VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
16 Aralık 2011 Cuma | Anasayfa > Haberler > Kıyamet kopsun ki İsa gelsin
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kıyamet kopsun ki İsa gelsin

Bestseller adayı olan ""Kaos""u açıkçası önce pek istemeyerek okumaya başladım. Sırf bestseller adayı olduğu için... Ama sonra kitabı bir hafta boyunca elimden bırakamadım. Bu yüzden bestseller mevzuunu bir kenara bırakıp ""Kaos""u sadece bir roman olarak yorumlayacağım.

Editörüm Buket Aşçı beni arayıp “Bir macera kitabı var, yazar mısın?” dediğinde itiraf etmeliyim ilk anda durup bir düşündüm. Ve sonrasında “yazarım” dedim. Çünkü hayattaki en büyük düşmanım olan önyargının tuzağına düşmemek adına kitabın elime geçmesini bekledim. Benim gibi birçok kitapseverin bestseller’la arasının iyi olmadığını biliyorum. Zaman zaman tutucu bir şekilde saf edebiyat peşinde koşan ve genellikle de popüler alanlarda cılkı çıkmış marketing ürünlerine sırt çeviren okurdaşlarım gibi ben de kitap alırken ve okurken seçici olmaya özen gösteririm. Ama bunu yaparken keşfetmeyi, ufkumu genişletmeyi, kütüphaneyi zenginleştirmeyi de ihmal etmem.
POPÜLERİN AĞIRLIĞI
Sadece edebiyatta değil, plastik sanatlarda, sinemada ve tiyatroda da bu basmakalıp bir sorunsaldır. Popüler olanla sanatsal olanın değeri üzerinden bitmeyen tartışma... Bir kafede, otobüste ya da iş yerinde herkes o sıralarda tanıtım bombardımanı yapılmış, medyada gürültü koparmış ve deyim yerindeyse magazinleşmiş kitapları okurken pek az kişi tarafından bilinen, ıskalanmış ya da meraklısına diyebileceğimiz bir kitabı okumak ya da bunun üzerine yazı yazmak çocukça bir farklılık ve tatmin verir bize. En azından bana. Kendi adıma tüm bu kararsızlığa şöyle nokta koyabilirim. İyi kitap, iyi kitaptır. İyi sanat eseri de iyi sanat eseridir. Bazıları fark edilmemiş ya da değerini bulmamış, bazıları doğru hamleler ya da tesadüflerle popüler yani çok bilinen ve tercih edilen olmuşlardır. Bu o eserin iyi ya da kötü olduğu gerçeğini değiştirmez... Ve sonuçta kişisel beğeniler de devreye girdiğinde bu tartışma kısırdöngüden bir nebze olsun kurtulur... Bu yazının bir itiraf yazısı olmasına daha fazla izin vermeden beni bu düşüncelerin gelgitinden kurtaran "Kaos"tan sizlere söz etmek istiyorum.
Evet, "Kaos" bir bestseller, ya da en azından bestseller olmaya aday... Leonard Rosen’in ilk kitabı ve inanılmaz derecede incelikle, zekice ve sağlam yazılmış bir kitap. Önceki paragraflar sonrası kişisel çıkarımımı merak eden okuyucular için şunu söyleyebilirim; bu kitap bir bestseller ve pek istemeyerek okumaya başladığım bu kitabı bir haftadır elimden bırakamadım. Bu bestseller mevzuunu bir kenara bırakıp sadece bir roman olarak kitabı değerlendirmeye çalışacağım.
Daha önce okuduğum yine çok satmış ve popüler olmuş olan Adam Fawer’in "Olasılıksız"ı gibi bu romanın da ana ekseni matematik, sayılar ve bulmaca. Ama kurgu ve temel öykü terörizme dayandırılmış. Bu kez alıştığımız doğu patentli ya da İslam kaynaklı değil Hıristiyan terörü fantazyasını temel alarak bir tersinleme yapmış Rosen. Dünyanın sonunun yaklaşıp Mesih’in gelmesini hızlandırmak ve yeni bir başlangıç yapıp dünyanın pisliğine son vermek isteyen radikal Hıristiyanlar “ne kadar kötülük olursa Mesih o kadar çabuk gelir” mantığı ile Batı’nın büyük metropollerinde bombalama ve cinayetler yapmaya başlıyor. Yaşlı bir interpol müfettişi ise çoluk çocuk demeden yetmiş Bosnalı’yı katleden bir Sırp kasabını yakalamanın yorgunluğu, gerginliği ve tehditleri bitmeden bu kez “Kaos” denen “dünyanın sonu” sürecine dahil oluyor. Ünlü bir matematikçi olan James Fenster’in Amsterdam’da bomba ile öldürülmesi basit bir terörist eylemmiş gibi görünürken içinde bir çok uluslararası organizasyon, G-8, Borsa ve illegal örgütlerin birbirine karıştığı ve aslında yaşadığımız ulusal-uluslararası karmaşık politik sürecin küçük bir bilim-kurgusunu yaşatıyor bize Rosen. Soluk soluğa bir ritim ve heyecanla bizi dünyanın kah doğusunda kah batısında karmaşıkmış gibi görünen sarmal bir olayın içine savuruveriyor ve bunu yaparken de okuyucunun zihninin karışmasına, taraf olmasına ve yargılamasına meydan vermeden berrak bir anlatımla götürüyor hikâyeyi.
Matematikte fraktallar denilen dallanmış yapısallığı sayılardan çıkarıp öykünün iskeleti haline getiriyor ve ilk romandan beklenmeyecek ustalıkta karmaşık gibi görünen tüm önermeleri sağlamasını yaparak okuyucularını aydınlatıyor. Oldukça zor bir öyküyü ve anlatımı seçmiş Leonard Rosen “Kaos”’ta. Hem dilini özgünleştirip hem de karakterlerini birer roman kişisi yaparken bir yandan da bulmacayı, matematiği, fiziği, fen bilimlerini ve politikayı öykü içinde harmanlayarak asla karıştırmayarak- vermiş bize. Ayrıca global sorunları olay örgüsünün çatısına koyarken hamaset yapmamayı da şahane becermiş. Yani emperyalist reflekslerin bu romanda olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Hatta tam tersi Balkanlar"daki savaş ekseninde anlattığı Sırp kasap olayında vahşete uğramış Bosnalı Müslümanları ve ağır bir dalga geçme haliyle İsa’yı bekleyen fundamentalist Hıristiyanların tüm batı alemini nasıl etkilediğini satırlar arasında betimlemesi bile dikkate değer.
Gerçi roman tamamen bu politik tabanda ilerlemiyor ama “terör nerden gelirse gelsin kötüdür” gibi klişe bir çıkarıma da dayanmıyor. Ama kötülük gören insanoğlunun karşılık vermedeki dozunu, kalibresini ve içselliğini öyle yansıtıyor ki özdeşleştiğiniz müfettiş Poincare karakterinin yerine kendinizi koyduğunuzda, sokağa çıkıp tüm kötülüklere şiddetle karşılık veresiniz geliyor. Tabii ki burada da kolundan tutuyor okuyucuyu yazar ve sevimli bir üniversite hocası tevekkülü ile bize karşı önermeler sunuyor.
Başta da dediğim gibi "Kaos" muhtemelen kitapçıların çok satan raflarına, kitap eklerinin ise Top 10’a girecek bir kitap. Ben yine de popüler ve çoksatan kitapları okuyup okumama konusunda kendimle cebelleşmeye devam edeceğim. Ama bu "Kaos"un iyi bir çoksatan kitap olduğunu değiştirmeyecek.

Paylaş