VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Şubat 2012 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Kitabı bir piyasa operasyonu olarak görüyorlar
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kitabı bir piyasa operasyonu olarak görüyorlar

30’uncu yaşını ktlayan Metis Yayınları’ni kurucularından Semih Sökmen anlattı.

Canan Hatiboğlu

Metis, nasıl kuruldu? Neden kuruldu?

Metis Yayınları’nı 1982 yılında üniversiteden yeni mezun olmuş bir arkadaş grubu olarak kurduk. 12 Eylül darbesinin yarattığı ruh hâline karşı bulduğumuz bir cevap, bir çareydi. Araştırmak, ilginç kitaplar keşfetmek, sorgulamak, eleştirmek, yeni görüşlerle tanışmak, yayınevinin kuruluşunda temel motivasyonlarımız oldu ve hep öyle devam etti. İlk yıllarda çok amatörce, az sayıda kitap yayınlıyorduk. Ancak daha o ilk yıllarda hem kendi kuşağımızdan hem arkamızdan gelen kuşaklardan kitaplarımıza ciddi bir ilgi oldu. Birçok insan esprimizi hemen kavradı ve bize yardımcı oldu. Bu da bizi motive etti ve giderek bir yayınevi hâline geldik. İnsanlardan o ilgiyi ve teşviki görmeseydik, muhtemelen işin sürekliliğini sağlayamazdık.

Metis’in kuruluşuna baktığımızda 1980 sonrasında Türkiye’nin yaşadığı sürecin etkilerini görüyoruz. Bu sürecin sizin açınızdan getirileri ve götürüleri ne oldu?

12 Eylül’ün toplumda yaptığı bütün tahribata rağmen o günler sol kültürden insanların çok daha dayanışmacı olduğu, “para”nın ruhlara bu denli hakim olmadığı günlerdi. Olumlu olarak bunu hatırlıyorum. Tabii o koşullar bizi çalışkan ve mücadeleci yaptı. Darbeye karşı, getirdiği tahribata karşı yine de bir şeyler yapabilmek bir inat meselesi hâline geldi. Diğer yandan mesleki olarak çok şey götürdü. Çok fazla emek ve zaman kaybına yol açtı. Kitap bir suç aleti gibi gösteriliyordu. Anadolu’da neredeyse kitapçı kalmamıştı. Önceki kuşakların bütün birikimleri tarumar olmuştu. Dolayısıyla herşey sanki yeni başlıyormuş gibi bir durum vardı. Yolu yürüyeceksiniz ama yol yok, önce yolu döşemek gerekiyordu.

Yayın çizginizi belirleyen kriterler nelerdir? Bir yazar, nasıl Metis Yayınları’nın yazarı olur?

Ticari bir iş olarak başlamadık yayınevine. Bizim için bir tutku, bir özgürlük alanıydı. Zevk aldığımız için giriştik. Dolayısıyla bugün de hâlâ, heyecanlanmadığımız, şaşırmadığımız, bir şey öğrenmediğimiz, politik ya da kültürel olarak önemli bir müdahale olarak görmediğimiz kitapları yapmıyoruz. Metis’te güzel bir kitap yapabilmemiz için, metnin vasat olmaması, başkaları tarafından yapılmış şeyleri tekrarlamaması (ya da açık seçik yararlı bir amaç için tekrarlaması), zeki olması ama kibirli olmaması, insanlara iyi gelmesi, insanları iyi şeylere özendirmesi, onlara yaşama gücü ve zevki vermesi gibi kriterler geçerli herhalde. Sonuçta biz buna “çok sevmek” diyoruz. İnsan birçok metni sevebiliyor, ama maddi kısıtlar da olduğu için ancak “çok sevdiklerini” yayımlayabiliyor.

İYİ KİTABI SATMAK ÖNEMLİ
Bir kitabın çoksatar olması sizin için ne ifade ediyor ve ne kadar önemli?


Bu konu tartışılırken bir hata yapılıyor: İyi, güzel bir kitabı daha çok insana yaymaya, satmaya çalışmak ve böylece hem kitabı layık olduğu yere taşıyıp hem para kazanmak önemli bir şeydir. Benim yayıncılıktan anladığım da bu. Diğer yandan para kazanmak için kitap yapmak tamamen başka bir şey... İlkiyle başlayıp belli bir bilinirlik görünürlük sağladıktan sonra zaman içinde ikincisiyle, ticaretle devam eden yazar ve yayıncılar var. Birçokları için zaten baştan böyle bir fark da yok. Kitaplarımızın satması, bazılarının çok satması bizim için her zaman önemli oldu. Bu sayede yayınevinin sürekliliğini sağlayabildik. Ama şu da bizim lüksümüzdü: Metis koleksiyonuna hiçbir zaman sadece satış beklentisiyle kitap almadık. Bu bizim şansımızdı. Biraz da kendi yarattığımız bir imkân. Açıkçası, biz hep kendi okurlarımızın Türkiye’nin en akıllı, en entelektüel insanları olduğunu düşünürüz: Hem kitaplarımızı takip etmeleri anlamında, hem de külyutmaz olmaları anlamında.

Yayıncılıkta 30. yılınız... 30 yılda yayıncılıkta neler değişti?

Evet, olumlu yönde birçok değişiklik oldu Türkiye’deki şartlarda. Bizim başladığımız 80’li yıllarda kitapların bir künyesi dahi yoktu. Kağıt, baskı, cilt, grafik, görsellik gibi kriterler açısından kitapların genel durumu felaketti. Bugün çok daha iyi. Türkçe’nin bir dil olarak dünyadaki felsefi, düşünsel gelişmeleri takip edebilmek açısından imkanları çok kısıtlıydı. Yani otuz yılda dilimizin de zenginleştiğini, ifade gücünün arttığını, yeni ihtiyaçlar doğrultusunda yenilendiğini söylemek istiyorum. Bugün çok daha fazla kitap üretiliyor, eskisi kadar cılız değil. Diğer yandan, kibirli olmak istemem ama ben bu üretimin önemli bir kısmının çöp olduğunu düşünüyorum: Kötü çeviriler, okunamayan kitaplar. Sadece ben düşünmüyorum tabii. Okurlar da bundan şikayet ediyorlar, ama maalesef bu gerçek şimdilik değişmiyor, sonuçta insanlar kitaba küsüyorlar.

YAYINCILARIN YAZAR FETİŞİZİMİ
Bugün yayıncılığın en büyük sorunu sizce nedir? Yayıncı olmanın günümüzdeki avantajları neler?


Bir düşüncemi paylaşmak isterim. Kitap yayıncılığı son on yılda, geçmişle karşılaştırırsak daha fazla gelir sağlayabilen bir iş hâline geldi. Bu da olumlu gelişmeler bir yana, iki sosyal tipi kendine çekiyor. Birisi bildiğiniz tüccar. Herhangi bir şeyin ticaretini yapabilecek yetenekte, vasıfsız adam da kitap işine giriyor. Bunlar kitabı bir piyasa operasyonu olarak görüyorlar. Ağızlarında bir “kampanya” lafı var. İyi kampanya yapılırsa çöpü bile satarız demeye getiriyorlar. Kimi zaman satıyorlar, kimi zaman fena hâlde batıyorlar. Bir de özenti tip var. Sürekli kitap yapmak istiyor. Ünlü isimleri yayımlamak istiyor, bütün yazarları kendine bağlamak istiyor. Böyle bir yayımlama hırsı var. Paradan bağımsız bir şey bu... Bir tür fetişizm gibi... Kitabın kendisiyle değil, sanki o kitabı yayımlamaktan kaynaklanan prestijin vb. peşindeymiş gibi. Neyi, nasıl yayımladıklarına bakmıyorlar, daha çok yayımlamak istiyorlar. Biliyorsunuz bu hıza, bu çokluğa, bu enflasyona “kapitalizm” diyoruz. Oysa okumak yavaş bir iştir, resim yapmak gibi, bisiklete binmek gibi... Yayıncılığın bugün en büyük sorunu bu iki sosyal tiptir. Bu iki tip çok yapmak yerine, iyi yapmakla ilgilenseler bizim mesleğimiz için çok hayırlı olurdu. Bu açıdan şimdilik kitap yayıncılığına kötülük ettiklerini düşünüyorum. Çünkü niteliğin, kalitenin artmasının önündeki en önemli engel budur.

Edebiyat dünyasında yazar transferleri haliyle oldukça popüler bir durum... Sizden de pek çok isim başka yayınevlerine transfer oldu. Uzun yıllardır yazarınız olan Murathan Mungan hariç... Murathan Mungan’ın başka bir yayınevine gitmiyor olmasının sırrı nedir?

Metis bu yıl 30 yılı geride bırakıyor. Şimdi birlikte olmadığımız yazarlarla da başka yayıncı-yazar ilişkileriyle kıyaslanmayacak ölçüde uzun zaman birlikte çalıştık. Çalışırken de herhangi bir sorunumuz olmadı. Yani bunu sorarken sizin ilk anda aklınıza gelen isimlerle de 10-15 yıl çalışmış olduk. Az sayılmaz değil mi? Diğer sorunuza herhalde Murathan Mungan daha doğru cevap verebilir. Ben kendi adıma şunu söyleyebilirim: Bütün bu yıllar boyunca Murathan Mungan’ın Metis’e çok kıymetli bir desteği oldu. Yayınevini arzu ettiğimiz şekilde, kafamıza uygun yürütebilmemizde çok önemli katkısı var. Tabii ki bir gün kitapları başka bir yayınevinden çıkabilir, ama bu gerçek değişmeyecek. Bu diğer yazarlar için de aynen geçerli. Biz yayınevini yazarlar için bir ajans gibi görmüyoruz. Onlarla birlikte belli şeyleri ortak ifade edebildiğimiz bir yer, bir platform olarak görüyoruz. Bu anlamda yazarlarımızı yayınevine ortak görüyoruz. Bu yüzden bir yazarın Metis’te olmasının en önemli yanı ortak sözümüzün ne olduğudur. Zaman içinde hepimiz değişiyoruz. Kaygılarımız, beklentilerimiz değişiyor. Ortak bir şeyi temsil edemediğiniz durumlarda ayrılmak daha iyidir. Bu bizim için de geçerli. Arzu etmediğimiz şeyleri yapmıyoruz, arzu etmediğimiz şeyleri yayımlamıyoruz sonuçta.

E-KİTAP İLGİMİZİ ÇEKMİYOR
Metis, bugüne kadar hiç e-kitap yayımlamadı. Neden? Yayımlamayı düşünüyor musunuz?


Şimdilik hayır. Bugün için e-kitap, üretilmiş mevcut kitaplar için yeni bir formdan ibaret. E-kitap demek mevcut kitap dizgilerini yeni elektronik forma taşımak demek. Bu form da açıkcası insanı motive eden bir şey değil. Sanatsal, estetik, duyusal olarak henüz bizim için birşey ifade etmiyor. Henüz bunu kendimize iş edinemedik. Sizin de dikkatinizi çekmiştir: Buradaki yeni ve heyecan verici olan şey kitap değil, bunun okunacağı makine. Kitabın mevcut hâlinde kitabın okunmasını engelleyen bir şey olduğunu düşünmüyoruz, tabii eğer amaç gerçekten okumaksa.

Logomuz karga çünkü mitik düşüncelere karşıyız

Her ne kadar karga uzun ömürlü bir hayvan olsa da karga, halk inanışlarında uğursuz olarak kabul edilen bir hayvandır. Logonuzda neden karga var?

İnsanlar baş edemedikleri meseleleri uğursuzluğa yorarlar. Bu uğursuzluğu da üstlenmek isterim doğrusu. Bizim kitaplarla yapmak istediğimiz tam da mitik düşünceyi, inançları, doğru bilinen yanlışları sorgulamak, çözmeye çalışmak. Yani uğursuzluk gibi algıladığımız şeyin ardındaki nedenselliği anlayabiliyorsak anlamak, görünür kılmak, böylece uğursuzluğu ortadan kaldırıp ferahlamak... Milliyetçilik gibi, toplumun üstüne çökmüş bir lanet de olabilir bu; bir insanın ebebeyni ile yaşadığı şahsi problemler de... Mesele başkalarının deneyimlerini okuyarak, bunlar üzerine düşünerek bu uğursuzluğu esenliğe çevirebilmek...

Ajandalarımız altarnatif bir hayat için

Metis Ajandaları çıktığı günden beri konuşuluyor? Fikir nasıl ortaya çıktı?

Yayınevinin esprisine uygun, insanların yıl boyunca benimseyerek kullanabileceği bir hediyelik düşünüyorduk. Bir arkadaşımız, Levent Şensever, toplumsal muhalefet hareketlerinin kullanabileceği türden önemli olayların işaretli olduğu bir ajanda fikri ortaya attı. İlk ajandanın konusu bu oldu. Sonra ajanda çok ilgi gördüğü ve tümü hediyelik olamayacağı için düşük, makul bir fiyatla satmaya başladık. Böylece Metis Ajandaları doğmuş oldu. Her sene başka bir konu işledik: Doğaya Karşı Sorumluluk, Cadılar, İllallah, Irkçılık ve Nefret Suçları gibi. Metis ajandalarını kullananların sayısı sürekli artıyor, insanlardan da sürekli yeni öneriler geliyor, bu yılın ajandasını şöyle yapsanıza diye.

Bu senenin teması “Olmayan Kelimeler”... Daha önceki ajandalar için açılan davalar ve doğan tepkilerden dolayı bir isyan mı yoksa sadece esprili mi davranmak istediniz?

Mevcut kelimelerden kaçınma ve hazır çağrışımları bir yana bırakıp olmayan kelimeler üzerinden kendimizi ifade etme isteğimizin rolü oldu bu konuyu seçmekte. Olmayan kelimeler sanki her şeyin bambaşka olabileceğine dair bir umut, bir imkan taşıyor. Bu nedenle yaptık.

Paylaş