiği bu kavşakta eksantrik ve ustalıkla yaratılmış karakterler yazarın yolunu asfaltlamış: Baba Şef Bigtree, başarısız planların piri; Osceola, duygusal olarak savrulmaya yatkın 16 yaşında yeni tomurcuklanan bir spritüel genç kız; Kiwi, 17 yaşında asi, kararlı bir realist delikanlı ve Ava, hikayenin çoğunu ağzından dinleyeceğimiz 13 yaşında, cesur bir anasının kızı savaşçı.

ANNEYİ KAYBETMEK

Hilola’nın ölümünükasaba postasındaki ölüm ilanı kadar informatif bir tonda sunuyor Russell, hikaye ilerledikçe aile bireylerinin üzerindeki tahribat ve açılan yaralarıyla baş etme yöntemleri ( ya da edememe halleri) su yüzüne yavaş yavaş çıkıyor. Anne kaybı ve bunun etkileri roman boyunca artık hemen her sahneyi besleyen ana damarlar biri olarak hissediliyor.
“Artık ruhlara inanmıyorum. En azından, Ossie’nin kitabındaki türden ruhlara. Bence ortada (...) çok daha gizemli bir şey dönüyor. Çocuklarının içinde doğan güneşlerde alev alev yanan anneler gibi.”

Roman bu noktadan sonra Kiwi ve Ava merkezli iki koldan yürümeye başlıyor. Timsah Park’ta doğup büyümüş Kiwi’nin anakara kültürüyle mücadelesi ve çevresiyle uzlaşarak yolunu açması karşısında Ava’nıngizem ve tehlike dolu macerası arasında gidip geliyoruz. Kitabın son bölümünde bir realist romandan çok James Bond filmlerinde görebileceğiniz tesadüflerle iki hikaye birbirine bağlanıyor.

Arka arkaya gelen iki şok ve ailenin dinamikleriyle sürüklenen romanda oyun değiştirici bir karakter de romanın ortalarına doğru denkleme dahil oluyor: Yalnızca bataklık coğrafyalarına özgü bir meslek olan, yırtıcı kuşları kandırarak adalardan sürme mesleğini icra eden Kuş Adam. Osceola’nın ruhlar alemine dalıp, oradan kendine bir hayalet sevgili edinip müstakbel eşiyle yeraltı dünyasına kaçışından sonra, kayıp ablayı bulmak için Ava’ya yardım etmeyi teklif eden gizemli bilge. Kuş Adam ve Kuş Adamla Ava’nın dalgalı, devamı öngörülemez ilişkisi romanın en sürükleyici unsuru.Gizem ortadan kalktığında, merak ettiğinize pişman olabilirsiniz.

Adam: Sır tutabilir misin?
Ava: Hangi Kuşu çağırıyorsun?
Kuş Adam: Seni”
... “Kuş Adam: Kimse cehenneme yardımsız gidemez evlat.”

BATAKLIKTAKİ HİTCHCOCK

Kısa hikayeleriyle zaten ün kazanmış olan Karen Russell, ilk romanı “Timsah Park’ı” “Hitchcock’ın bataklıkla buluşması” diye tanımlamış. Gotik denebilecek bir karanlığa adım adım batan bir hikaye elimizdeki. Islak, vahşi, tehlikeli ve izole edici bataklık sahnesi, kararan hikayeye uygun bir fon sağlarken, Russell zaten baş aşağı giden hikayeye öngörülemez kara köşeler, hızlı irtifa kaybettiren düğüm noktaları, toprağın altına gizlenmiş umutları havaya uçuran kara mayınları saklamış.
Hayalet erkek arkadaşlar, ruh çağırma seansları, yeraltı dünyasının kapıları... Russell kitabın üstünü yavaş yavaş, itinayla mistik, büyülü ve biraz doğaüstü bir kabukla kaplıyor. Bu kabuğu tek vuruşta tuz buz edip haşin ve çirkin realist çekirdeği doğurttuğu an kaçırılmayacak kadar rahatsız edici ve hayranlık uyandırıcı. Tabiri caizse edebi bir tokat gömmüş romanın içine, beklemediğiniz bir anda kutudan çeneye fırlayan yaylı yumruk tadında.

AMACI KOKLATMAK

Hikayeyi saran sahneyi okuyucuya aktarırken pek bir acelesi yok Russell’ın, ortalama bir roman yazarının elinde aynı hikayenin en az yüz sayfa daha kısa bir roman çıkaracağına bahse girerim. Amacı anlatmaktan çok gerçekten göstermek, koklatmak, ıslatmak, duyurmak. Kısa hikaye yazarı olduğunu da yakalamak kolay; ana hikayenin yanında romanda dolgu malzemesi olarak Bigtree ailesiyle ilgili geçmişten ufak hikayeler serpiştirmiş. Temponun düştüğü bölümlerde zaman içindeki bu haraketlilik momentumun tümüyle kaybedilmesinin bir nebze olsun önüne geçebiliyor.

“Timsah Park” özellikle aceleci olmayan okuyucuları fazlasıyla tatmin edeceğini düşünsem de 13 yaşındaki Ava’nın feleğin çemberinden geçmiş bir yetişkin kafasına sahip olması, ana karakterin sonlarının üstünkörü geçilmesiyle kitabın biraz pat diye biten filmlere benzemesi ve romanın temposunun istikrarsızlığı kitabın biraz boyası dökülen yönleri. Yine de son tahlilde değerli, edebi olarak güçlü, iyi bir kurguyu dolduran tok karakterlerle sağlam bir roman. “Timsah Park’”ı Russell’ın ilk romanı olduğunu bilerek okumak, ileride dünyayı sallayabilecek bir atleti genç takımda izlemek kadar heyecan verici. Bu haliyle “Timsah Park”ının Pulitzer Ödülü’ne neden aday olabildiğini de, neden kazanamadığını da anlamak zor değil.

Timsah ParkTimsah Park

Karen Russell

Detay için tıklayın

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163