VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
26 Kasım 2010 Cuma | Anasayfa > Haberler > Komik, sıkıcı ya da absürt hepimizin bir “Kutsal Aile”si var
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Komik, sıkıcı ya da absürt hepimizin bir “Kutsal Aile”si var

Senarist, yazar Fatih Altınöz “Kutsal Aile” kitabında ailenin boğucu sıkıcılığından lezzetli bir mizah ortaya koyuyor.

Elif Demirat

Fatih Altınöz “Şaşkın Karayolu Balinaları”, “Boşlukta” ve “Tuhaf Günler” adlı romanlarının yanı sıra senaryo yazımında da usta bir kalem. “Güle Güle”, “Gülüm” ve “Çinliler Geliyor” adlı üç uzun metraj film senaryosuna imza atan Altınöz, “Güle Güle” filminin senaryosuyla da Altın Portakal’da En İyi Senaryo ödülünü aldı. Bu üç filminin içinde de öne çıkan aile ilişkileri bu kez başlı başına bir kitabının konusunu oluşturuyor, üstelik dram değil komediyle. Kitabı çok sessiz bir yerde okumamanız tavsiye edilir zira zaman zaman gürültüyle atacağınız kahkahalar etrafınızda kötü bakışları üzerinize çekmenize sebep olabilir.

KAYINPEDERİN UĞURSUZ EVİ
Doğum günleri, ölüm günleri, bayramlar, hastalıklar, yıldönümleri akrabaları bir araya getiren özel günlerdir. Kitap, geniş ailelerin damat, gelin, oğul, kız, herkesin bir araya geldiği kayınpederin 82. doğum gününde başlıyor. O günler birer gövde gösterisine dönüşür çoğu zaman, geri kalanlar içinse birer sıkıntı kaynağıdır. Aileleri incelemek için en uygun zaman bayramlardır. Ailenin bu kadar çok neferini bir arada göreceğiniz en doğru zamanlardır. Yengelerinizden birinin boyu kısaysa kaynanası için o hep kısadır ve mevzu hep döner dolaşır onun isteme gününde giydiği topuklu ayakkabıya varır; “Biz seni uzun sanmıştık”. Aileler yıkıcı eleştirilerin yapıldığı, herkesin zenginliğini, güzelliğini, başarısını, ihtişamını göstermek istediği gösteriş yeridir. İçinden kocaman bir sıkıntı çıkarır, dayanma eşiği kişiden kişiye farklılık gösterir. Sanki herkes birbirinin aynıdır da bir tek sen farklıymışsın gibi gelir. “Kutsal Aile”yi okuduktan sonra yalnız olmadığınızı anlayabilirsiniz, en azından kitabın ana karakteri İsmail de böyle birisi. Öyle ki kesilen elektriği fırsat bilip dışarı fırladığında kayınpederin evinin can sıkıntısını kitapta şöyle anlatıyor: “Bu kayınpederin uğursuz evinden her çıkışta, ‘Bi daha buraya geleni nokta nokta nokta...’ diyorum. Ertesi hafta tek tek basaraktan bi daha. Ondan ertesi hafta çıkarken büyük konuşuyorum gene. Ondan da ertesi hafta tıpış tıpış bi daha. On yıl böyle geçti gacır gacır. Sade evden değil mahalleden, bölgeden soğudum.”
Aile ilişkileri çetrefillidir. Malum Kurban Bayramı’nı yeni geride bıraktık. Bayramlarda karşılaştığınız kimi akrabalarınızla nereden akraba olduğunuzu çözmeniz bayağı matematik hesabı gerektirir. Bu çok çocuklu köy hayatında daha da dolambaçlı olur, bu daha çok amca, daha çok teyze bazen yüzlerce kuzen demektir. Sıkıcıdır aileler, bazen yabancılarla (ailenin hep dışarıda tutmak istediği el ile) daha çok şey paylaşır daha çok mutlu olursunuz ama onlarla asla akraba aile olamazsınız. Aile kan bağı-öylesine kutsal bir şey olur olarak sunulur ki, aileniz bazen bu çok sevdiğiniz arkadaşlarınıza düşman, rakip gözüyle bakar.

KARI KOCANIN AKRABALIĞI
Çok sıcak, içten senaryoların yazarı Fatih Altınöz de belli ki bu ilişkiler üzerine uzunca süre kafa yormuş ve sonuçta “Kutsal Aile” çıkmış ortaya. Komik, sıkıcı, absürt hepimizin yakından tanıdığı ‘ailelerimiz’i yazmış bir bakıma. Çünkü tüm aileler eninde sonunda birbirine benzerdir...
Son zamanlarda hem Türk edebiyatında hem de sinemasında aile ilişkileri daha da görünür hale geldi. Türkiye’nin aile kavramını ele alındığı bir zamanda çıkan kitap son derece güncel bir meseleye dair zihinlere iyi geliyor; sevgisizlik, iletişimsizlik üzerine düşündürüyor, ilişkilerin bayağı hallerine güldürtüyor. Yazarın çağımızın iletişimden kopuk insanına başarılı gözlemciliği, İsmail’in sevgisizlik üzerine kişisel tahlilleri kimi yerlerde tokat gibi çarpıyor.

Altınöz kitabını, bir ailenin de başlangıç noktası olan eşine armağan ediyor. Karı kocanın en önemli özelliği ‘akraba’ olmalarıdır. Bunu sağlayan da çocuktur. Çocuk işin içine girdikten sonra teyze, dayı, hala olmuşsunuzdur bile. Ve kocanız ya da karınız artık amcanız gibi hiçbir zaman kaybolmayacak bir statüye sahiptir.

AİLE DEDİĞİN NEDİR Kİ?
Kitabın ilk bölümü yaş günü sebebiyle aileyle bir araya geliş ve kalkma saatine kadar yaşananlar muzip bir dille anlatıyor. Romandaki bölümler ara başlıklara belirlenmiş. İkinci bölüm İsmail’in kendini dışarı atışıyla başlıyor. Artık geniş aileden kurtulmuştur İsmail, ancak onu yeni maceralar beklemektedir. Tüm kitap bazen sekanslar bazen sahneler halinde yazılmış, çoğunlukla yeni bölüm mekân değiştiğinde yaşanmış. Bu kitabın akıcılığını artırıp, bir çırpıda okunmasını sağlıyor.
Romanın tüm kahramanları İsmail, karısı Gülcan, oğlu Alican, İsmail’in annesi ve babası, uyanık ağabeyi Aytekin, İsmail’in bacanağı, kayınbiraderi, kaynanası, kayınpederi, Ergin abisi, işyerinde çalışan arkadaşı Saliha, ölen ‘şorolo’ dayı Raci ve sert dayı Şahap... Kitaptaki anlatı İsmail’in kendi içindeki iki sesi etrafında gelişiyor. İsmail’in sesi ve halk arasındaki deyişle ‘içindeki şeytanın sesi’. İkisi de İsmail’in sesi sonuçta ancak bazen “İçimden bir ses diyor ki...” ile başlayan ve biz değil de içimizdeki bir başkasına suçu yığmak istediğimiz ‘iç sesimiz’ de bu kez işin içinde. Kendi kendiyle konuşan bir adamın kafa sesinin romanı diyebiliriz. Mizahi dilinin yanı sıra aile çözülmeleri de oldukça başarılı. İktidar ilişkisini, çocukluk anılarıyla birlikte psikolojiye dayanan göndermelerde bulunuyor. Kitaptan öğrendiğimize göre, beşiğinizin nasıl sallandığı bile ailedeki konumunuzu değiştiriyor. Peki, sizin beşiğiniz nasıl sallandı ve sallanırken anneniz kulağınıza ne fısıldadı?

April Yayıncılık’tan çıkan “Kutsal Aile” sıcacık, ‘aile dediğin nedir ki?’ dedirten muhteşem bir roman...

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam