VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Haziran 2015 Pazar | Anasayfa > Haberler > Kitaplarıyla yüzde yüzümüze seslendi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kitaplarıyla yüzde yüzümüze seslendi

Kült romanların ve hikâyelerin yazarı Aziz Nesin ne yazık ki, “Türk milletinin yüzde 60’ı aptaldır” sözüne hapsoldu. Doğumunun 100’üncü yılı vesilesiyle hazırlanan “Kalem Yapın Beni Kalem!” kitabı ise onu tüm yönleriyle okura tanıtan önemli bir çalışma.

BUKET AŞÇI

49 öykü, 11 roman, 13 oyun, 9 şiir, 5 masal, 8 anı, 1 taşlama, 6 fıkra, 2 gezi kitabının yazarı. Ama Türkiye onu “Türk milletinin yüzde 60’ı aptaldır” sözüyle tanıyor ve tanımlıyor. Bir de, ne yazık ki Sivas Katliamı’yla...
Kabul, edelim ne zaman Aziz Nesin dense, ilk olarak aklımıza o muazzam romanı “Zübük” ya da “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” gelmiyor. Hani neredeyse onun bir köşe yazarı olduğunu, kitaplarının da köşe yazılarından oluşan birer derleme olduğunu falan sanacağız. Öyle bir algı, öyle bir etiket. Ne yazık ki, bunda edebiyat dünyamızın aktörlerinin de katkısı var. Onun yazarlığının, Türk edebiyatına katkısının, roman tekniğinin altı nedense pek çizilmez mesela. Varsa yoksa siyasi düşünceleri. Elbette, Aziz Nesin’i, siyasi görüşlerinden ve duruşundan ayrı olarak hiçbir konuda değerlendirmek mümkün değil. Buna edebiyatı da dâhil. Ancak, onu ve yeteneğini her insanın az çok kafasının çalıştığı siyasetin sınırlarına hapsetmeyi, oradan konuştuğunu sanmayı da büyük bir haksızlık olarak görüyorum.

Zira Nesin, edebiyatta (aslında tüm sanatlarda) başarılması çok zor bir şeyi başarmıştı. Hem popülerdi, hem de derin. Hikâyeleri, romanları, oyunları hemen herkese seslenen, anlaşılır ve kolay okunan metinlerdi. Ama asla ve asla kapağı kapatıldıktan sonra bir daha akla gelmeyen, hatırlanmayan, hatırlandığında yeni katmanlar keşfedilmeyen değil. Çünkü Aziz Nesin’in roman ve hikâyeleri elbette şiirleri de sade değil yalın metinlerdi. Derindi, bir çırpıda okunmasına rağmen bir çırpıda tüketilemeyen… Gülmekten gözünüzden yaş getiren ama bir cümle sonra bu yaşın donup boğazınıza bir çivi gibi saplandığı bir edebiyattı onunki.
Hâlbuki edebiyatta ve sanatın diğer türlerinde benzer eserlere rastlamak genelde zordur. Çünkü malum derine daldıkça etraf tenhalaşır. Yazar, sanatçı yalnız kalır, az okunur, az anlaşılır.

HEM POPÜLER HEM EDEBİ

Ancak bu bir kural değildir ve istisnası çok büyük edebiyatçılar vardır. Mesela şiirde bunun en büyük örneği Nazım Hikmet’tir. Türkiye’nin en tanınmış, en çok okunan, satan şairlerinden olmasına rağmen şiirinin gücü ve düzeyini kim tartışabilir? Attila İlhan’ı ve şiirlerini de buna örnek verebiliriz. Onun da şiirleri popülerdir ama asla sığ sularda yüzmemiştir. İşte Aziz Nesin de bu edebiyatçılardandı. Ancak mizahı, gülmeyi “edebi” bulmadığımızdan mı yoksa üzerine yapışan siyasi etiketlerden ötürü mü bilemiyorum, onun bu başarısı gölgede kalmıştır. Ya da altı çizilmemiştir. Oysa “Zübük” romanı sadece Türkçe edebiyatın değil dünya edebiyatının en önemlileri arasında gösterilmesi gereken bir romandır. Çünkü Nesin bu romanda, çok sert bir devlet ve birey eleştirisi yapar. Devleti bireyden bağımsız yorumlamaz. Öyle ya, seçimi bizler, vatandaşlar yapmıyor muyuz? Tartışıp durduklarımız bir demokrasi değil de aslında medeniyet sorunu olabilir mi?

Böylesi katmanlı, tartışmalı, paradokslar içeren bir konunun “Zübük”te işlenişi ise takdire şayandır. Aziz Nesin, birçok şeyi aynı anda söyleyen bu konuyu yalın bir kurgu ve dille yapmış, bize hepimizin bildiği bir hikâye anlatmıştır. Bu, Zübükzâde İbram’ın politika serüvenidir. Zübükzâde İbraam, hemen her gün rastladığımız ve Türkiye’nin genel ve siyasi ahlak anlaşı ile hukuk sistemini değişmediği sürece hep rastlanacak sıradan bir siyasetçidir. Mesela en büyük özelliği hiçbir vaadini yerine getirmemesi, bir de yalan söylemesidir. Yani sorumsuz bir sorumludur üstelik seçilmiştir. Önce belediye başkanı ardından vekil olmuştur. İşte Aziz Nesin bizleri onun dünyasına davet eder ve burada karşılaştığımız da kendi ikiyüzlülüğümüz ve var oluşumuzu hiçe sayışımızdan başka bir şey değildir.

Azin Nesin’in “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”ını da anmadan geçmek istemiyorum. Çünkü bu öyle bir romandır ki, yine son derece basit bir hikaye üzerinden bürokrasi denilen şeyin saçmalığını ve zalimliğini anlatır. Elbette asıl sorguladığı devlet denilen her devrildiğinde kendine iktidar olan tuhaf aygıttır. Aziz Nesin bugün Kafkaesk diye özetleyebileceğimiz bu konuyu da basit bir hikâyeyle anlatmıştır. Kahramanımızın adı Yaşar Yaşamaz’dır. Nüfus kayıtlarına göre bir ölüdür. Ama işte yaşıyordur, “defacto”dur. Ve tüm derdi yaşadığını ispat etmektir! Açıkçası dayanamayıp bahsettiğim bu iki roman bile Aziz Nesin’in yazarlığının öneminin en kalın kalemlerle çizilmesi için başlı başına bir neden. Ama işte başta dediğim gibi o sadece bir sözüne indirgenmiş durumda. Bu nedenle Everest Yayınları’nın hazırladığı “Tek Ciltte Aziz Nesin” kitabını çok önemsiyorum.

Çünkü doğumunun 100’üncü yılı vesilesiyle hazırlanan kitapta Aziz Nesin’in
yazar, aktivist, düşünce insanı
gibi tüm boyutlarını görmek ve daha iyi tanımak için hem iyi bir fırsat hem de yöntem. Kitapta Nesin’in “Gol Kralı” isimli romanının, öykülerinin, oyunlarının yanı sıra biyografisi, otobiyografisi, gezi yazıları, şiirleri, denemeleri, anıları ve vasiyeti de yer alıyor.
Aziz Nesin’in “Eğitim Konusunda Vasiyetimdir 1-2” başlıkları adı altında kaleme aldığı bu vasiyete de biraz değinmek ve şunları söylemek isterim: Aziz Nesin’i illa sadece siyasi bir figür olarak göreceksek, görmekte ısrar edeceksek o zaman “çocukların şımarma hakları olmalıdır” diye vasiyet eden, yoksul çocukların okuması için bir vakıf kuran, çocuklar üzerinde rahatça koşup oynayabilsinler diye mezarını vakfın bahçesine yeri bilinmemek şartıyla yaptıran, iyiyi, iyi olanı örgütleyen bir sivil toplumcu olarak analım. Ve tabii tavır insanı olarak da. Ne dersiniz? Çok mu aptalca?

A’dan Z’ye Aziz Nesin

* 20 Aralık 1915’te Heybeliada’da, kendi deyimiyle “Çanakkale Savaşı’nın en civcivli zamanlarında” Mehmet Nusret adıyla yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğar, Aziz Nesin.
n Küçük bir çocukken bile etik değerleri çok güçlü biridir. 12 yaşındayken eğitim gördüğü Darüşafakka’yı sırf bu yüzden terk eder. Zira Darüşşafaka, babasız çocukların okuduğu bir okuldur ve Aziz Nesin’in babası sağdır. İşte buna vicdanı dayanamaz ve okulu terk eder.

* Aziz Nesin, muhalif ve anti-militarist kişiliği ile tanındığı için pek çok kişi şaşırtıcı bulabilir ama Kuleli’den sonra Harp Okulu’na gider ve buradan mezun olur. (1937) Sekiz yıl da subaylık yapar. 1944’te bir şikâyet üzerine cezalandırılır. Anti-militarist olduğu için askerlikte kalmak için bir çaba sarf etmek istemez ve savunma yapmaz. Sonuçta ordudan ihraç edilir. Kazandığı emeklilik maaşını da reddeder.

* 1941’de 7 Gün Dergisi’nde ilk öyküsü “Salkım Üzüm” yayımlanır. 1944’te Millet Dergisi’nde yayımlanan Arkadaş Hatırı isimli öyküsüne Aziz Nesin imzasını atar. Aziz Nesin, çok sevdiği dedesinin adıdır.

* Birkaç dergi ve gazeteden sonra Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz ve karikatürist Mim Uykusuz’la birlikte haftalık efsanevi Markopaşa gülmece gazetesini çıkarmaya başlarlar. Sık sık kapatılmasına ve tehditlere rağmen tirajı 70 binleri bulan Markopaşa, 16 Aralık’ta aralarında Aziz Nesin’in de aralarında yer aldığı pek çok kişinin tutuklanarak işkence göreceği “Büyük Tutuklama”yla kapatılır. 1947 yılbaşında serbest bırakılır ve 6 Ocak’ta Markopaşa yeniden yayımlanır. Çok geçmeden Truman Doktrini’ne karsı yazdıgı “Nereye Gidiyoruz” isimli bir broşür yüzünden 10 ay agır hapis ve 4 buçuk ay da sürgüne mahkûm edilir. Eylül’de, kapatılan Markopaşa da Malumpaşa olarak çıkar. Çıkınca Mehmet Ali Aybar’ın çıkarttıgı Zincirli Hürriyet’te yazmaya, temmuz ayında da “Başdan” isimli haftalık siyasi bir gazete çıkartmaya başlar.

* Ocak 1949’da kara haber gelir: Sabahattin Ali öldürülür. Markopaşa Hür Markopaşa, Yedi-Sekiz Paşa, Bizim Paşa ve Öküz Mehmet Paşa olarak yaşamaya çalışır. İngiltere Prensesi Elizabeth, Iran şahı Rıza Pehlevi ve Mısır Kralı Faruk Aziz Nesin aleyhine dava açar Nesin, Üsküdar Paşakapısı Cezaevi’nde 7 ay hapis yatar. 1950’de ise Fransızca bilmediği halde Politzer’in “Felsefe Dersleri” kitabının önsözünün çevirdiği iddiasıyla 16 ay hapse ve 16 ay da güvenlikçe gözaltında tutulmaya mahkûm edilir. Cezaevinde de yazmayı sürdürüp yazılarını gizlice dışarı çıkarttığı için cezasının bitmesine 40 gün kala Nevşehir Cezaevi’ne gönderilir.

* 1960’da sürgüne mahkûm olur ama 27 Mayıs Darbesi olunca sürgünden kurtularak Yassıada duruşmalarını izleyerek kaleme alır. 1961’de Kazandığı Altın Palmiye ödüllerinden birini devlet hazinesine bağışlar. Yine 61’de Tanin gazetesinde de köşe yazacak ama bu yazılarından ötürü 3 ay tutuklu kalacaktır Çıkınca gittiği Adana’da linç edilmek istenir.

* 1965’te ilk kez yurtdışına çıkar. Berlin ve Weimar’daki Antifaşist Yazarlar Toplantısı’na katılır. Almanya, Polonya, Sovyetler, Finlandiya, Romanya, Bulgaristan, Kiev ve Tiflis’e de gider. 1966’da Bulgaristan’da “Vatani Vazife” adlı öyküsüyle Altın Kirpi Ödülü’nü alır. 1969’da “Moskova’da İnsanlar Uyanıyor” adlı öyküsüyle Altın Krokodil Ödülü’nü kazanır.

* 1972’de resmî olarak Nesin Vakfı kurulur.

* 1974’te Asya-Afrika Yazarlar Birliği’nin Lotus Ödülü’nü alır. Bu yıl TYS Genel Başkanı seçilecek ve 1989’a kadar bu görevde kalacaktır. 1977’de Bulgaristan’da Uluslararası Hitar-Petar Ödülü’nün yanı sıra basın şeref kartına da hak kazanır.

* 1987’de Cumhurbaşkanı Kenan Evren’e hakaret davası açar. 1988’de Kürtlerin kültürel bağımsızlıklarını savunduğu için DGM’de yargılanır.

* 1990’da ikinci kez TÜYAP’ta halkoylarıyla yılın Onur Yazarı seçilir, ardından Tolstoy Altın Ödülü ve Viyana Tiyatro Ödülü’nü de kazanır.

* 1991’de Fransa Hükümeti Aziz Nesin’e şövalyelik nisanı verir.

* 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin etkinlikleri sırasında halkı tahrik ettiği gerekçesiyle linç edilmek istendi. Cuma namazından çıkan büyük bir gurubun oteli ateşe vermesiyle 33 yazar, ozan, düşünür, 2 otel çalışanı olmak üzere toplam 37 kişinin yanarak ya da boğularak öldüğü katliamdan tesadüf eseri kurtuldu. Üç yıl sonra yani Sivas katliamının ikinci yıldönümünden 3 gün sonra 5 Temmuz’u 6 Temmuz’a bağlayan gece geçirdiği bir kalp krizi sonucu vefat etti. Cenazesi kendi isteği üzerine dini tören ve mezar taşı olmadan Nesin Vakfı’nın bahçesine, yeri bilinmemek üzere defnedilmiştir, çocuklar üzerinde koşup oynayabilsin diye.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163