VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Kiraz ağacında açan şiir
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kiraz ağacında açan şiir

“Aşk/ Olmayan”, Bejan Matur’un “sevda sözleri”ne verdiği ad. “İnsan hep başlangıca inanıyor” diyen bir şairin başlangıca doğru yolculuğundan anılar, anımsamalar, unutmayışlar, hatırlayışlar.

HAYDAR ERGÜLEN


Seyrelen nedir/ Kelimeler mi?” sorusunun yanıtı şiirsel olarak güzel olabilir, “Kalbin,/ Kalbin seyrelmekte”, ama bana kalırsa asıl karşılık ‘kalbine toplanmak’tır. Kelimelerin kalbine toplanması, insanın kalbine toplanmasıdır.
Bejan Matur ilk kitabı “Rüzgar Dolu Konaklar”dan (1996) başlayarak, her zaman ‘yoğun’ ve ‘dolu’ bir şiir yazdı. Bunları bazen mırıldanır gibi, bazen sessiz bir ağıt tutturarak, bazen kendi ağacıyla konuşarak, bazen de dilsizlerin yerine ses ve söz alarak yaptı. Elbette bunu bir ‘ana dili’nden ‘kadın dili’ne, oradan da kendisi bir dil olan şiire taşıyarak yaptı ve böyle bir dilin adeta bir ‘saklı su’ gibi durmadan akmasını, taşmadan yatağını derinleştirmesini ve giderek daha da incelmesini sağlayarak yaptı. “Ateşten” şiirinde dediği gibi geldi: “Taştan geliyorum/ Seni bilen kelimelerden,/ Ateşten geliyorum / Yandım. ”(“Aşk/ Olmayan”, Bejan Matur, Everest Y., Şubat 2016, s.31).

Dilin ihlaliyle yetinmeyen bir şiir

Bejan Matur, şiiri ‘eril dil’e, yani egemen dile karşı, ‘ana dili’yle, ‘kadın dili’yle yazarak, dili ihlal eden bir şiir. Fakat bununla da yetinmeyen bir dil. Genellikle şairler dilin ihlalinin yeterli olduğunu düşünürler. Bu olumlu bir poetik ‘hamle’ olduğu kadar, bazen de politik bir ‘hamle’dir. ‘Hamle’ bir yeniliğe, kalkışmaya, öncülüğe işaret eder.

Başlangıca doğru ilerleyen bir hamle
Matur’un şiiri de bu ihlali gerçekleştirdikten sonra ‘hamle’sini ‘ilerletir.’ Fakat bu ileriye doğru değil, başlangıca doğru bir ilerleyiştir. İlk olana doğru. Bu poetik anlamda da, ontolojik anlamda da bizi dilin hakikatine götürmeye yönelik bir hamle, bir çabadır. Mitolojik değil, kadim olana doğrudur. Harflerin bilinmediği, kelimelerin çatılmadığı, dile henüz ihtiyaç duyulmadığı zamanlara doğru bir ilerleme. İnsanın ruhuyla bedeninin henüz birbirinden ayrılmadığı, sessizliğinin insandan çalınmadığı, insanın bölünüp parçalanmadığı, insanın henüz insan olmadan önceki altın çağı. Yani insanın doğadan ve doğasından koparılıp uzaklaştırılmadığı, yabancılaştırılmadığı zamanlar. İnsanın bizzat doğanın kendisi olduğu bir evren.
Bejan Matur, şiiri, şiirini o başlangıca, ilk olana, köke ilerletmeye yönelik bu hamleyi “Rüzgar Dolu Konaklar’”dan son kitabı “Aşk/Olmayan”a dek sürdürdü, sürdürüyor. İnsanın dilden önceki halinin, tek saflık hali olduğunu bilerek.

Kendi öncesinin şiirleri

“Aşk/ Olmayan” kitabının ilk şiiri “Aşktır” ve şair “Doğa hepimizden öncedir” der bu şiirde. Başka bir şiirinin başlığı da “Aşk Bizden Öncedir”. Başlangıç sevgisi ve kök tadı bu şiirin her yerinde gezinir, duyulur, görülür, tadılır ve Bejan Matur şiirinin neredeyse kurucu ögeleri, taşıyıcı kavramları haline gelir. Felsefi bir şiir olarak tanımlamaya gerek yok ama, öyle de denilebilseydi insanın ve doğanın ‘ilk’ felsefesinin anahtar sözcükleri de sayabilirdik başlangıç ve kökü.

“Kainatın Bildiği”nde “Ben başlangıca inanıyorum/ Bir kök tadı işliyor bende”, “ Yıldız Kümeleri” şiirinde “Bir kayanın oyuğunda/Üşüyen kız çocuğu/Gökyüzüne bakarken/Köklerine bakar gibiydi,/ Öyle bakıyordu yıldızlara” der. İnsanı en başa, başlangıca döndüren aşk onu çok zenginleştirecektir tıpkı “Suskun” şiirinde dediği gibi: “Başladığım yerdeyim yine/ Tanrıya götürülen sözler/ Taşındı aramızdan/ Ve sustum ben.” Ve insan yine başlangıca dönerek iyileşecektir, şiirin de başlangıcın diliyle, ve kök olan, kadim olan sessizlikle yazıldığı, daha doğrusu söylendiği, mırıldanıldığı gibi: “Derken kainat duyuyor beni/ Yürekle birleşiyor zaman kırıkları/ Ve toz her şey/ Toz ve başlangıç.” Bejan Matur dilin, kelimenin yerine koyduğu şeyi de fısıldayacaktır bize: “Aşk/ Başlangıcın kelimesi”.

Kitabın ve şiirlerin ‘öz’ü diyelim, “Geçmişin Yükü” şiirinde beklemektedir bizi: “İnsan hep başlangıca inanıyor/ Annenin dokunuşu/ Ve ilk soluk/ Bir el saçlarımızda gezinirken/ Şefkatli bir yürek/ Öyle sanıyor dünyayı./ Rüzgar esecek/ Ve taşıyacak çocukluğu,/ Senin bildiğin/ Dokunduğun rüzgar/ İnsan ilk olana inanıyor hep.”
“Aşk/Olmayan” kitabında Bejan Matur da kendi öncesine dönmüş, kendi öncesinin şiirlerini sunmuştur okura.

Aşk: ‘karanlık önce’

Aşkın dört mevsimi ya da şiirin dört mevsimini sırasıyla geçiyoruz kitapta, Heves, Bekleyiş, Kırgınlık, Kabulleniş. Bir ‘karanlık çağ‘ olan aşkla kuşatılmış olarak. Aşki bazen o karanlık evdir, bazen “Henüz tanrının olmadığı karanlıklardan” kalma bir isteyiştir, bazen de “ Her şeyin konuşması karanlıkta” aşktır.
Arzu kendini tamamlamak ister, tam olmak ister, “Sesine sığınıyorum ki/ Açılsın önümde dünya/ Ve varacaksam varayım/ Yarım kalan o köke.” Arzunun nesnesi değişse de, yıldızlar, kainat, gökyüzü, dağ, kar, gece, çiçekler, bahçe, asıl o, ‘kainatın bildiği karanlık’, sıcak ve karanlık soluğunu sonsuz bir yalım olarak üfleyecektir tenimize, ruhumuza.
Arzu kendini tamamlama eylemini ‘karanlık öncesi’ne, çocukluğa dek giderek gerçekleştirmek ister: “ Bir bağlılıksa bu/ Geçmişedir./ Çocukluğun tamamlanmayan/ Anılarına.” Kalbi şiirler. Önceki şiirlerinden bir farkı şu olabilir: Bunlar Bejan Matur’un içine düşen değil, içine düştüğü şiirler. İçine düştüğü bir karanlığın şiirleri. Ama o karanlığın daha ışıklı, daha aydınlık olmadığını kim söyleyebilir? Daha yatıştırıcı bir karanlık, aşk.
Tuhaf bir huzurun şiirleri. Yabanıl, masalsı. Başını Tanrının göğüne ve göğsüne yaslamış küçük bir kız çocuğunun doğadan, doğasından öğrendiği şarkıları ‘ana dili’yle mırıldanması gibi. “Aşk Bizden Öncedir” şiiri bu inanışı yetkin bir tanımlamaya dönüştüren, ürpertici güzellikte, doğrulukta bilgece bir şiir. Son dizeleri şöyle: “Tıpkı bir aşığın geyiklere yönelişi gibi/ Bir hediyenin sunuluşu gibi dağa/ Ve insanın inanmayışı ölüme/ Aşk!”

Dinlenmiş, demlenmiş şiirler

Şiiri aşka bir kez daha inanmak için yazarız, okuruz, duyarız, en çok da çağırırız. “Aşk/Olmayan” aşkın çağırdığı ve kabullenişi de dahil insanı yeniden aşka çağıran şiirler, çağrı şiirleri. Aşkın kutsallığına bir çağrı, onun tek saflık olduğunu sezmeye bir çağrı, aşkın kendisini hep bir başka biçimde gösterdiğine iman etmiş, kabullenmiş ve bunun hikmetine çağıran şiirler.

Sade, demlenmiş, dinlenmiş şiirler. Kalbi mekan tutmuş şiirler. Belki de “ikimizden öteye olmaktır aşk” bilgisine bizi kavuşturan şiirler. Ahmet Altan “Ben Tanrıya kiraz ağacını yarattığı için inandım” diyordu. Bejan Matur da aynı sadelikle kirazlara şaşırdığı için aşka inanıyor, bizi de aşka ve şiire inandırıyor.


Paylaş